·
Okunma
·
Beğeni
·
120
Gösterim
Adı:
Aşkta ve Yaratıcılıkta Yeniden Doğuş
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059621656
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Otto Yayınları
İnsan sevgisi merkezinde bir yaşam süren Mevlânâ, hoşgörünün ve tevazunun temsilcisidir. Şair ve mutasavvıflığı yanında insan doğası konusunda da derin bir anlayışa sahiptir.

Aşkın gücüne ve mahiyetine ulaşmaya çalışan Mevlânâ, gerçek aşkın, ruhun en içteki kısmı harekete geçirildiğinde anlam kazandığının farkına vardı. Âlemin kopyası olan insanın sadece duyulardan meydana gelmediğini, ruh beden bütünlüğüyle düşünüldüğünde içinde cevherler barındırdığını keşfetti.

Psikanaliz ve insan doğasıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapan A. Reza Arasteh bu eserde, insan benliğinin evrensel bir bütünlüğe ulaşarak huzura ereceği düşüncesinden hareketle Mevlânâ’nın hayatını ele almıştır.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Haçı ve Hıristiyanları baştan başa araştırdım.
O haçta değildi
Putperestlerin tapınağına, eski pagodaya gittim; Ona dair bir iz yoktu orada da.
Herat Dağı'na ve Kandahar'a gittim
Baktım oralara; O, o tepede ve o vadide değildi.
Kaf Dağı'nın (16) zirvesine çıktım;
Fakat orası sadece Anka Kuşu'nun meskeniydi
Arayış için çevirdim (17) dizginlerimi Kâbe'ye
O ne yaşlıların, ne de gençlerin toplandığı yerdeydi
İbn Sînâ'yı, O'nun varlık düzeyini sorguladım
O, İbn Sînâ'nın [bilgisinin] hudutları [içinde] de değildi (18)
Kâbe Kavseyn'e çıkmayı da başardım
O yüce sarayda da değildi
Gözlerimi kalbime çevirdim
Oradaydı
Başka bir yerde değil. (19)

Mevlana Celaleddin-i Rumi

16 Kaf, Attâr'ın tasavvuf kitabı Mantıku'-tayr'ında belirtildiği gibi kendisi ile birleşme nesnesi olan Simurg'un meskenidir.
17 Burada dini temsil etmektedir.
18 Aklın hududunu temsil etmektedir.
19 R. A. Nicholson, Sellected Poems from the Diwan-e-Shams Tabriz, Cambridge University Press, Combridge 1952.
Mevlana Celaleddin-i Rumi, insanın hayatında aklın ortaya koyduğu çözümün sınırlı olduğunu ispat etmek için, bir kayığa binen ve kibirle kayıkçıya gramer bilip bilmediğini soran bir gramer âliminin hikâyesini anlatır. Sorulan soruya cevaben, kayıkçı hayır anlamında başını sallar. Bunun üze rine âlim: "Senin hayatının yansı heba olmuştur.” der.

Kayıkçı, bu karar üzerinde bir müddet ciddi ciddi düşünür. Bu sırada çıkan bir fırtına kayığı girdabın kenarına sürükler. Âlime doğru dönen kayıkçı sorar: "Yüzme biliyor musun?”

"Hayır” der gramerci. Bunun üzerine kayıkçı: "Şimdi senin bütün hayatın heba olmuştur.” der.

Mevlânâ'ya göre kişi, sonsuz biçimde fırtınalı olan hayat denizinde iken tek başına akıl onu selamete götüremez.
Mevlânâ'ya göre, kişinin, benlik mükemmelliğine ulaşması için, önce nefsi akılla arındırmak ve kontrol etmek, geleneksel benliği aşağı çekmek, içinde bulunduğu durumu aşmak ve evrensel benliği tamamen gerçekleştirmek gerekir.

