Şahika Giray hayatını anlatacağı bir röportaj için Isparta'ya gitmek Karen için yeni bir başlangıç olacaktır. Genç ve güzel bir kadın olan Karen'in yaralı yüreğini hemen tanır alzheimer hastası Şahika hanım ve aralarında güçlü bir bağ kurulur. 2 yıl önce bir davette karşılaşan iki kadını, kesişen yolları, geçmişinin tüm defterlerini Karen'e açması ve derin yaraların izleri artık ortaya çıkmaktadır.
Aral Şahika'nın vasisidir, aralarındaki gizemli bağ, Karen ile aralarındaki çekim ile bu zarif adam aşık olunmayacak gibi değildir. Karen'e teslim edilen günlükler geçmişin sırlarını, acılarını tek tek gün yüzüne çıkarıyor.
Aral'ın Şahika ile bağı itirafı zorlaştırsa da okunan günlükler ile genç Şahika'nın özlemleri, acıları güzel kalbini tek tek anlatıyor. Ve onu çok seven eşi Sina beyin hayatına girişini.
Yazardan okuduğum ilk kitap ve Türk filmi tadında, akıcı dili mekanları yaşatır hisle yazılmıştı.
İnşallah diğer kitaplarını okumak kısmet olur. Çocukluğun yaraları, fırsatçı insanlar, sevgiyle iyleşme, güzel bir kalp yani her duyguya yer veren güzel bir kitap.
Akıp giden sayfalar ile hızlı okunan kitabı türü sevenlere tavsiye ederim.
Beni ikna etmenin mutlu etmek kadar kolay olduğunu söylerdi hep. Haklıydı. Çok kıymetli fakat işe yaramaz bir biblo gibiydim.
Kaybetme korkusu bildim bileli benimleydi ve babamın ölümünden sonra kaybedecek kimsem kalmayınca yalnızlık korkusuyla yer değiştirmişti.
Sizlerle Dr. Arslan Tekin'in Selçuklu Tarihi eserini paylaşacağım. Çoğunlukla psikolojik araştırma kitapları okuyup yorumlayan biri olarak tarih okumalarını merakla yaptığımı belirteyim. Elbette herkes aynı oranda ya da aynı zamanda tarih kitaplarına ya da romanlarına ilgi duymak zorunda değil. Bende ilk okumalarıma psikoloji türünde başlamadım lakin zamanla her okuduğun psikoloji eseri beni tarihin tozlu sayfalarını götürünce tarih okumalarımda başladı. Genellikle Osmanlı tarihi ve dönemini beğenerek okusamda Osmanlının zuhur etmesine katkı sağlayan Selçukluları okumak ayrı bir değerdi. Öyle ki hiçbir toplum yoktan var olmuyor. Aksine birbirini tamamlayıp üstüne yenilikler katarak daha da büyüyor. Yaklaşık 300 yıl hüküm süren Selçuklu Devleti Oğuzların Kınık Boyu Selçuk Bey tarafından kurulan Ortadoğu'dan Anadolu'ya kadar geniş bir coğrafyaya sahip bir devletti. Dr. Tekin eserin ilk bölümünde Selçuklulardan sonra varlıklarını sürdüren Türklerden bahsediyor ki Tolunlular'dan İhşidliler'e kadar pek çok devlet göze çarpmakta. İkinci bölümde; Selçuklu Devleti'nin vasıfları, askeri yapılanması ve gulam sistemi detaylıca anlatılmakta. Üçüncü bölümde; Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu, Müslüman olmaları sonrasındaki Tuğrul ve Çağrı Beyler dönemi dikkati çekmekte. Horasan'daki Türklerin durumu adeta günümüze ayna tutmakta. Özellikle de Sultan Alparslan dönemini okurken insan hem hayret ediyor hem de taht denen gerçeğin etkilerini sultanlar ve şehzadeleri üzerinden farklı bir coğrafyadan müşahede ediyor. Batinilerin hamleleri, Alamut kalesindeki yaşananlar, Nizamiye Medreselerini kuran Nizam-ı Mülkün siyasi ve sosyolojik konumu hiçbir sürecin kolay olmadığını hatırlatıyor. Dağılan Büyük Selçuklu Devleti'nin ardından kurulan Suriye Selçukluları ile Anadolu Selçukluları ise
Selçuklu TarihiArslan Tekin · Kariyer Yayınları · 201224 okunma
-DETAYLI BİR İNCELEME YAPTIM SANIRIM VE BU KISIM SPOİLER İÇEREBİLİR-
Romanımızın başkarakterleri Darcy ve Elizabeth’tir. Elizabeth kitap okumayı, sohbet etmeyi seven, aile bağları kuvvetli, yaşadığı döneme göre evlenmesi gerektiği bilincinde olan ama bunun da mantık evliliğinden çok sevgiye dayanması gerektiğini düşünen bir genç kızdır. Kardeşleri ise onun aksine annelerinin de telkinleriyle balolarda iyi bir kısmet bulmaya çalışmaktadır. Darcy ise yaşadığı dönemde soylu sınıfına mensup, toprak sahibi olan ve bunun getirdiği zenginlik sayesinde tanınan, varlıklı ve bir o kadar da kibirli birisidir. Olaylar Darcy ve arkadaşının baloya katılmasıyla başlar, Elizabeth ile Darcy arasındaki ilk temas da burada gerçekleşir.
