Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
Edebiyatımızın yazı makinesi Ahmet Mithat Efendi... Kitap, dünya edebiyatının önemli romanlarından "Don Kişot" a bir nazire. Dört bölümden oluşan bu kitapta ayrı ayrı konuların işlendiği bölümlerde son bölümde aslında tüm bölümlerin birbiri ile alakası olduğu görülüyor. Ahmet Mithat'ın çok detaycı olduğunu duymuştum gerçekten de öyleymiş. Eserde olay örgüsünden öyle bir uzaklaşıyor ki bir de bakıyorsunuz karnıyarık tarifi okuyorsunuz. :) Ben kitabın Türk Dil Kurumundan çıkmış baskısını okudum. Arapça ve Farsça tamlamaların bolca kullanıldığı orijinal yazımından farkı olmayan bu yayını okurken yanınızda bir de Osmanlı Türkçesi sözlüğü bulundurmanız tavsiyemdir. Keyifli okumalar.
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Puan vermedi·223 syf.··
2020 51. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 27 Şubat 2020 00:00
Efsunlar,hurafeler,mirasyediler, yanlış eğitilmiş bir çocuk ,yerli bir Don Kişot.. Yazar zaman zaman hikayeye ara verip tıbbi bilgiler anlatıyor,yada toplumsal bir çıkarım yapıp sonra kaldığı yerden devam ediyor.Bu şekilde bir anlatıma ilk kez rastladım.Bazı sinema filmlerinde akışın durup ,oyuncunun izleyici ile konuşarak "dördüncü duvarı yıkması"gibi. Akıcı bir dili, farklı bir üslubu vardı.
1K
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
10/10
·
Beğendi
Kitap dört bölümden oluşmaktadır. Dön Kişot’a benzetilen Daniş Çelebi’nin tanıtılması , Canbert Bey’in hayatı, erkekleri elinde oynatan Sümbül Hanım…’derken 1877 yılına ait harika bir eser .. ben bayıldım , çok severek okunacak bir kitap
Edebiyat
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Puan vermedi·223 syf.··
2025 11. kitabı
Başta kitabı bırakmamak icin dişlerimi sıktım ve yazarın arada girip kendi düşüncelerini dahil etmesi de bayıyor ama kitabın sonlarına doğru kitabın başı dahil hepsi anlam kazanıyor sabrınız varsa okunabilir güzel bi kitaptı cok detaylıydı
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Puan vermedi·223 syf.··
2018 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2018 14:39
Nasl başlıycamı bilmiyorum gercekten türk filmi izliyomuşum gibi iz bıraktı bende. Vermek isteği asl mesajı kitabın sonunda ifşası Benim çıkardığım bütün mesajları elimden aldı. Kitap 4 bölümden oluşmakta ilk bölümü bitirdikten sonra ikinci bölümden farklı hatta diğer bölümlerden ayrı olduğunu kitabn parça parça hikayeler anlattığını sanmıştm fakat öyle olmadı. Beni şaşırtan bölüm ikinci bölüm olmuştu bir babanın imkansz derecede kızına aşık denebilecek noktada sevmesi, onu daha küçük yaşlarındayke eve hapsedip dışarıya çıkarmayp okuma yazmasıyla ilgilenmesine rağmen hiç bir kitap veya gazeteyi bile okutmayp kendince onu dünya çirkinliklerinden korumaya çalışması bana ilginç bir koruma şeklli olarak geldi.hatta bu baba kızını o kadar sevip kıskanıyor ki ona aşktan sevdadan hiç bilgi vermiyo belki birazda bencilce davranarak kızının evlenip gitmesine mani olmak için bu yolu seçiyor. Fakat nafile fıtrat olan aşk kızınıda buluyor.sonrası bir baba hele de öyle bir baba için hüsran ... Ben okurken zevk aldm okumanızı öneririm.şimdiden keyifli okumalar.
