Berlin'in Nar Çiçeği

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.537
Gösterim
Adı:
Berlin'in Nar Çiçeği
Yazar:
Baskı tarihi:
1988
Sayfa sayısı:
251
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Berlin
Berlin
Berlin'in Nar Çiçeği, 'sevgi'nin önyargıları yıkan gücünü bir kez daha içtenlikle kanıtlayan bir roman. İki ayrı kültürden gelen insanların dünyasını gösteriyor bize. Füruzan, uygarlığımızın dikkat etmeyi gereksiz saydığı bu kişilerin iç çalkantılarını en canalıcı kesitleriyle ayrıştırıp sunuyor okuruna. Uygarlığın en açık tanımı, insanın, yani toplumların mutluluğu olarak yapılıyor. Oysa yirmibirinci yüzyıla girerken aşağılananların, ezilenlerin görünümleri hiç de iç açıcı değil. Üretimin asıl kişileri, kendilerine kader sayılan yaşama payları içinde yoksunluklar içinde didişirken, bir de küçümsenmenin baskısı yükleniyor omuzlarına. Füruzan, sevginin tek itici güç olduğunu, çağımızda giderek yiten bu değerin vurgununa uğramış kişilerden örnekler vererek, yeniden kanıtlamaya çalışıyor. Berlin'in Nar Çiçeği, tüm horlanmalara karşın yaşamaya inançlarını yitirmemişleri tanıtıyor bize.
251 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çağdaş Türk edebiyatının önde gelen öykü yazarlarından biri kabul edilen Füruzan’ın Berlin’in Nar Çiçeği adlı romanını, kitap kulübümüzün çağdaş Türk kadın yazarlar serisi kapsamında Haziran ayı okuması olarak önermiştim. Şimdi iyi ki, diyorum çünkü Füruzan öyle bir roman yazmış ki okuyucuya sunduğu alışılmışın dışındaki bakış açısı ile kendine hayran bırakmayı başarıyor.

Her şeyden önce romanı kimin yazdığını bilmeseniz, yabancı bir yazar tarafından yazılmış olduğunu düşünürdünüz çünkü ana karakter yaşlı bir Alman kadın; hatta karakterlerin çoğu Alman; romanın mekanı da tahmin edebileceğiniz gibi Almanya. Hatta dili bilmiyorsanız eğer, okurken zorluk yaratabilecek çokça Almanca kelime ve cümleye rastlıyorsunuz metinde ki yazarın bunu daha gerçek bir anlatım sağlamak için yaptığını düşünüyorum. Takıldığım nokta, neden bunların dip notlarla Türkçeleştirilmediği. Yapı Kredi Yayınları’nın herhalde bir boşluk anına denk geldi deyip geçmek istiyorum. Neyse ki “Google translate” her an parmaklarımızın ucunda.

Romana dönelim: ana karakterimiz Elfriede Lemmer üzerinden yalnızlık, ötekileşmek (ki kendi vatanında bunu yaşamak berbat bir şey; iyi bilirim), duyarsızlaşmak, “yabancı”laşmak, sevgi ihtiyacı temaları yazarın metin boyunca kendine dert edindiği konular.

Teknik açılardan bakacak olursak: Üçüncü tekil anlatıcı (nadir anlarda tanrısal anlatıcıya dönüşse de) hikayeyi bize İkinci Dünya Savaşı öncesi, esnası ve sonrası boyunca kahramanımızın bakış açısıyla sunuyor. Ancak kahramanımız, bir savaş mağduru değil bu sefer, aksine Ari ırkın bir mensubu. Yine de onun kendi kişisel dünyasındaki yenilgiler savaştan yenilgiyle çıkan Almanya’nın nezdinde öyle bir anlatılmış ki hem çok gerçekçi, hem de çok dokunaklı. Hikayenin odağında 1960’ların ortalarından itibaren Türkiye’den ve daha bir çok ülkeden Almanya’ya giden yabancı işçiler, özellikle de kahramanımızla komşu olan Türk bir aile var. Geriye kalan ve kalbinize dokunacak olan detayları anlatmayacağım tabii ki ama diyebilirim ki uzun zamandır böyle yürek titreten bir roman okumamıştım. Yanlış anlaşılmak istemem; hiç de ağlak bir anlatımı yok romanın, sadece gerçeklerin çarpıcılığı karşısında duyarsız kalamıyorsunuz.

Romanda, zaman algısının sarmal bir şekilde verildiğini de söylemeliyim. Kahramanımızın çağrışımlar yoluyla işleyen zihninde dolaşırken bazen üç farklı düzlemde bir zaman algısı taşıyor roman. Füruzan’ı hiç okumadıysanız ya da sadece öykücülüğü ile tanıyorsanız, sayılı romanlarından biri olan bu eseri tavsiye ederim; yanında bir paket mendille.
231 syf.
“Kendi ülkemde ben bu kadar ürkerken, ya onlar ne yapsınlar?”
Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Füruzan’ın belki de dünyanın kanayan en derin yarasını “ötekileştirmeyi”, “öteki olmayı, öteki olmayanın gözünden” ustalıkla aktardığı güzel bir eser Berlin’in Nar çiçeği. Yazar geriye dönüş tekniğini uygulayarak ana kahramanızın (Frau Lemmer) hayatını ayrıntılı bir şekilde okuyucuya aktarırken Almanya’nın (savaş öncesi ve sonrası) panaromasını da gözler önüne seriyor.
Sevginin; çıkar gözetmeyen, yüreğimizin bir yerlerinde hep var olan basit tanımının bile evrensel anlamda bütünleştirici bir değer olduğunu kitabın sonunda bizlere veriyor.
“Sevgi yolunu şaşırmaz. Unutmadım...”