Öncelikle kişisel tahliller üzerinden inceleyecek olursak Darcy ve Elizabeth kesinlikle aynı kafa yapısına sahip değiller. Zaten normal şartlarda Elizabeth gibi dönemine göre normal özelliklerde olan bir kızın Darcy gibi birisiyle olması da pek mümkün görünmüyor. Ancak Elizabeth’in baloda Darcy’e yaptığı ilk çıkışla Darcy tarafından fark edildiğini ve zihnindeki bazı tabuların yıkıldığını görmekteyiz. Daha sonrasında ikili arasında gelişen olaylarda da Darcy’nin zannettiğinin aksine Elizabeth kendisini ve ailesini daha iyi açıklama fırsatı bulur, kadınların ve erkeklerin dönemine göre nasıl baskı altında olduklarına dair görüşlerinden bahseder ve tabiki Darcy’nin etkilenmesi kaçınılmaz olur.
Bence Darcy ve Elizabeth aynı anda etkilenmiyor birbirinden kitabın en sevdiğim yönlerinden birisi de bu :) kitapta da ve filmde de bariz şekilde Darcy’nin Elizabeth’i gördüğü zaman heyecanlanması, ani hareketleri, göz teması kurmaktan kaçınması bize bunları gösteriyor :)) EK BİLGİ: KİTABI OKUDUKTAN SONRA FİLMİNİ DE İZLEMENİZİ ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM, GAYET KİTABI
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,8bin okunma
insan gerçekten bir eve mi dönmek ister, yoksa dönmek istediği şey çoktan kaybolmuş bir zamana mı aittir? demir özlü bu soruya cevap vermiyor. ama kitabın tamamı o sorunun etrafında dolaşıyor.
Holokost’u anlatan birkaç kitap okumuştum daha önce. Bu da kütüphanemde bekliyordu kısmet bugünlereymiş.
İnsan Holokost ile ilgili kitap okurken hayret ediyor: Nasıl olur da böylesine soykırıma uğrayan bir halk bugün bu kadar vahşi olup aynısını başka bir halka yapıyor diye.
Bugünkü yapılanları tabi ki tüm yahudilere mal etmiyorum. Elbette onların içinde de savaş karşıtı insanlar vardır ama genel olarak yaklaşımları çok faşistçe.
Kampta doğan bebeklerin öldürüldüğü bazı sahneleri okurken Yahudi bir kadın milletvekilinin sözleri aklıma geldi: “ Arapların bebeklerini öldürün, yılanı küçükken ezmelisiniz” Vahşet kimlik değiştirse de vahşeti uygulayanlar hep aynı kaldı.
Ben bu kitabı okurken sanki soykırımı yapan Naziler değil de soykırımı yapan Yahudiler soykırıma uğrayan da Filistinliler’miş gibi okudum. Yazara da ulaşmaya çalıştım ama sosyal medyada bulamadım. Ona bir sorum olacaktı: “Filistin hakkında bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
Ah, bu kitabı okumak için ne kadar geç kalmışım!
Çocukluğumuzdan beri bir şekilde bu hikâyeye maruz kalıyoruz; çizgi filmler, filmler ve çeşitli uyarlamalar sayesinde Frankenstein'ı bildiğimizi sanıyoruz. Ben de bu yüzden yıllarca kitabı okumadım. Geçen yıl çıkan yeni film uyarlamasıyla birlikte kitap yeniden popüler olunca okumaya karar verdim. Demek ki kısmet bu zamanaymış.
Hikâye ne kadar tanıdık olursa olsun, kitabı büyük bir merakla okuyorsunuz. Elinizden düşüremiyor, aklınız hep kitapta kalıyor. Bitirdikten sonra da etkisi günlerce sürüyor. Böyle kitaplara bayılıyorum.
Frankenstein son derece derinlikli bir eser. Victor'un büyük bir hırsla bilimin sınırlarını zorlayarak gerçekleştirdiği deney ve hedefine ulaştığında yaşadığı hayal kırıklığı, ardından yarattığı varlığı reddedişi oldukça çarpıcı. Okurken sürekli şu soruyu düşündüm: Acaba onu en başından kabul etse ve sevgisini gösterseydi ne olurdu?
Yaratığa üzülmemek elde değil. Çünkü o, eski film uyarlamalarındaki gibi konuşamayan, akılsız bir canavar değil. Tam tersine; zeki, konuşkan, duygusal ve düşündürücü bir karakter. Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri de De Lacey ailesini gözlemlediği ve onların yanında geçirdiği zamanlardı. Yaratığın merakı, öğrenme isteği, insanları anlamaya çalışması ve onlardan biri olma arzusu çok etkileyiciydi. Ancak ne yazık ki bunların hiçbiri yeterli olmuyor; dış görünüşü her şeyin önüne geçiyor. Sürekli dışlanan, korkulan ve reddedilen bir varlık olarak görülüyor. Oysa tek istediği sevilmek ve insanlar arasında yaşayabilmekti. Her dışlanışında yaratıcısına duyduğu öfke, biraz daha büyüyor. Onu yaratan kişi bile kabul etmemişken, diğer insanların kabul etmesini nasıl bekleyebilir?
Hikâyeyi okurken Victor'a hem kızıyor hem de yaşadığı kayıplar nedeniyle ona üzülüyorsunuz.