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Puan vermedi·223 syf.··
2020 8. kitabı
Efsunlar,hurafeler,yerli bir Don Kişot, mirasyediler,yanlış eğitilmiş çocuklar... Yazar ,zaman zaman hikayeye ara verip, tıbbi bir bilgi yada toplumsal bir çıkarım paylaşımı yapıyor ve kaldığı yerden devam ediyor. Dili akıcı , hikayesi merak uyandırıyor. Oldukça farklı bir okuma deneyimiydi.
1000Kitap
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Klasiklerde bu hafta-bütün ebeveynlere tavsiye olunur
10/10
·223 syf.··
2021 52. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 03 Temmuz 2021 15:47
Eser biraz masalsı, aslında masalları ifşa eden masal da diye biliriz. Kahramanlar her ne kadar 1 asır öncesinin zamanında yaşasalar da günümüzde onlara benzeyen yüzbinlerce insan görüyor olmamız ne kadar ilerlediğimizi sorgulatıyor bize. Büyü, muska, simya gibi saçmalıklarla bir çocuğun psikolojisi nasıı bozulur diye merak ederseniz bu kitabı okuyun. Hurafelere inanmanın sonuçları bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor. Tekrar okur muyum? - Evet
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
7/10
·223 syf.··
2023 14. kitabı
Okurken kısa hikayelerden oluştuğunu düşündüğümüz kitap, sonunda tüm hikayeleri bir bütün olarak karşımıza çıkarıyor. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlıyoruz kitabın genelinde. Kitabı okurken kendimi bir Türk filmi izliyor gibi hissettim ve hoşuma gitti.
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
Çengi
Puan vermedi·223 syf.··
2023 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2023 22:10
Ahmet Mithat Efendi tarafından yazılmış olan bu kitap 4 bölümden oluşan hikayeler dizisidir. 1. Bölüm Donkişotun hikayesiyle başlıyor. 2. Bölüm Danişçelebi ve 3. Bölüm Canberd beyin hikayesi. Hikayeleri birbirinden bağımsız zannederken 4. Bölümde hikayelerin birbiriyle bağlantısıortaya çıkıyor. 4. Bölümde Canberd Bey'in kızı Melek hanım ve Daniş Çelebinin oğlu Cemal Bey'in aşkıyla devam ediyor. Kitabın ismi olan çengi Sümbül hanım son bölümde karşımıza çıkıyor. Sonu şaşırtıcı biten kitap akıcı ve sürükleyici. Hayat ve insanlar hakkında ara ara öğütler de içeriyor. :1822 Ahmet Mithat EfendiAhmet Mithat Efendi
1000Kitap
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma
8/10
·223 syf.··
Beğendi
·
2016 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2016 00:00
Edebiyatımızın en bol ve çeşitli örneklerini veren, gününü aydınlatan ancak bu dönemde buna rağmen unutulmaya yüz tutan bir adam. Eserlerinin tümünü okuyup okutmanızı da sizden rica edeceğim aslında. Çok kaliteli ve kaybolmaması gereken bir yazar ..
