• "Halimiz itten beter,keyfimiz paşada yok."
  • Gününüz Aydın olsun efendim..!

    Mutlu bir gün diliyorum..
    Bol paylaşımlı, alıntılı, incelemeli, iletili, yorumlu ve takipli günler efendim..! (Müzik'i unutmayın!)

    Bugünün alıntı konuğu F. Scott Fitzgerald in Muhteşem Gatsby 'si.

    Kitaplığımda olmasına rağmen henüz okuyamadım lakin, filmi izledim. Baz Luhrmann 'ın yönetmenliğinde
    Leonardo DiCaprio'un 'Muhteşem' performansı ile harika bir film ortaya çıkmıştı.. (Oscar bekledik, o yıl yine vermemişlerdi.)

    Muhteşem bir uyarlama olan Muhteşem Gatsby şiddetle okunası ve izlenilesi bir eserdir.

    Bizim keyfimiz pek yok bugün ama size keyifli bir gün diliyorum.

    Şuraya da naif bir müzik iliştirelim; https://youtu.be/ioOzsi9aHQQ
    (Play the blues for you...)

    Mutlu olun, esen kalın efendim..!
  • "Halimiz 'it'te, keyfimiz 'bey'de yok...."
    İlk defa böyle bir söz duyunca paylaşma gereği hissettim.
  • Yaygın bir tavır vardır. Canımız sıkılıyorsa, keyfimiz
    yoksa, çevremize ters davranırız, aksilik ederiz.

    Böyle
    davranmak bize gayet doğal gelir, Oysa böyle davranmak zorunda
    değiliz.

    Keyfimiz var veya yok, çevremizdekilere saygılı
    davranabiliriz, davranmalıyız.
  • Heyecanımıza Ne Oldu?

