Anna Kavan’ın “Buz” adlı eseri, distopik atmosferi ve yoğun psikolojik derinliğiyle okuyucuyu gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgide dolaştırıyor. Soğuk ve tehditkâr bir dünyanın fonunda ilerleyen anlatı, yalnızlık, takıntı ve kaçış temalarını çarpıcı bir dille işliyor.
Olağanüstü,sanıyorum kitabın içine giremezseniz sıkıntı yaratır şahsi kanaatim resim için Picasso,Salvador Dali neyse öyle gerçeküstü büyüleyici bir anlatım.
Yazar hayatını o kadar güzel yedirmiş ki kitabın içine bağlantılar, metaforlar ..
Son dönem de hatta geç bulduğum bir başyapıt...
Çevirinin hakkını vermem gerek , kitabın okunmasını sağlayan gerçeğini gösteren harika bir çeviri..
Alın ,hissedin Anna,yı..
BuzAnna Kavan · Yapı Kredi Yayınları · 1995182 okunma
İlksöz: Buzun bulanıklığı, belirsizliği.
Yerelde de olsa patlatılan bir nükleer bomba sadece düştüğü yerlere zarar vermez. Atmosfere ulaşan bulut Dünya'nın iklimini değiştiir: bir buz duvarı kuzeyden güneye ilerleyerek tüm Dünya'yı çevrelemeye başlar. Bu ortam içinde herkes buzdan kaçıp yaşanabilir yerlere gitmeye çabalarken biri vardır ki o buzun içine dalmayı önemsemez, bir kadını kurtarmak için yabancı bir ülkeye gizlice girmeyi göze alır. Takıntı seviyesini geçen bu takip süreci, kadını teslim alıp vermek istemeyen Muhafız, çaresiz kadın ve ısrarcı takipçi hikâyede ön plana çıkar, başlangıçta girişini yaptığım ortam ise zaman zaman boy gösterir.
Bundan sonra yazacaklarım her zamanki paylaşımlarımlarımda olduğu gibi hikâyeden ipuçları içermeyecek ama hikâyenin çözümlenmesi için ufak ışık arayışları olacak bilginize.
Buz karışık bir roman. İlk karışıklığı kitabın tanıtım cümleleri yapıyor. Nükleer patlama sonrası oluşan ve kitaba ismini veren buzdan olsa gerek kitap bilimkurgu ve distopya olarak sınıflandırılmış. Ama ben öyle değerlendiremedim açıksası. Çünkü hem nükleer patlama sürecinde yaşanan olaylar hem de buzun varlığı bana hikâyedeki yan roller gibi geldi. Hatta bir süre o buzun yaratacağı ortam şartlarının daha da zorlaşıp hikâyede baş rolü almasını bekledim. Ama öyle bir şey olmadı. 30-40 sf sonra hikâyenin ne bilimkurgu ne distopya içerdiğini görünce bu sefer hikâyede metaforlar aramaya başladım: kadın ne olabilirdi (ulaşılmaya çalışılan bir hedef), onu arayan, kurtarmak için çabalayan erkek neydi (hedefe ulasmak isteyen), kadını tutsak eden muhafız (hedefi zorlaştıran) , her seyi çevreleyip içine hapseden buz (gerçekleri mi gizliyor), buzun bulanıklığı görünmezliği... Derken hikâyenin içinde zamanın doğrusal akmadığını da hissetmeye başladım, bir ara
BuzAnna Kavan · Yapı Kredi Yayınları · 1995182 okunma
Buz’un arkakapağında marjinal bir bilimkurgu yazıyor ve Anna Kavan için ‘Kafka’nın kızkardeşi’ ifadesi var.
Ama Buz’da beni daha fazlası bekliyormuş:)
Hikaye dünyanın buzla kaplanmaya başladığı bir dönemde geçiyor. Bu yönüyle post apokaliptik. Kavan insanın evrene verdiği zarara da dikkat çekiyor.
“İnsanlığın en son icraatı sadece kendini-imha değil, bütün hayatın imhası olacaktı; yaşayan dünyanın ölü bir gezegene dönüştürülmesi.”
Buz’da tek bir gerçeklik yok. Anlatıcı aynı anda birkaç düzlemde yaşadığını hissediyor. Zemini buz gibi kaygan, gerçeklik değişiyor ve benim düşüncelerim de değişiyor.
Buz metafor olarak II. Dünya Savaşı’nı çağrıştırdı. Yıkıma uğrayan bir dünya. Kavan oğlunu bu savaşta kaybetmiş ve Buz, Kavan’ın ruhsal durumunu yansıtıyor.
