Berlin’in Düşüşü 1945Antony Beevor

·
Okunma
·
Beğeni
·
720
Gösterim
Adı:
Berlin’in Düşüşü 1945
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
492
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750831027
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Berlin: The Downfall 1945
Çeviri:
Nurettin Elhüseyni
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Yirminci yüzyılın en önemli savaşlarından bazılarını ele aldığı eserleriyle beğeni toplayan Antony Beevor, günümüzün en iyi bilinen ve saygın askeri tarihçilerden biridir. Eski Sovyet dosyalarından yeni elde edilen belgelerin yanı sıra Alman, Amerikan, İngiliz, Fransız ve İsveç arşivlerinden de yararlanan Beevor, ‘’Berlin’in Düşüşü’’ 1945’te Üçüncü Reich’ın can çekiştiği bir dönemde sıkışıp kalan milyonlarca insanın farklı deneyimlerini yeniden inşa eder. İntikamcı Kızıl Ordu ile kuşatılmış Nazi güçlerinin son kez çarpıştığı 1945 Ocak’ında yaşanan sarsıcı olayların sokak düzeyinde ve sürükleyici bir portresini sunar. Vahşet ve kuşatma altındaki bir şehrin umutsuzluğunu bütün sahiciliğiyle ortaya koyarken, az rastlanan olağanüstü insanlık ve kahramanlık anlarını da sergilemeyi ihmal etmez. Antony Beevor, “Stalingrad” kitabının ardından “Berlin’in Düşüşü 1945”te de aynı soruyu bir kez daha sormamıza neden oluyor. Savaşta “kazanan” taraf var mı gerçekten?

“Modern tarihyazımında bir başyapıt” 
Michael Burleigh, “Guardian”

“Beevor, “Stalingrad”da bize Hitler’in güçleriyle Rusların çarpıştığı önemli ve korkumç savaşın sürükleyici bir anlatımını sunmuştu. “Berlin’in Düşüşü” 1945’te de aynı başarıyla bu tekniği kullanıyor. Bir askerin savaşın gerçeklerine yönelik anlayışıyla, bir romancının sembolik ve duygusal ayrıntılara bakışı birleşiyor. Beevor dehşet verici bir resim çiziyor…” 
Orlando Figes, “Sunday Times”

“Beevor’ın tarzı, gerçekler doğrultusundaki incelikli anlatının ve titizliğin ustaca karışımına katkıda bulunuyor. Her iki kategoride de sanatının doruğundaki bir yazara şahit oluyoruz.” 
Thomas Kielinger, “Die Welt”
#spoiler#
"Öncelikle tarihi sıkılmadan okumak isteyenler için biçilmiş kaftan gibi bir yazar "Antony Beevor" rusların ve aynı anda amerikan askerlerinin adeta bayrak yarışı yaparcasına Berlin'i ele geçirmeye çalışmasını bir solukta okuyacaksınız. .çok titiz ve özenle hazırlanmış bir belge niteliğindeki kitap ..biyografik tanıtımları, dokümanları, entrikaları anlatmakta bizlere ..öyle bir fotoğraf var ki kitapta (berlin düştükten sonra ağlayan bir alman çocuk asker) iste o fotoğraf bile savaşın nasıl saçma bir olgu olduğunu ispata yeter ..savaşı gerçekten hiç kimse kazanmamistir sayısız oluleriyle Almanlar kaybetmiştir Ruslar kaybetmiştir ..aslında dünya insanlığını 2.kez kaybetmiştir
Yazarın diğer.kitaplarinida keyifle okuyacağım diyerek iyi geceler diliyorum ..lütfen barışla kalın ..
Savaşın, tüm kötülüklerini, bütün gerçekliğiyle, sanki bir romanmış gibi anlatan muhteşem bir tarihi belgesel kitap. Yazar olayları o kadar güzel bir kurguyla anlatıyor ki, aynı anda her iki tarafta yaşananları, neredeyse zaman mefhumu olmadan, sanki maç anlatan bir spiker gibi bize an be an aktarıyor.

Konu,1944 yılı noeli yani yılın son günlerinde, Almanya ana topraklarına Sovyet ordusunun henüz girmemiş haliyle başlıyor. Yazar, 1945 yılının ilk günlerinde, Sovyet ordularının, Almanya ana topraklarına girip,1945 yılı Mayıs ayının ilk günlerinde Berlin'i tamamen ele geçirinceye kadar ki sürede yaşanan olayları gerek askeri açıdan,gerek siyasi açıdan,gerek ekonomik açıdan ve gerekse sosyal açıdan tüm vahşetiyle çok ayrıntılı olarak bize anlatıyor. Tabiiki sadece Sovyet cephesi değil,zaman zaman Amerikan, Fransız ve İngilizlerin saldırdığı cephelerdeki olan savaşlardan da bizi bilgilendiriyor. Tüm bu bilgiler haritalarla ve o günlerden kalan dramatik resimlerle de destekleniyor.