Diğer bir ifadeyle, Mevlânâ, tasavvufu, insanı sosyal bir varlık yapmaktan ziyade, evrensel insan yapma yolu olarak anlıyordu. Mevlânâ'nın hayat yolu, insanı içgüdüsel davranışlardan kurtarmayı, pratik amaçlar için aklın kullanılmasını ve aşkın (transccndental) insan için kendisinin gerçek benliğini izlemesinin faydasını vurgulamaktadır.

Akıl ona ancak uyanıklığın kapısına ulaşması konusunda yardım edebilir. Mevlânâ bu aşamanın (makam), kitaplardaki bilgilerle veya başkalarını dinlemekle elde edilemeyeceğini tekrar eder. Kişi kendisinin uyandırıcısı olmalıdır;

yani bir kişi, başkasına sadece tasavvuf dersi vererek onu uyandıramaz.

Kişinin kendisinin, kendisini arama fikrini kavraması Ve bunu kendi içinde duyması gerekir. Bir ses ona şöyle diyebilir: "Eğer sen bir erkeksen öne gel ve ileri geç, Her ne sana engel oluyorsa (ad, san, arzu) onları bertaraf et. Hakikati ara.”
Erich Fromm Önsözü
Bizler insan ırkının nükleer savaş sonucu maddeten yok olmakla tehdit edildiği ve insan bireyinin, kendisine diğer insanlara, tabiata ve emeğine gittikçe yabancılaştığı bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın bütün ülkelerindeki insanların, hümanizmin 1 ilkelerinin yeniden tasdiki ile bu tehditlere karşı tepkide bulunmalannda hayret edilecek ne olabilir ki? Gerçekten de, birçok ülke ve ideolojik kampta, hümanizmin yeniden doğuşuna (Renaissance of Humanism) şahit olmaktayız. Bu yeni hümanizm; bilim adamları, felsefeciler, Marksist sosyalistler, Protestan ve Katolik teologlarca kabul görmektedir, Bertrand Russell ve Albert Einstein, Albert Schweitzer ve Karl Rahner, George Lucacs ve Ernst Bloch gibi düşünürler çağdaş hümanizmin önde gelen temsilcilerinden sadece birkaçıdır. Bu yeni hümanizm, Rönesans'ın büyük hümanistlerinin fikirlerini şu veya bu şekilde vurgulamaktadır; hem dinî, hem de dini olmayan türlerinde; yeni hümanistler insana olan inançlarını dile getirmektedirler. Yani insanın mümkün olan yüksek seviyelere kadar yükselebileceğine, insan ırkının birliğine, hoşgörü ve barışa, akıl ve bileceğine inanmaktadırlar. Öyle ki, bu değerler İnsanın kendisini ve böylece potansiyel olarak her ne ise onu bu güçlerle gerçekleştirecektir.