Hikayede karşımıza kaçış, arayış döngüsü çıkıyor. Nazilerden kaçma, kimlik kaybı olarak yorumlanabilir. Karakterlerin isimlerinin olmaması da bu dönemi çağrıştırıyor.
Aynı zamanda kişinin kendini arayışı, benlik bölünmesi olarak da düşünülebilir. Kurgu, anlatıcı ile muhafız dediği başka bir erkeğin, bir kızı araması üzerine. Anlatıcı ve muhafız aynı kişinin farklı benlikleri olabileceği gibi Jungcı bir bakış açısıyla gölge-persona-anima arketiplerine de uygun bu üç kişi. Kavan’ın hayatından yola çıkarsak anne ve eşine de karışlık geliyor anlatıcı ve muhafız. Daha geniş bir bakış açısıyla bireyi baskılayan otorite kavramına ulaşıyoruz.
Kişilik bölünmesi, gerçeklikten kaçış, sanrılı bir zihin, düş ve gerçeğin içiçe geçmesi ile Ingeborg Bachmann’ın Malina kitabını çok düşündüm. Nitekim orda da otorite baba figürü ile veriliyor.
Ama Kavan okurken en çok düşündüğüm kişi Beckett ve Molloy kitabıydı. Kavan da Beckett da nasıl yazdıklarını satır aralarına yerleştiriliyor. Çelişkili, kendini yalanlayan ifadeler iki metinde de
" Evrensel yabancılık duygusu ve yaklaşan felaketin soğuğu, yukarıda asılı yıkıntıların tehdidi eziyordu beni; bir de yapılmış olan şeyin iğrençliği, toplu suçun ağırlığı. Doğaya karşı, evrene karşı, hayata karşı, korkunç bir suç işlenmişti. Hayatı reddederek, ezeli düzeni yıkmıştı insan, dünyayı yıkmıştı; şimdi her şey parçalanıp yıkılmak üzereydi." ( #kitaptanalıntı )
Kafka'nın kız kardeşi olarak anılan Anna Kavan'ın başyapıtı kabul ediliyor #buz
Simgesel karakterler ile isimsiz anonim ülkelerde geçen bu kısacık kitap, ölüme mahkum kurmaca bir dünyada gerçekliğin ve hayal gücünün iç içe geçtiği, dünyadaki askeri eylemler, insanların vahşeti ile gittikçe soğuyan bir dünyayı, kıyamete yaklaştırıyor.
Adsız karakterlerin peşinde, yaklaşan buz felaketini her satırda hissettiren, kıyamete yaklaşan dünyadaki yabancılık duygusunu, insanın iflah olmaz yok etme hırsıyla evrene ve tüm türlere karşı kendi egoları sebebiyle açtığı savaş yer yer hayal gücünü zorlayan, yer yer de alegorik bir anlatımla soluksuz bir okuma sunuyor.
Kız, kahraman ve muhafız karakterleri üzerine derin incelemeler yapılacak kadar zengin.
Gerçekliğin ve hayal gücünün iç içe geçtiği bu kitabı her okur sever mi bilmiyorum fakat ben çok severek okudum.
Romanın erkek kahramanları olan anlatıcı ve muhafız, ideolojik birer figür olarak bastırılmış cinsel enerjinin de tezahürü aynı zamanda. Muhafız ve anlatıcı, gümüş saçlı kızı korumak için, himaye etmek için onu takip ediyorlar. Hapsediyorlar. Saklıyorlar. Ancak bu abartılmış sahiplenme arzusu, iyi niyet çabası olmaktan çok, bir şiddet eylemi olarak iktidar enerjisini açığa vuran ürkütücü bir güç olarak çıkıyor karşımıza. Anlatıcının neredeyse yaşama ülküsü hâline gelmiş olan gümüş saçlı kızı arayış yolculuğu, denetim altında tutulan bu cinselliğin acımasızlığının tekrar tekrar altını çiziyor. Öyle ki bu güç, dünyanın kaynaklarını yok eden, âdil olmayan bir düzenle yağmalayan ve nihayetinde gezegenin sonunu hazırlayan bir felaketin, bir şiddetin de müsebbibi olarak metni kapsıyor, kuşatıyor
Bildiğime göre Anna Kavan bu kitabı uyuşturucunun etkisindeyken yazmış. Özellikle de ilk beş bölümde bunu çok net görebiliyordum aslında. Kafam allak bullak olmuştu. Okurken ne zaman neyden bahsettiğini anlamakta güçlük çektim. Sonraki 10 bölümde ise kitaba tutuldum, okudukça okumak istedim. Buz’un soğukluğunu hissettim. Anlatım tarzı, betimlemeleri, karakterlerin isimsizliği hoşuma gitti (✧ω✧)
Hiç bir şey anlamadım.. Belki de yanlış bir zamanımda okudum.. Kafam, beynim, zihnim olayların akışını, sıralanışını algılayamadı.. Bir rüya aleminde gibi, okudum, zorlayarak sona geldim..