    Bir içe bakış ihtiyacının zaruret arz ettiği günlerden geçiyoruz… Dış ve dışarı bizleri öylesine yordu ki, içi, içeriyi unuttuk… içtenliğimizi kaybettik…
    Dışa dönük atılım ve açılımlarımız artarken, iç acılarımız büyüdü…
    Kazanma hırsı, kaybetme korkusu insanı acımasızlaştırıyor…
    Gerçi dünyayı kazandık ama kendimizi kaybettik. Birçok şeye sahip olduk ama bir türlü nasipsizliğimiz ve bereketsizliğimiz bitmiyor…
    Evlerimiz genişledi fakat ruhumuz daraldı… Evdeki herkes kendisini dışarı atma derdinde… Acaba dışarıda bulup da evde kaybettiğimiz nedir?
    Hazımsız ve tahammülsüz olduk. Haset ve husumetten kurtulamıyoruz…
    Neden bu kadar gerginiz? Dünya neden güvensiz?
    Keyfimiz kaçtı, hayatın tadı tuzu kalmadı…
    İnsanlar çoğaldı, insanlık azaldı…
    Soğuk bir yaşam, donuk bakışlar, endişeli ilişkiler… Ruhsuz bir kulvara savruluyoruz…
    Biliyorum dünyanın içinde olmakla yetinmedik, dünya içimize kaçtı… Dünyevileştikçe duyarsızlaştık, değersizleştik…
    İdeallerimiz çöktü, irademiz zayıfladı, iddialarımızdan koptuk…
    Moral gidince, mecal kalmıyor…
    Mücadele alanı genişlese de heyecan kalmayınca olmuyor. Dava yürümüyor…
    Heyecansızlık bitiyor…
    Cehdsiz, vecdsiz, aşksız, feyzsiz yol alınmıyor…
    Heyecan oluşturmazsak harcanırız…
    Coşkusu olmayanın çabası sonuç vermiyor…
    Gözlerimizin ışıltısı, kalplerimizin kıpırtısı gitmişse, yüreklerde kıvılcımlar çakamıyoruz…
    Biz tutuşmuyorsak, kimseyi tutuşturamayız…
    His, heyecan, hareket yoksa; edebiyat, hitabet kifayet etmiyor…
    Maneviyat, ruhaniyat eksikse; maddiyat, makam, mevki, mal, mülk hedefe taşımıyor…
    Malumatta zenginiz ama marifet yoksuluyuz… Bilgi çok fakat bilgelikte sınıfta kalıyoruz…
    Teşebbüslerimiz çok ama ilahi tecellileri yanımıza almadan sonuç alınmıyor…
    Hazlar baskın çıkınca heyecanımız söndü…
    Hırslarımızı kontrol edemediğimiz için huşusuz kaldık…
    Hız dünyasında halsiz kalışımızın nedeni hayata nereden baktığımızla ilgili…
    Üzerimizdeki ağırlık hayra alamet değil… Yüreklerde inşirah, itminan hasıl olmuyorsa, kalpsiz bir dünyada nasıl yaşarız?
    Fırsatları değerlendirecek feraset lazım... Bulanıklıkları giderecek basiret gerek… Hikmeti kuşanmadan hakikati taşımak mümkün değil…
    Gaybi yardımlardan kopunca, seküler ve popüler sularda yakînimiz kalmadı… Artık sadık rüyalar da göremez olduk… Kâbuslardan kurtulamıyoruz…
    İlham gelmeyince imkanları gereği gibi kullanamıyor ve imtihanı vermekte zorlanıyoruz…
    Aşkımızı besleyecek adanmışlıklar azaldı… aşkınlığımızı güçlendirecek arınmışlıklar kayboldu…
    Kitap, sohbet, muhabbet, dostluk artık bizi kesmiyor… Doymuşluk mu desem, bilmişlik mi desem, bilmiyorum.
    Profesyonelleştik ama amatör ruhumuz gitti… Hasbiliğimize halel geldi.
    Günahkarların günah işlemedeki coşkusu, salih amel işleyenlerde neden yok?
    Stadyumlarda taraftarların çılgınca coşkusu yankılanırken, Saraçhane’de neden ses yok? Beyazıt neden suskun?
    Düğünlerimizde bile heyecan yok… Nikahta keramet kalmadı sanki…
    Görünürlülük gönüllülüğü gölgeliyor…
    Ahval bu olsa bile bize düşen aşk ve aksiyondur…
    Bize düşen elimizden geleni yapmaktır… Yani bir rüzgâr estirmek ve yeni bir ruh yakalamaktır… Yeniden yola koyulmaktır…
    Secdelerde rehabilite olma vaktidir. Abdest suyunda, şadırvan soğukluğunda arınma zamanıdır… Sadıklarla buluşup yeni seferlere doğrulma anıdır.
    “İman edenlerin Allah’ı anma ve ondan hak sebebiyle kalplerinin huşu içinde olma zamanı daha gelmedi mi?” (Hadid, 16)

    Ramazan Kayan, Milat, 17 Kasım 2017
  • Kelile ve Dimne'nin çevirmeni İbnu’l-Mukaffa zamanın ruhuna uygun bir tespitte bulunurken halihazırda toplumun tomografisini de çekmiş:
    “Herkes ötekini suçluyor, herkes ötekini düşman belliyor ve herkes ötekini ayıplıyor.”

    Yani her şey tam da olmaması gerektiği gibi. Tam da biz.

