10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 15:26
Hem psikoloji hem de bilimkurgu sevenler için 2026’nın en iyi kitabı gözümde. Öncelikle Matt Haig kitapta hiçbir ayrıntıyı atlamamış ve yine inanılmaz akıcı bir kitap yazmış. (Spoiler) Wilbur’u okurken empatiyle okuyor ve her yazılmış olan Wilbur mutlu olsun istiyorsunuz. Kitabın en sevdiğim yanı da kaybolan Wilbur vardı ama aslında hayatını yeniden yaşayacak olan da vardı. Kaybolanın ne yaşadığını biliyoruz ama farklı şeyleri seçecek olanın daha neler yaşayacağını bilmiyoruz. Ama aynı zamanda kaybolan Wilbur için üzülmüyorsunuz çünkü kaybolmamış da olabilir :). Her seçim farklı bir hayat sunar ve geleceği bilirsek bu ancak bir bilgi olur. Bu detay mükemmeldi. Okurken bir çok duyguyu yaşatarak ilerleyen ve tatmin eden bir kitap. Matt Haig’in yazısının da zamanla daha çarpıcı olduğunu görüyorsunuz okurken. Gece Yarısı Kütüphanesi’nden Nora detayı da hem geçmişe götürüyor hem de onun mutlu olduğunu görmek çok güzel bir his uyandırıyor. Hayat sizi yoruyorsa bir çırpıda okuyup kedinize getirecek ve düşündürecek bir eser. Hayat yorsa da yormasa da “Hayat ancak geriye doğru anlaşılabilir fakat ileri doğru yaşanmak zorundadır.” Kierkegaard.
Hayata Dair
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026221 okunma
10/10
·490 syf.··
Beğendi
·
2026 52. kitabı
KLASİKLERLE FELSEFE (Felsefi Ünceleme) NIGEL WARBURTON Klasiklerle Felsefe, 1962 doğumlu Britanyalı ünlü felsefeci Nigel Warburton tarafından kaleme alınan ve felsefe tarihinin en önemli yapıtlarını rehber eşliğinde inceleyen popüler bir felsefeye giriş kitabıdır. Eser, akademik jargondan uzak ve son derece anlaşılır bir dille yazılmış. Kitapta, antik çağdan günümüze kadar uzanan süreçte felsefe tarihine yön vermiş tam 32 büyük eseri incelenmiştir. 32 filozof ve 32 eserin tam listesi şöyledir: Platon – Devlet Aristoteles – Nikomakhos'a Etik Boethius – Felsefenin Tesellisi Niccolò Machiavelli – Prens Michel de Montaigne – Denemeler René Descartes – Meditasyonlar Thomas Hobbes – Leviathan Baruch de Spinoza – Etika John Locke – İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme John Locke – Hükümet Üzerine İkinci İnceleme
Klasiklerle FelsefeNigel Warburton · Alfa Yayınları · 2016480 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·128 syf.··
2026 42. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 09:47
Bazı kitaplar vardır, okurken sadece metni değil, kendi inançlarını, değerlerini ve sınırlarını da sorgulamaya başlarsın. Korku ve Titreme tam olarak böyle bir eser. Kierkegaard bu kısa ama yoğun kitabında, Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmeye götürme hikâyesi üzerinden insanın inançla olan ilişkisini ele alıyor. Ancak burada amaç dini bir anlatıyı tekrar etmek değil; aklın, ahlakın ve bireysel inancın çatıştığı noktaları göstermek. İbrahim'in yaşadığı ikilemi incelerken okuyucuya şu soruyu yöneltiyor: Bir insan, evrensel ahlak kurallarının ötesine geçerek yalnızca inancına dayanabilir mi? Kitap boyunca Kierkegaard'ın geliştirdiği iman şövalyesi kavramı dikkat çekiyor. Ona göre gerçek inanç, kesinlikten değil belirsizlikten doğar. İnsan tam da anlam veremediği yerde bir sıçrayış yapar ve bu sıçrayış beraberinde korkuyu, kaygıyı ve titremeyi getirir. Bu yüzden eser, yalnızca dini bir metin değil; aynı zamanda insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine güçlü bir düşünce denemesidir. Korku ve Titreme, kolay okunan bir kitap değil. Zaman zaman tekrar eden anlatımı ve yoğun felsefi dili sabır istiyor. Ancak satır aralarında dolaştıkça Kierkegaard'ın neden varoluşçuluğun öncülerinden biri olarak kabul edildiğini daha iyi anlıyorsunuz. İnanç, özgürlük, birey ve ahlak üzerine düşünmeyi sevenler için sarsıcı ve ufuk açıcı bir okuma.