ÇengiAhmet Mithat Efendi · Selis Kitaplar · 2003664 okunma

Yazar Hakkında

Ahmet Mithat EfendiYazar · 107 kitap
Ahmet Mithat (d. 1844; Tophane, İstanbul - ö. 28 Aralık 1912, İstanbul), Türk yazar, gazeteci ve yayıncı. Tanzimat dönemi yazarlarındandır. Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. 1878'de çıkarmaya başladığı ve yayın hayatını 1921'e kadar sürdürmüş olan Tercüman-ı Hakikat gazetesi Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından biri olmuştur. 1844 yılında İstanbul'un Tophane semtinde dünyaya geldi. Babası Bezci Süleyman Ağa, annesi bekar çamaşırı diken Nefise Hanım idi. Annesinin ilk evliliğinden olma Hafız İbrahim adlı bir ağabeyi ve Halime, Şerife, İsmet ve Şerife adlı kardeşleri vardır. 6-7 yaşlarında iken babasını kaybetti ve ailesi büyük geçim zorluğuna düştü. Ailesi ile beraber ağabeyi Hafız Ağa'nın kaza müdürü olarak görev yaptığı Vidin'e gitti ve bir mahalle mektebinde öğrenim görmeye başladı. Ertesi yıl İstanbul'a dönerek öğrenimine Tophane Sıbyan Mektebi'nde devam etti. 1857-1861 yıllarında Mısır Çarşısı'nda bir aktar dükkânında çırak olarak çalıştı. 1861’de ağabeyinin yeniden Vidin Kasabası'na atanmasıyla Vidin'e, Mithat Paşa'nın ağabeyini yanına aldırması üzerine Niş kasabasına gitti ve 1864 yılında üç yıllık Niş Rüştiyesini bitirdi. Mithat Paşa'nın Tuna Valisi olarak atanıp ağabeyini vilayet merkezi Rusçuk'a getirtmesinden sonra kendisi de Rusçuk'ta bir devlet dairesine memur olarak atandı. Memuriyetini sürdürürken bir yandan da Arapça, Farsça ve Fransızcasını ilerlettiği için kendisini takdir eden Mithat Paşa ona kendi ismini verdi. Böylece asıl adı olan Ahmet'in yanına 'Mithat' da eklenerek, bu şekilde anılmaya başladı. Bu dönemde memuriyet görevlerine ilave olarak Teşkilat Kanunu gereği çıkartılan Tuna Gazetesi'nin yazıişlerinde yardımcılık yapmaktaydı. 1866'da ağabeyinin yanında tercümanlık göreviyle gittiği Sofya'da ailesinin isteği üzerine evlendirildi. Kısa süre sonra Rusçuk'a dönerek çeşitli işlerde çalıştı. 1868’de Tuna Gazetesi'nde yazar olarak göreve başladı, gazetenin başyazarı oldu. Bu dönemde tanıştığı Muhacirin Komisyonu (Göçmen Komisyonu) başkanlığını yapmakta olan Şakir Bey'in evinde uzun süre konuk olan Ahmet Mithat, onun zengin kitaplığından yararlandı, Şakir Bey'in Romanyalı bir müzisyen olan eşi sayesinde ilk defa Batı sanatı ile tanıştı. Bağdat yılları Şura-yı Devlet Reisi olan Mithat Paşa 1869 yılında Bağdat Valiliği'ne tayin olduğunda Şakir Paşa'yı da merkez mutasarrıfı olarak Bağdat'ta görevlendirmesi üzerine Ahmet Mithat, onunla birlikte Bağdat'a gitmek istedi. Bu isteğini kabul eden Mithat Paşa kendisini bir matbaa kurmakla görevlendirdi ve çıkartılacak olan 'Zevra' adlı gazetenin başına geçirdi. Bağdat yolculuğu sırasında ressam Osman Hamdi Bey ile tanışmıştı. Osman Hamdi ile dostluğu sayesinde Batı kültürünü tanımaya başladı. Bağdat'ta bulunduğu sırada Muhammed Zuhavi ve yarı derviş bir kişi olan Şirazlı Muhammed Bakır Can Muattar ile tanışıklığı onun kültürünü genişletti, öğrenme hırsını kamçıladı. Bağdat'ta hem gazete yönetmenliği yaparken hem de sanat okulu öğrencileri için fen bilgileri kitabı hazırladı. Kitabı Maarif Nezareti'nin yarışmasında ödül kazanıp ders kitabı olarak okutuldu. Devrin Maarif Nazırı Saffet Paşa ile yazışmaları onda İstanbul'a dönme isteği doğurdu. Basra mutasarrıfı (valisi) olan ağabeyi Hafız İbrahim'in ölümü üzerine 1871 yılında görevinden istifa eden Ahmet Mithat, İstanbul'a dönüp ailesinin geçim yükünü üstlendi. 