    Bilindiği üzere Kelile ve Dimne, fabl tarzında yazılmış hikayeleri kapsıyor. Bu da hayretimucip bir detay ve bu da üzerimize cuk oturuyor. Dahası, Mukaffa olaya naif yaklaşmayı başarmış fakat bu konuda özrümü dilemem gerek: Halimiz itten beter, keyfimiz paşada yok.
  • BAY Q’NUN BİLİNEMEYEN SIRRI
    Her gün olduğu gibi çalıştığımız cafedeydik,yemek molası verilmişti,y ve ben her zaman olduğu gibi bizi bizim diğerlerinden farklı olduğumuz sanısına götüren felsefi ve ahlaki temalarla örülü konular konuşuyorduk,varsın diğerleri kızlardan,arabalardan,başkalarının kişilik ve dış görünüşlerinden,tatmin edemediği dürtülerinden konuşsundu,biz farklıydık,onlar sıradan ,biz özeldik,klişe tabiriyle onlar sürü,biz çobandık,onlar tarla faresi,biz ise Elvis’dik,Sokrates’tik,Leonardo’yduk,Tolstoy,Sezar,Marilyn Monroe’yduk.
    Sohbete y başladı cafe nin ızgara ustası a dan bahsetti,ilçe ahalisi olarak latin alfabesinin tüm harflerini isim olarak sonuna kadar kullanmayı ilke edinmiştik,( ha bu arada usta a dan konuşuyorsak konuşmanın ana fikri ahlak olduğu içindi,yoksa diğerleri gibi onu çekiştirmiyorduk,dedim ya biz özeldik)y onun işini nasıl titizlikle yaptığından,dürüstlüğünden,insanlarla olan olumlu ilişkilerinden bahsetti,ben de babacanlığından,dostluğa ve eskilerin deyimiyle muhabbete olan düşkünlüğünden,aynı zamanda iyi bir sırdaş olduğundan söz ettim.Zaten insan dediğin böyle olmamalı mıydı,dürüst,çalışkan,iyiliksever,babacan,tutarlı,erdem denilen şey bu ve bu gibi kavramların,toplamından başka neydi?Bizi hayvanlardan ayıran bu nitelikler değil miydi?İnsan denilen boş balonun içi bu niteliklerle doldurulmamalı mıydı?Çalışmamdan arda kalan zamanlarda kitap okurdum,bir keresinde bir filozof adı Sartre’dı sanırım varoluş denen bir şeyden bahsediyordu,kısaca insanın bu dünyaya dolu bir şekilde gelmediğini(sanırım öz oluyordu bu),insan yaşamının bir süreç olduğunu,insanın kendi yaptığı seçimlerle deyim yerindeyse kendini doldurduğunu,buna da varoluş dendiğini söylüyordu.Biz seçimimizi iyilikten yana kullanmıştık;ancak bu yolla medeniyet daha yüksek bir seviyeye ulaşabilir,anlamsız savaşlar son bulur,insanlığın özlemi olan nihai barış gerçekleşebilirdi(çok mu klişe konuşuyorum ne?neyse)ben z cafe çalışanı bay z benim doğrum buydu,ah o savaşlar,o kahrolasıca savaşlar,defolun ve bir daha geri gelmeyin.Bırakın bir insanı,bir canlıyı öldürmek,hayatta yapabileceğim hatta hayal bile edeceğim bir şey değil,çünkü benim seçtiğim yol bu,kim bilir belki yaratılış gereği böyleyimdir,neyse kendimi övmeyi pek sevmem.
    Ben ve y yine filozofların ve ahlak bilimcilerin konuştuğu konuları konuşurken kapıdan ayakkabı boyacısı x girdi,bize doğru geliyordu,şu lanet ızgara ustası a nın ona hiç benzemeyen oğlu x,ona borcumuz olduğunu söyledi,evet gerçekten de vardı,bilmem kaç ayakkabı boyasının parasını ödememiştik;ama kimin umurunda şu iğrenç mahluka bir de paramı ödeyecektim,zaten babası yüzünden her gün cafede bedava yemek yemesi yetmiyormuş gibi,haraç alır gibi yüzsüz yüzsüz bizden para da istiyordu beyimiz.Babası yüzünden katlanıyordum ona yoksa kapıdan içeri dahi sokmazdım .Bir insandan nefret edilebilecek her türlü özelliğe sahipti,dışarıdan onu gören kişiye “gel beni aşağıla der gibi bir hali vardı,böyle babadan böyle oğul,şaşılacak şey.Ben ve y onu bir güzel azarladıktan sonra kendimi tutamayıp ona bir çelme taktım,yere düştü,cebinden düşen bozuk paralar oraya buraya savruldu,gözleri yaş doldu itiraf edeyim bu hoşuma gitti,y de kendini tutamayıp başına bir kaşık geçirdi,çocuk ağlamaklı,”neden böyle yapıyorsunuz,ben size ne yaptım” diyebildi,açıkçası keyfimiz yerindeydi,bizi tek korkutan şey patronun çıkardığımız gürültü sebebiyle bizi azarlama ihtimaliydi,bu yüzden ona ”git işine be,sana para mara yok” dedim.O da bunu acı bir şekilde anlayarak usul usul gitmeye hazırlanıyorken,birden arkama baktığını gördüm y de o tarafa doğru bakıyordu,içimden “eyvah patron” diye geçirdim ,korkarak da olsa arkamı dönebildim,patron değildi,bu bay q du.Bay q cafenin
    müdavimlerindendi,kimseyle konuşmaz sessizce yemeğini yer,hesabı öder sonra da çeker giderdi anlayacağınız,ilginç biriydi.Onu buraya getiren sebebi merak ettim,tam ben soracakken o konuştu:
    -Ne yapıyorsunuz gençler
    -Hiç eğleniyoruz bay q.
    -Başkasıyla dalga geçerek mi?
    -.Şey,bayım bu kişi başkası bile sayılmaz
    -Neden?
    -Çünkü bu kişi bir hırsız,yalancı ve uyusuğun teki baksanıza burnundaki sümüğü temizlemeye bile aciz.
    -Ben de onu diyorum,düzelmez,bu şekilde düzelmez.
    -Ne düzelmez?
    -Hayat,dünya ,her şey.
    -Nedenmiş o?
    -Bakın çocuklar,iyilikten bahsedebiliriz,iyi olmaya çalışabiliriz,belki de kendimizi iyi biri olarak da hissedebiliriz;ama,işte,değil,bu ,bu beni delirtiyor,bilmiyorum,yanlış.Birini sevmek için kendimize az sebep buluruz;fakat iş nefrete gelince bu sebep sonsuzlaşır.Ne siz bu çocuktan,ne de bu çocuk sizden daha iyi,bugün bu masada bu şekilde bulunmanızın sebebi şartlar,belki daha iyi şartlar da bu çocuk bir melek olabilirdi,belki de olmazdı,aslında olmazdı,siz de olmazdınız,bilmiyorum,yanlış,demek istediğim,şey ,o şey var ya her şey onun yüzünden,savaşlar,felaketler,diğer dertler;ama siz yine de konuşun konuşmak iyidir.
    Bay q ne saçmalıyordu böyle.
    -Konuşmakla hiçbir yere varılmaz çocuklar;ama siz yine de konuşun.Eğer birinden nefret etmek istiyorsanız, bunun bir sebebi hep bulunur,gerilimin,öldürmenin hep bir sebebi vardır,ah şu insanlar hep böyleler ve hep böyle olacaklar,bu gerçek hiç değişmeyecek;ama siz kaçın,bu yüzden konuşun konuşmak iyidir;ama;ama evet şimdi geldi,konuşmalar hep sanaldır gerçeği örterler,biz insanlar değil miyiz ki hep iyiliğin peşinde,koştuğumuzu söyleyen,eminim siz gençler de böylesinizdir;ama şu çocuğa yaptığınıza bir bakın.
    -Ama
    -Şey her şeyin temelinde bir şey var,evet,o şey,anlatamıyorum,belki üç boyutlu değil,zekamızla kavrayamıyoruz,hiçbir senaryoyla anlatılamaz,hiçbir dekora sığmaz olan şey,bizi bize çeliştiren,işte bu “şey”dir.Ah bir anlatabilsem,bir anlatabilsem;ama elden ne gelir insanız sonuçta,hoşçakalın.
    Bay q nun sözlerinden hiçbir şey anlamadım,belki de asıl mesele buydu anlamamak,yemek bitmişti,dolayıyla sohbette bitmişti,aklıma Darren Aronofsky’nin Pi filmi geldi,Bay q nun saçmalıkları umurumda bile değildi,y ile düşündüğümüz tek şey yarınki yemek molasında ”nasıl daha iyi olunur” temalı konuşmada neler konuşulabileceği idi.