Hümanizme olan bu genel ilgi ile birlikte insan düşüncesinin belirli bir veçhesine, yani mistisizme artan bir  ilgi söz konusu olmuştur, Çağdaş insan, hayatın anlamını ararken, maddi eşyayı, güç ve şöhreti aşan bir arayış için, kelam (theology) ve Tanrı hakkındaki fikrî spekülasyonları konu edinmeyen, fakat dünya ile özde birlikte olduğu içşel tecrübesiyle, akıldışı tutkulardan ayrı ve yok olmayan bir kişiliğin kuruntularından ve bu kuruntuların oluşturduğu hapishaneden özgürleşmeyle ilgilenen dinlere yönelmektedir. Schweitzer'a göre rasyonalizmin nihai sonucu olan bu mistisizm Meister Eckhart Ve Zen-Budizmde en görkemli iki ifadesini bulmuştur. Zen-Budizm apaçık bir şekilde teistik değilken;3 Eckhart, Hıristiyanlığın Tanrı kavramını kabul etmekle birlikte, kendi Tanrı kavramıyla bunu aşmaktadır, D.T. Suziki'nin de gösterdiği gibi bazı küçük farklılıklara tağmen Eckhart ve Zen-Budizm temelde aymy fikirleri ifade etmektedirler, Hümanizm ve hümanist rasyonel mistisizm Batı dünyasında gittikçe attan bir, ilgi görmektedir; ancak bu (ilgi, şimdilik) sadece Batılı ve Uzakdoğulu görünümleriyle sınırlı kâlmaktadır. İslam hümanizması ve tasavvufu (sıradan Batılı insanın ne yazık ki henüz haberdar olmadığı) sadece bilim adamlarının uğraştığı bir alan görünümündedir. Bu kitabın yazarı müslüman hümanist ve mutâsavvıfların en büyüklerinden birisi olan Muhammed Celâleddin Rûmi'nin fikirlerini İngilizce konuşan dünyaya takdim etmekle çağdaş insana gerçek bir hizmette bulunmaktadır. Eckhart'ın çağdaşı olan Mevlânâ temelde Katolik Alman mistiği olan Eckhart'ın fikirlerinden güçlükle ayırt edilebilecek ve hatta bazen daha cesurca ifade edilmiş ve gelenekçilikten daha az etkilenmiş fikirler ileri sürmektedir (Ömeğin, insanın hayatla bütünleşerek, Allah ile bütünleşmeye yükseleceğini söylemesi gibi). Mevlânâ, Rönesans hümanizminin fikirlerini 200 yıl önce tahmin etmiştir; Erasmus ve Nicholas de Cusa'da bulunan dinî müsamaha fikirleri ile Ficino'nun aşkın (sevginin) temel yaratıcı güç olma fikrini de yine Mevlânâ'da görmekteyiz. Mutasavvıf, şair ve coşkulu bir semazen olarak Mevlânâ, hayatın büyük âşıklarından biriydi. Bu hayat aşkının onun yazdığı her satırda, meydana getirdiği her şiirde ve her hareketinde derinden görebiliriz.


Mevlânâ sadece bir şair, bir mutasavvıf ve dinî bir tarikatın kurucusu değildi; o, aynı zamanda insanın doğasıyla ilgili derin bir anlayışa sahip bir insandı. İçgüdülerin mahiyetini, aklın içgüdüler üzerindeki etkisini, benliğin (self) mahiyetini, bilinci, bilinçaltını ve kozmik bilinci tartışmıştı. O, yine özgürlük, kesinlik ve otorite sorunlanna da önemli bir yer vermişti. Tüm bu alanlarda, insanın doğasıyla ilgilenenlere Mevlânâ'nın söyleyeceği çok şey bulunmaktadır,


Bu kitabın yazan, kendisi insan tabiatının ve aynı zamanda insanın ruhi rahatsızlıklarını tedavi etmeye çalışan çeşitli yöntemlerin bir öğrencisi ve tüm bunlardan kurtulmada (insanın) özgün olmasına yardım etmeye çalışan ve insanın bağımşızlık iİe özgünlüğe (authenticity) ulaşması ona yardım eden bir araştırmacı olarak, bu kitapta

 Mevlânâ'nın düşünce sistemini bir bütün halinde ve görkemli bir şekilde ortaya koymayı başarmıştır.


Ayrıca Mevlânâ'nın düşüncesi ile psikanalizin ilgilendiği konular arasında bir bağ kurmada da başarılı olmuştur. Yazar, büyük hümanistlerden birinin fikirlerini ve kişiliğini böylesine canlı ve bilimsel bir şekilde ortaya koymak ve aynı zamanda çağdaş düşünceyle ilgili fikirleri de vurgulamakla İngilizce konuşan dünyanın kültürel hayatımızı zenginleştirmiştir.