Vahşet ki ne vahşet,Bir yanda SS ve Nazi inzibatları,diğer taraftan daha önce kendi topraklarında yapılan vahşetin kat kat fazlasını bu defa Almanlara yapmak için gelen Sovyet askerleri ve NKVD (Almanların SS nin Ruslardaki karşıtı) mensupları. Her zamanki gibi arada kalan ve vahşetin en acımasızını yaşayan sivil halk. Böyle bir savaş ortamından,ölmeden,yaralanmadan,tecavüze uğramadan veya esir edilip yıllarca köle olarak ağır koşullarda çalıstırılmadan kurtulmak hemen hemen imkansız gibi bir şey.

Naziler Almanya'da iktidara yüzde otuzluk bir oy oranıyla gelip, ülkeyi tamamen tek adam hegamonyası altına almışlardı. Oysa iktidarlarının sonuna geldiklerinde Alman halkının sadece yüzde otuzu değil, yüzde yüzü de tükenmişti. Tek bir kişinin megalomanlığı, çevresindeki en yakın insanlar da dahil olmak üzere, başta üzerine titrer gibi gözüktüğü kendi ülkesinde, Avrupada ve dünyada milyonlarca ölü,yaralı,yerlerinden yurtların edilen,açlık ve perişanlıktan dolayı her türlü onursuzluğu yapmak zorunda kalan,esir kamplarında ömür tüketen ve yıllarca tutsak köleler olarak çalıştırılan hayatlara sebep olmuştur.

Bütün bu olanların özetini, Rus askerlerine teslim olan bir Alman, yapılan sorgusunda kullandığı şu cümleyle bize ve bütün dünyaya anlatıyor sanırım.
''Hitler'in tuttuğu yegane söz, iktidara gelmeden önce verdiği sözdür: BANA ON YIL VERİN ALMANYA'YI TANIYAMACAKSINIZ.''

Gerçekten de verdiği sözü tutmuştu. Çünkü ne Almanya kalmıştı ne de Alman halkı.

Peki bütün bunlardan insanlar ders çıkarabildi mi? bence hayır. Çünkü o tarihten bu yana insanlığa ve kendi ülkelerine büyük zararlar veren kaç diktatör geldi geçti ? Bundan sonra da daha kaç tanesi gelip geçecek. Sonuçta ise zararı hiç bir günahı olmayan insanlar çekecek.

Kitap hakkında söylenecek çok söz var ama daha fazlasını yazmak , kitabı yazana,yayınlayanlara ve verilen emeğe saygısızlık olur. Onun için burada bitirmek en doğrusu.

Ben mutlaka kitabı okumanızı öneririm. O insanların o günlerde yaşadıklarını mutlaka hissetmelisiniz. Yaşananların bir benzerinin yakın zamandaki örneği hemen yanı başımızdaki Suriye. Dünyanın ne olacağını hiç kimse tahmin edemez.
Dilerim hiç kimse bir daha benzer şeyler yaşamak zorunda kalmaz.
Yazarın, bir süre önce kısa bir incelemesini yaptığım Stalingrad isimli kitabında olduğu gibi ( #33881723 ) muhtemelen çevirmenden kaynaklanan anlama zorlukları yaşadığım kitabı, "bu kadar kusur kadı kızında da olur," diyerek nefes nefese okudum. Tarihin gördüğü en kanlı iki celladın önce Stalingrad, sonra Berlin'deki kavgasını, hayatını, uzuvlarını, onurlarını, şereflerini, ülkelerini ve geleceklerini kaybetmiş milyonlarca insanoğlu ile beraber sanki onlarla beraber hayata tutunmaya çalışırcasına bir gayretle okudum.
Kitabı okurken, özellikle sonlarına doğru bu savaş Stalingrad'da bitseydi ve Hitler kazansaydı 8 Mayıs sabahı -ya da savaşın kazanıldığı günün sabahında diyelim- insanlık nasıl bir dünyaya uyanır ve yaşadığımız dünya bugün nasıl olurdu diye kendi kendime sürekli sordum. Muhtemelen çok bir şey değişmeyeceğini sanıyorum. Sadece bir taraf kazanmış bir taraf kaybetmiş olacaktı.
Daha önce okuduğum Philip K. Dick'in "Yüksek Şatodaki Adam" ve Katharine Burdekin'in "Swastika Geceleri" isimli romanları bu tez üzerine yazılmış distopik romanlar. Hatta bunlara belki "Cesur Yeni Dünya" da eklenebilir.
Her şeye rağmen savaşın kazananı yoktur ve kaybeden hep kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere insanlık olmuştur. Kitabı okurken zaman zaman insan olmaktan utandığım sahnelerde "orada onların yerinde ben de olsaydım aynı onlar gibi olur muydum?" diye kendi kendime hep sordum.
Kitabı ister bir roman, ister bir tarih kitabı gibi okuyun. Benim yaptığım gibi yazarın iki arka arkaya okuyun ama özellikle II. Dünya Savaşı dönemine meraklıysanız mutlaka okuyun.
"Bir çok asker bir kağıt parçasına yazılı "Beni Bekle" şiirini sol göğüs cebinde taşımakta ve saldırıya geçme öncesindeki anlarda bir dua gibi okumaktaydı "
Antony Beevor
Sayfa 235 - Yapı kredi yayınları..
"Tarihte daha önce diplomaside ve politikada yalan böylesine güçlü bir silah olmamıştı hiç. Biz Almanlar iktidara el koyan bir adam tarafından kurnazlıkla aldatıldık.."
"Tanrı bize Hitleri gönderecek kadar neden kızdı Almanya ya !
"Alman halkı bu kadar cahil mi ?böyle bir cezayı hak etti mi ?.."
Antony Beevor
Sayfa 99 - Yapı kredi yayınları..
"Artık Hitler için ,nasyonal sosyalizm ya da üçüncü reich için ,hatta bombalarla harabeye çevrilen şehirlerde kıstırılmış nişanlılarımız, annelerimiz ya da ailelerimiz için dövüsmuyorduk. .basbayagı korkudan dövüşüyorduk ....kendimiz için, çamur ve karla dolu deliklerde ölmemek için dövüşüyorduk ; fareler gibi dövüşüyorduk. ."
Antony Beevor
Sayfa 45 - Yapı kredi yayınları..
Goebbels son bir kaç ayda Hitler'in halka hiç görünmemesinden endişeye düşmüştü. Nihayet onu esas olarak haber filmi kameralarınca çekilmek üzere Oder cephesine bir teftişte bulunmaya ikna etti..

