Hayat denen yolculuk, gitmekten değil, dönmekten ibaretmiş. Bak, sen bile gidenlerin arasından çıkıp dönenler safına girdin, gidişinin üzerinden onca yıl geçtikten sonra bir gün ansızın keyfe keder birkaç satırla bana ulaşıverdin. Bıraktığın yerde zahmetsizce buldun beni.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
Herkes kendini başkasına bağlayabilirse de, çocuklarını bağlayamaz. Çünkü onlar insan ve özgür olarak doğarlar; özgürlükleri kendilerinindir; hiç kimsenin onu kullanmaya hakkı yoktur. İyiyi kötüden ayıracak çağa gelmeden önce, baba çocukları korumak, rahatlarını sağlamak için onların adına bir takım koşullar koyabilir, ama onları kayıtsız şartsız, geri dönülmezcesine başkasına veremez. Çünkü böyle bir bağış, doğanın amaçlarına aykırı olduğu gibi, babalık haklarını da aşar. Öyleyse keyfe bağlı bir yönetimin yasal bir yönetim olabilmesi için, halkın onu kabul etmeye ya da etmemeye yetkisi olmalıdır. Ancak o zaman yönetim keyfe bağlı olmaktan çıkar.
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Ciddi olarak ölümsüz olmayı arzulayan var mı? Kim sonsuza kadar yaşamak ister? Şunu bilmek ne kadar sıkıcı ve yavan olurdu: Bugün neler olduğunun hiç önemi yok, bu ay, bu yıl: Daha sonsuz gün,ay ve yıl var. Sayılamayacak kadar çok, kelimenin tam anlamıyla. Böyle olsaydı eğer, başka bir şeyin anlamı kalır mıydı? Artık zamanı hesap etmemize gerek kalmazdı, hiçbir şeyi kaçırmazdık, acele etmemizin anlamı olmazdı. Bir şeyi bugün ya da yarın yapmamız fark etmezdi, hiç fark etmezdi. Kaçırdığımız milyonlarca şeyin, ebediliğin karşısında hiçbir değeri kalmazdı, bir şeyin arkasından üzülmenin de anlamı olmazdı, çünkü onu telafi etmek için zaman hep kalırdı. Günün akışına bile karışamazdık, çünkü bu mutluluk, akan zamanın bilincinde olmaktan beslenir, avare kişi ölümün karşısında bir maceraperesttir, telaşın zorlamasına karşı çıkan bir haçlı askeridir. Her zaman ve her yerde ve her şey için zaman olsaydı: Zaman harcamanın vereceği keyfe yer kalır mıydı?”
Her zaman ve her yerde ve her şey için zaman olsaydı : Zaman harcamanın vereceği keyfe yer kalır mıydı?
Sayfa 165 - Sia Yayınevi·Kitabı okuyor
Hz. İbrahim'in "ölüleri nasıl diriltirsin" diye sorması, Allah'ın kudreti hakkında şüphesinden değil, diriltme olayının nasıl cereyan ettiğini öğrenme merakındandır. "Nasıl" manasına gelen “كيف” nin kullanılmış olması da bunu göstermektedir. Keyfe, durumu sormak için kullanılan bir edattır. Peygamberimiz (s.a.v.)"in şu sözü de bu manayı pekiştirir: “Biz şüpheye, İbrahim'den daha yakınız". Yani biz şüphe etmiyorsak, İbrahim'in şüphe etmemesi daha evladır
Sayfa 305 - İz yayıncılık 2013 (kitap)
1000Kitap
Philipp Mainländer
İnsanın egoizmi kendisini sadece bir kendini koruma güdüsü olarak değil, aynı zamanda bir mutluluk güdüsü olarak da gösterir; yani insan, karakterine uygun olarak sadece hayatta kalmayı istemez, hayatın her anında arzularının, eğilimlerinin, özlemlerinin tam anlamıyla tatmin edilmesini de ister ki en yüksek mutluluğunu da buraya yerleştirir. Arzu - anında tatmin - yeni arzu - anında tatmin; doğal egoizmin istediği şekliyle bir hayat zincirinin halkaları bunlardır. Özlemden keyfe doğru durmaksızın yuvarlanıp giden böyle bir hayata hiçbir yerde rastlanmaz ve bu pratik olarak imkansızdır. Hiçbir idea tamamen bağımsız ve özerk değildir; ister bir kimyasal kuvvet isterse bir insan olsun, şüphesiz amansız bir şekilde etkisini gösterir ve kendi bireyselliğini dayatmak ister; fakat dünyanın geri kalanı da aynı amansızlıkla o ideaya etki eder ve onu kısıtlar. Bu etkilerin büyük bir kısmını ortadan kaldırıp sadece insanın insan üzerinde kurduğu etkilerle baş başa kalsak bile, o en çetin mücadelenin tablosunu çoktan elde etmiş oluruz; bu mücadelenin sonucu ise yüz arzudan sadece birinin tatmin edilmesidir ve bu tatmin edilen arzu da neredeyse her zaman tatmini en az istenen arzudur. Çünkü her insan kendi özel özleminin tam anlamıyla tatmin edilmesini ister ve bu tatmin edilme durumuna karşı çıkıldığı için onun uğrunda mücadele etmek zorundadır; bu nedenle, bireyin milyonlar üzerinde sınırsız bir otoriteye sahip olduğu durumlarda bile, yerine getirilmiş arzuların pürüzsüz bir ardıllığından oluşan hiçbir hayat akışına asla rastlanmaz. Zira tam da bu konumda, hatta bireyin bizzat kendisinde, istencin her seferinde çarpıp tatmin edilmeden kendi üzerine geri dönmek zorunda kaldığı sarsılmaz kısıtlamalar yatar.
Felsefe