Kadınlar çoğu zaman önemli bir adamı öyle bir tarzda severler ki, ona yalnızca kendileri sahip olmak isterler. Eğer kibirleri aksini tavsiye etmeseydi, sevdikleri adamı memnuniyetle bir yere kapatıp kilit altına alırlardı.
Paradigmatik(değerler dizisi) ve narrativ anlatım. Her ikisi de insan zihninin eşit derecede doğal ve özüne ait formları olsalar da 'anlatımsal' olan önce gelir, onun ruhani bir önceliği vardır. Ufacık çocuklar hikâye anlatılmasını isterler ve hikâyeleri çok severler. Genel kavramları ve paradigmaları kavrama güçlerinin henüz oluşmadığı bir dönemde, karmaşık konuları hikâyelerde tasvir edildikleri şekilde anlayabilirler. İşte bu anlatımsal ve sembolik güç, yaşamı hissetmemize yarar. Çocuklar Öklid teoremini anlama döneminden önce kutsal kitabı anlayabilirler. Kutsal kitap daha kolay olduğundan değil, bilakis tersini söyleyebiliriz. Bunun nedeni kutsal kitabın sembolik ve anlatımsal olmasıdır.
Yaş ve gerçek.— Genç insanlar, ne ölçüde doğru ya da yanlış olduğundan bağımsız olarak, ilginç ve olağandışı olana bayılırlar. Daha olgunlaşmış ruhlar ise gerçeği, onda ilginç ve olağandışı olan şey için severler. Nihayet, tamamıyla olgunlaşmış zihinler ise, gerçeği, sade ve yalın olduğunda ve sıradan insanlara can sıkıcı görünse bile severler; çünkü onlar gerçeğin kendisinin en yüce ruhsal aidiyetlerinden bir yalınlık havasıyla söz etme eğiliminde olduğunu fark etmişlerdir.
Allah'ın anlattığı bir şey, insanlığın hidayeti için onun anlat-tığından daha güzel bir şekilde anlatılamaz. Onun anlattığından daha güzel bir anlatım şekli düşünülemez. Buna "âmenna" deriz ve Yusuf kıssasında bunu açık bir şekilde göreceğiz. Peki anlatılabilecek en güzel şekilde anlatmak ne demek? Daha önce anlatılan bir şeyi daha güzel, en güzel şekil-de anlatmak demek. Yusuf kıssası diğer kutsal kitaplarda da anlatılır fakat orijinal hâliyle değil. Özellikle Tevrat'ta Yusuf kıssası, İsrailoğulları'nın diğer peygamberleri ve peygamber kıssalarından bahsedilerek anlatılır. Bu yüzdendir ki Kur'ân'da Yusuf kıssasını veya diğer aşina oldukları peygamber kıssalarını duyduklarında "biz zaten bunu bili-yorduk, niye anlattın ki sen bunu bize şimdi" diyerek ala-ya alabilirlerdi. Zira Yahudiler alaya almayı, dalga geçmeyi çok severler. Fırsat buldukları her an Müslümanlarla dalga geçmişlerdir. Fakat bu konu hakkında dalga geçtiklerine, böyle bir şey dediklerine dair elimizde hiçbir veri yoktur. Çünkü kıssanın kendi kitaplarından çok farklı bir üslupla anlatıldığını anladılar. "Muhammed, bizim söylediklerimizi tekrar ediyor" diyebilirlerdi, diyemediler. Bu, Allah'ın aynı olayı Kur'ân'da en güzel şekilde yeniden anlatmasından kaynaklanır. Bununla birlikte Peygamber Efendimizin [sav] aktardığı peygamber kıssalarının olması gereken hâliyle, çok farklı bir üslupla anlatıldığını o kadar iyi anlıyorlardı ki hiçbir şey diyemiyorlardı. Aksine Tevrat'ı saklıyorlardı. Yahudiler Tevrat'ı saklamakla meşhurlardır çünkü aşikâr etseler Kur'ân'ın ne kadar muazzam ve doğru bir kitap olduğunu anlayacaklardı.