Karşılarında ,çökmüş haldeki Führer 'i görünce şaşırdılar. .Subaylardan biri "yüzü tebeşir gibi bembeyazdı "ve "ışıltılı gözleri bana bir yılanın gözlerini hatırlattı "diye yazacaktı. ..

Konuşmak için harcadığı çaba herhalde Hitler'i tüketmiş olmalıydı. .Berline dönüş yolculuğunda, ağzından tek bir kelime çıkmadı. Şoförüne göre "düşüncelere dalmış olarak"öylece oturdu ...bu son yolculuguydu .Reich Şansolyeligi'nden bir daha sağ çıkmayacaktı. ..
Antony Beevor
Sayfa 161 - Yapı kredi yayınları..
"Hayatı cok seviyorum,daha doyasıya yasamadim.Yaşım on dokuz .Sıkça önümde ölümü görüyorum ve onunla boğusuyorum .."
Antony Beevor
Sayfa 115 - Yapı kredi yayınları..
"Aşırı şiddetin bütün kıtalarda insan ruhunu felce uğratabildiği ortaya çıktı "
Antony Beevor
Sayfa 64 - Yapı kredi yayınları..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Berlin’in Düşüşü 1945
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
492
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750831027
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Berlin: The Downfall 1945
Çeviri:
Nurettin Elhüseyni
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Yirminci yüzyılın en önemli savaşlarından bazılarını ele aldığı eserleriyle beğeni toplayan Antony Beevor, günümüzün en iyi bilinen ve saygın askeri tarihçilerden biridir. Eski Sovyet dosyalarından yeni elde edilen belgelerin yanı sıra Alman, Amerikan, İngiliz, Fransız ve İsveç arşivlerinden de yararlanan Beevor, ‘’Berlin’in Düşüşü’’ 1945’te Üçüncü Reich’ın can çekiştiği bir dönemde sıkışıp kalan milyonlarca insanın farklı deneyimlerini yeniden inşa eder. İntikamcı Kızıl Ordu ile kuşatılmış Nazi güçlerinin son kez çarpıştığı 1945 Ocak’ında yaşanan sarsıcı olayların sokak düzeyinde ve sürükleyici bir portresini sunar. Vahşet ve kuşatma altındaki bir şehrin umutsuzluğunu bütün sahiciliğiyle ortaya koyarken, az rastlanan olağanüstü insanlık ve kahramanlık anlarını da sergilemeyi ihmal etmez. Antony Beevor, “Stalingrad” kitabının ardından “Berlin’in Düşüşü 1945”te de aynı soruyu bir kez daha sormamıza neden oluyor. Savaşta “kazanan” taraf var mı gerçekten?

“Modern tarihyazımında bir başyapıt” 
Michael Burleigh, “Guardian”

“Beevor, “Stalingrad”da bize Hitler’in güçleriyle Rusların çarpıştığı önemli ve korkumç savaşın sürükleyici bir anlatımını sunmuştu. “Berlin’in Düşüşü” 1945’te de aynı başarıyla bu tekniği kullanıyor. Bir askerin savaşın gerçeklerine yönelik anlayışıyla, bir romancının sembolik ve duygusal ayrıntılara bakışı birleşiyor. Beevor dehşet verici bir resim çiziyor…” 
Orlando Figes, “Sunday Times”

“Beevor’ın tarzı, gerçekler doğrultusundaki incelikli anlatının ve titizliğin ustaca karışımına katkıda bulunuyor. Her iki kategoride de sanatının doruğundaki bir yazara şahit oluyoruz.” 
Thomas Kielinger, “Die Welt”

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Cevat Bayhan
  • Erim Asya
  • HAKAN...
  • mehmet temiz
  • Ebru Ince

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%25 (1)
8
%50 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0