Yazarın kullandığı sıra dışı sıfat tamlamaları, öz Türkçeye ait kelimeleri, uzun ama canlı betimlemeleri ile oluşturduğu farklı üslubunun edebî bir lezzet verdiğini söyleyebilirim. Ama beni kitapla ilgili yoran en büyük şey Almanca sözcük ya da cümlelerin Türkçelerinin dipnotta verilmemesi. Her ne kadar google translate kurtarıcı rolü üstlense de YKY’nin acil bir şekilde bu durumu düzeltmesi gerektiğini düşünüyorum.
Keyifli okumalar.
200 syf.
·8/10
Açık konuşmak gerekirse çok isteyerek başlamamıştım okumaya hatta ilk sayfalarda Almanca bazı cümleleri çevirmek zorunda kalınca bırak kızım bu kitabı ne uğraşacaksın dedimne oldu da devam ettin nerdesiz bir Türk ailenin dahil olması beni etkiledi yeniden örf ve adetlerimizin ne kadar değerli olduğunu hatırlattı bana.Frau Lemmer komşuları Korkmaz ailesiyle tanışınca hayatında bence ilk kez aile sıcaklığına kavuşuyor önyargılarına rağmen evlatlarından görmediği hürmeti ilgiyi Korkmaz ailesi içtenlikle yapıyor.Kitapta Frau Lemmer’in gençliği,evliliği,savaş yılları ve yoksulluk çektiği zamanlardan da bahsediyor.Kitabın sonlarına doğru Alman kadın bildiğiniz ninelere dönüyorSonu hüzünlü bitti şans vermeniz dileğiyle
200 syf.
·33 günde·Beğendi·8/10
Berlin’in soğuk yalnızlığı ve kimsesizliğinde yaşlılığın kenara itilmişliğiyle kuşatılmış bir kadın Frau Lemmer. Tek başına dört duvar evinin içinde küçük kuşuyla yaşamaya çalışırken birdenbire hayatına giren gurbetçi aile Korkmaz çifti çocuklarıyla yaşlı kadına az da olsa bir nefes olabilirler. Öncesinde kurallarından çok kopamayan kadın, zaman içerisinde içine düştüğü yalnızlık buhranını bu aile ile kırmaya başlar, günler geçtikçe onlara fazlaca alışır. Hiç tatmadığı torun sevgisini en küçük bebeğe bakarak giderir. Bir süre sonra artık her gün görüşmeye başlar komşularıyla. İki farklı kültürün bakış açısı ile toplumsal ve en özelinde yaşamsal farklılıkları yazar oldukça başarılı olarak verir. Yaşlılık, yalnızlık, kimsesizlik, ilgisizlik, hastalık, vefasızlık ile mücadele eden Lemmer görmüş olduğu sevgi ve ilgiye ilk başlarda direnmeye çalışsa da bir süre sonra aileden kopamaz olur. Aynı zaman sayfalar arasında Frou Lemmer’in gençliği, evliliği, savaş, yoksulluk gibi ayrıntılar okuyucuyla buluşur.
"Sanırım pekâlâ bilirsiniz ki şu fâni âlemin neresinde olursa olsun, küçük bir çocukla yalnız bir kadın her zaman iyilik demektir."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Berlin'in Nar Çiçeği
Yazar:
Baskı tarihi:
1988
Sayfa sayısı:
251
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Berlin
Berlin
Berlin'in Nar Çiçeği, 'sevgi'nin önyargıları yıkan gücünü bir kez daha içtenlikle kanıtlayan bir roman. İki ayrı kültürden gelen insanların dünyasını gösteriyor bize. Füruzan, uygarlığımızın dikkat etmeyi gereksiz saydığı bu kişilerin iç çalkantılarını en canalıcı kesitleriyle ayrıştırıp sunuyor okuruna. Uygarlığın en açık tanımı, insanın, yani toplumların mutluluğu olarak yapılıyor. Oysa yirmibirinci yüzyıla girerken aşağılananların, ezilenlerin görünümleri hiç de iç açıcı değil. Üretimin asıl kişileri, kendilerine kader sayılan yaşama payları içinde yoksunluklar içinde didişirken, bir de küçümsenmenin baskısı yükleniyor omuzlarına. Füruzan, sevginin tek itici güç olduğunu, çağımızda giderek yiten bu değerin vurgununa uğramış kişilerden örnekler vererek, yeniden kanıtlamaya çalışıyor. Berlin'in Nar Çiçeği, tüm horlanmalara karşın yaşamaya inançlarını yitirmemişleri tanıtıyor bize.

Kitabı okuyanlar 67 okur

  • Şenol Merkit
  • Caner Sancı
  • Sena Tosun
  • Esn aygören
  • Ayşen Aydoğan
  • Seca Saliha
  • SA
  • Zeynep Demir

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%4.3 (1)
7
%0
6
%4.3 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0