Erich Fromm

 

1- Yazarın kullandığı kelime humanism'dir ve bu kelimeye İngilizcede yüklenen anlam ile Türkçedeki anlamı birbirinden farklıdır. Türkçede hümanizm söz konusu olduğunda, belli bir felsefi ekolün görüşlerini savunan, bir yerde eksantrik insanların düşünce biçimleri ağırlık kazanırken; Batı'daki anlamı çok daha farklıdır. Bu nedenle, bazı ansiklopedilerden kelimenin tanımını aktamakta yarar var; Humanism: * (Din, inanç, ideoloji, ırk ve milliyet ayırımı yapmaksızın) insan ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım (Ana Britannica Humanism mad. Ana Yayıncılık, İstanbul 1991), * Geniş anlamda insancılık (humanism) tarihsel süreçte insanı insan etme çabalarının tümünü adlandırır, bu anlamda insanın yaratıcı güçlerinin geliştirilmesini onu özgür ve gönençli kılmayı her bakımdan yükseltip ilerletmeyi dile getirir (Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, Kavramlar Akımlar, Remzi Kitabevi, İstanbul 1991)


2- Live kelimesini bazen sevgi bazen de aşk olarak çevirmeyi uygun gördük


3- Yazar non-teistic kelimesini kullanmaktadır. Bunu Zen-Budizm'de Tanrı kavramı yoktur şeklinde çeviriyoruz.
Doğrusu Mesnevi 'nin terennüm edilmesi belli bazı ritimlerden oluşmakta ve sufilerin ilerleyen yolunu göstermektedir; yani bir anlamda, insanın normal durumunu ve çelişkili tabiatını açığa çıkarmaktadır. Bu da, bu güçlerin farkına varma ve onları incelemeyi, geri götürücü güçleri reddetmeyi ve dış otoriteyi ve itaat eğilimlerini kontrol için aklı kullanmayı içerir, Şu hâlde Mesnevî, aklın (özellikle de tümden gelimli aklın) hayatın anlamına cevap verme konusunda başarısızlığa uğradığını ve daha yetkin bir kişilik kazanmak için geleneksel benlikten kurtulmayı, 'herkesle/her şeyle' birleşmeyi, sevgi ve olumlu davranışlarda bulunarak daha iyi bir hayat yaşamayı açıklar.

Hikâye elbisesine bürünmüş ve grup olarak terennüm edilen bu fikirler, katılanların ruhu üzerinde elbette büyük bir etki uyandırmaktaydı. Hiç kuşkusuz, onların uygun olmayan düşüncelerden kurtulmalarında, alelade davranışları ortadan kaldırmalarında ve birliğin kaynağı ile ilişki kurmalarında onlara yardım ediyordu. Tecrübe sahibi sâlikler yeni başlayanlara rehberlik ediyorlardı. Bu rehberlikten herkes kendi seviyesine göre bir fayda sağlıyordu:
İnsan tüm potansiyellerini en yüksek düzeyde gerçekleştirmekten ziyade, hayatı kısmen yaşamayı daha kolay bulmuştur. Kendi aklının devamlı genişleyen boyutlarına ve farkında olduğu alanın büyümesine rağmen, durum hep aynı kalmıştır. Kesin tedavi ise, bütün insanlar "doğduğunda" veya her birey tüm potansiyellerini geliştirdiğinde, yani kendisini insanlıkla özdeşleştirebildiğinde elde edilebilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aşkta ve Yaratıcılıkta Yeniden Doğuş
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059621656
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Otto Yayınları
İnsan sevgisi merkezinde bir yaşam süren Mevlânâ, hoşgörünün ve tevazunun temsilcisidir. Şair ve mutasavvıflığı yanında insan doğası konusunda da derin bir anlayışa sahiptir.

Aşkın gücüne ve mahiyetine ulaşmaya çalışan Mevlânâ, gerçek aşkın, ruhun en içteki kısmı harekete geçirildiğinde anlam kazandığının farkına vardı. Âlemin kopyası olan insanın sadece duyulardan meydana gelmediğini, ruh beden bütünlüğüyle düşünüldüğünde içinde cevherler barındırdığını keşfetti.

Psikanaliz ve insan doğasıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapan A. Reza Arasteh bu eserde, insan benliğinin evrensel bir bütünlüğe ulaşarak huzura ereceği düşüncesinden hareketle Mevlânâ’nın hayatını ele almıştır.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Şeyma Saylam
  • e
  • lazcuk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%50 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0