Bitti..
* Büyük ölçüde Kafka esintisi ve etkisi görüldüğü eserde Kafkaesk anlatımın doruklarında geziniyor. Kafka'nın kız kardeşi olarak tanımlanan yazar eseri yayımladığı 1967 tarihinde bilimkurgu kitap ödülüne layık görülmüştür. İç içe geçen anlatım ve gerçeküstü argümanlar oldukça ağır basan temalar. Özellikle hem Japon hem de diğer yazarların okuduğum yazarların kitaplarına dikkate aldığımda Kafka'ya en yakın yazar olarak anılabilir.
** Düş ve geçek bir dünyanın girift yapısıyla çok boyutlu, çok katmanlı bir panaroma çizen ve merkeze saplantı derecesinde istek ve arzuyu yerleştiren, bir kızı bulmakla kendi sınırını aşan kahramanımız, düşüncesinin merkezinde sadece onu düşünmek, onu görmek, onu bulmak gayretinde. Bütün bu çaba ve emeğin sonucunda hayallerine ulaşıp kızı buluyor.
*** Zaman ve mekanın belirsizliği karşısında kahraman karşısında bir anda anti kahraman rolünde kız beliriyor. Bütün dünyasını kızı bulmak üzerine kurgularken, kız onun gelişine, varlığına büyük bir üzüntüyle cevap verir. Kız hem korku hem de üzüntüyle karışık ruh haliyle bir an önce ortadan kaybolmasını istemektedir.
**** Bilimkurgu ve distopya olarakta anlatabileceğimiz kitap dünyanın varlığının tehlikeye girdiği, yokoluşla baş başa kaldığı bir dönemde nükleer patlamalar sonucu buz kütleleri dünyayı sararak kent ve dünyaya ait ne varsa yok eder. Kıtalar birleşir, temel ihtiyaçlar artık buz kütleleriyle kaplıdır. Bu gelişmeler dünyayı büyük bir kaosun eşiğine sürüklüyor. Militarist bölünmeler ve ülkeler arası silahlanma yarışı...
***** Ağır ilerlemesine rağmen gizemini ve heyacanını en üst limitte tutan, Kafkaesk anlatımın hakkını veren bir kitap...
İsimsiz, mekansız(yalnızca Dünya), belirsiz, karanlık atmosferini sevdim. Bir alegori olarak da hoşuma gitti. Ama akmadı bir türlü. 7️⃣……………,,…..,..,,,,,,
1901'de bir İngiliz ailenin çocuğu olarak Fransa'nın Cannes kentinde doğdu. Zengin bir baba ile çocuğunu hem ezen hem de inkâr eden bir annenin kızıydı. 14 yaşındayken, babası ona "hayat boyu yalnızlık" bırakarak öldü. Kavan'ın müreffeh ama sevgisiz çocukluğu Avrupa ve Kaliforniya'da geçti. Yazmaya ilk kocası Donald Ferguson'la birlikte yaşadığı Burma'da (şimdiki Birmanya) başladı. "Anna Kavan" adını "Women's Liberation için öncü bir çaba" olarak nitelenen Let Me Alone romanının kadın kahramanından aldı. "Kavan", kahramanın nefret ettiği ve küçümsediği kocasının soyadıydı. (Bu soyadı ayrıca hayran olduğu Kafka'ya da bir göndermeydi.)
Yaptığı İki evlilik de başarısızlıkla sonuçlanan Anna Kavan, 1925'ten ölümüne kadar iyileşmez bir eroin bağımlısıydı. İlk eşinden olan oğlu Bryan II. Dünya Savaşı'nda, Stuart Edmonds'la evliliğinden olan kızı Margaret ise doğum yaptıktan sonra öldü. 1968'de Londra'daki evinde kalp krizi sonucu ölmüş olarak bulunduğunda, elinde yazdıklarında "bazuka" olarak geçen şırıngası vardı.
Anna Kavan, egzotik hayatını yazdıklarına yedirişi, düş dünyası ve kâbus dolu hayal gücü dolayısıyla sık sık benzetilip kıyaslandığı Anais Nin gibi kültleşmiş bir yazar. Düş, mesel, alegori ve masal gibi araç-formlar kullanarak otobiyografik yanları belirgin, ama iyi sindirilmiş, öykü ve romanlar yazdı. Türkçeye Buz dışında iki romanı daha çevrildi: Uyku Tanrısının Evi (Çev. Şefika Komçez) ve Kartal Yuvası (Çev. Roza Hakmen).