1000Kitap
Korku ve TitremeSoren Kierkegaard · Say Yayınları · 20172,261 okunma
Puan vermedi
men samete necâ anladik,, kierkegaard'in ya/ya da'si ile sentez antitez eylenebilir, neler cikar acaba, cok kizgin bir kitap, oturtamadim bir yere, devamli ayakta geziyor, kiziyor. aman tekfir ilan olunuruz diye korktum biraktim coktehlikeli, gaza(p)li,,,,
Dilin Âfetleriİmam Gazali · Rağbet Kitap · 202417bin okunma
Kierkegaard ya yada
Puan vermedi·976 syf.·
2026 31. kitabı
İnsanın hayat karşısında yaptığı seçimleri merkeze alan bir eser. Kitap boyunca iki farklı yaşam anlayışı karşı karşıya gelir. Biri hazların, anlık heyecanların ve estetik zevklerin peşinden giden hayat diğeri ise sorumluluk, bağlılık ve ahlaki tercihlerin şekillendirdiği hayat. Kierkegaard hangisinin doğru olduğunu doğrudan söylemekten çok insanı kendi seçiminin sonuçlarıyla yüzleştirir. Eserin en güçlü tarafı, hayatın aslında seçimlerden kaçılarak yaşanamayacağını göstermesidir. Çünkü seçmemek de bir seçimdir. Kierkegaard’a göre insanı olgunlaştıran şey sürekli yeni şeyler peşinde koşması değil, yaptığı tercihin sorumluluğunu üstlenebilmesidir. Bu yüzden kitap sadece aşk, evlilik ya da ahlak üzerine değil, insanın kendisi olma mücadelesi üzerine de düşünür. Bazı bölümleri ağır ve dağınık gelebilir ancak kitabın merkezindeki mesele oldukça canlıdır. İnsan nasıl yaşamalıdır? Keyfin peşinden giderek mi, yoksa anlam ve sorumluluk arayarak mı? Kierkegaard kesin cevaplar vermekten çok bu soruyu okurun önüne bırakıyor.
Ya / Ya DaSoren Kierkegaard · Alfa Yayınları · 2020363 okunma
5/10
·110 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:31
Eser Albert Camus 'ün edebiyat dalında kaleme aldığı en önemli eseriymiş.Oldukça kısa bir roman olmasına rağmen beni fazlasıyla düşündürdüğünü söylemeliyim.Yazar tüm olayları romanın baş kahramanı Meursault'un gözünden dile getirmiş. Kayıtsız,inançsız,duyguları mekanikleşmiş,toplumsal kurallara karşı ilgisiz hâli ile hem kendisine hem hayata karşı yabancılaşmış bu adam hakkında olumsuz şeyler düşümemek imkânsız olsa da ben onun dürüstlüğünden oldukça etkilendim. Tüm ilişkilerinde kurduğu diyalogları ve davranışları öyle şeffaf ve personasızdı ki bu durumun hiçliğe düşmüşlüğün boşvermişliğinden mi yoksa kendine has kurduğu bir ahlâk yasasından mı kaynaklandığına karar veremedim. Belki de Meursault böyle davranarak zorlama nezaket gösterilerine, yapmacık samimiyetlere, sahte dindarlara, kısacası söylemleri ile eylemleri arasındaki çelişkilerini farkettiği tüm sosyal ilişkilere tepki göstermiştir. Bu kısmı mecburen spoiler içerir Yazarın romanda öldürülen bir "insan" dan bahsederken Arap ifadesi kullanması düşündürücüydü (sanırım Camus sömürge Cezayir’indeki Fransız bakış açısını eleştirmiş) bundan daha düşündürücü olanı ise mahkemede hâkimin ve savcının önemle vurguladıkları suçun, somut bir cinayetle değil Meursault'un annesinin cenazesindeki mesafeli ve duygusuz davranışları üzerinden şekillenmesiydi. Hikâyenin sonunda bu donuk ve kayıtsız adamın hücrede bir papazla yaptığı görüşme sırasında yaşadığı katarsis çok ilgi çekiciydi ve bence bu patlama aslında onun duygu ve düşünce dünyasına dair pek çok perdeyi de aralıyordu. Anlamsızlık rüzgârında savrulan Meursault'un hikâyesine,zihnimde Soren Kierkegaard da "Ölümcül Hastalık Umutsuzluk" eseri eşliğinde dâhil oldu.Sonuç olarak okudukça hayata ve varoluşa dair sorularına cevap bulamadığı için boşluğa düşen ruhların
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,3bin okunma