'Ceride-i Askeriye' ve 'Basiret' Gazetelerinde çalıştı gibi matbaahanesini de kurup eserlerini bastı. İlk önce kendi evinin altında kurduğu matbaayı kısa süre sonra Eminönü'nde kiraladığı bir odaya taşıdı. Edebiyatımızın ilk hikâye koleksiyonu olan 'Letaif-i Rivayat' adlı eseri kaleme aldı. 'Letâif-i Rivayat', 'Kıssadan Hisse' ve 'Hace-i Evvel' isimli eserlerini kaleme aldı, bu eserlerin satışıyla geçimini temine çalıştı İlk sayıda kapatılan 'Devir' ve 13. Sayıda kapatılan 'Bedir' Gazetelerinin ardından 'Dağarcık' adlı dergiyi çıkardı. Bu dönemde Genç Osmanlılar ile ilişki kuran Ahmet Mithat, Ebüzziya Tevfik aracılığıyla Namık Kemal ile tanıştı. Kendi bastığı eserlerinin yanı sıra gazetelerde de yazıları yayımlandı. Namık Kemal'in yayınlamaya başladığı "İbret" gazetesinin sürekli yazarları arasına girdi. 1873 yılında kendine ait Dağarcık mecmuasında yazdığı yazılar ve Yeni Osmanlılar'la yakınlığı nedeni ile tepki çekti. Özellikle mecmuanın 4. Sayısında yayınladığı “Duvardan Bir Seda” adlı makalesi nedeniyle dinsizlikle suçlandı. Namık Kemal'in Vatan Yahut Silistre oyununun yarattığı hava içinde Gedikpaşa Tiyatrosu'nda iken 6 Nisan 1873'te Ebüzziya Tevfik ile birlikte Rodos'a sürüldü. 38 ay süren sürgün sırasında çok sayıda eser yayınladı, Rodoslu çocuklara ders verdi, 'Medreseyi Süleymaniye' adlı bir ilkokul açtı. En üretken dönemlerinden birini yaşayan yazar, 'Hasan Mellah', 'Hüseyin Fellah' ve 'Dünyaya Yeniden Geliş ya da İstanbul'da Neler Olmuş' gibi önemli eserlerini burada yazdı. İstanbul'da çıkan 'Kırkambar' dergisi'ne yazılar gönderdi. Abdülaziz'in vefat etmesi ve V. Murat 'ın başa geçmesiyle çıkan genel af sonucu İstanbul'a geri dönmesine izin verildi. İstanbul'a döndükten sonra gazetecilik, yayıncılık ve romancılığa ağırlık verdi. İstanbul'a dönüşünden 15 gün sonra 'İttihad' adlı gazeteyi çıkardı. Vakit gazetesinde yazar (1877), Takvim-i Vakayi'de müdür oldu (1878). Bu dönemde yazdığı ve sürgüne kadarki hayatı ile sürgün yıllarını anlattığı 'Menfa' adlı eserinde Yeni Osmanlılar'ı eleştirdi; 'Üss-i İnkılab' adlı eserinde de II.Abdülhamid'in siyasetini överek yeni sultanın gözüne girdi. 27 Haziran 1878'de Osmanlı sarayının desteği ile Tercüman-ı Hakikat gazetesini yayımlamaya başladı; gazete, Osmanlı basın tarihinin en uzun ömürlü ve etkili yayınlarından birisi oldu. Başlangıçta gazetenin tüm yazılarını kendisi yazıyordu. Zamanla gazetenin yazarları arasına giren Ahmet Cevdet, Hüseyin Rahmi, Ahmet Rasim gibi isimler, bu gazetenin sütunlarında meşhur oldular. 1879’da Matbaayı Amire'ye müdür olarak tayin edildi. Rodos sürgününden döndükten sonra Kabataş'ta yeni bir eve taşınan Ahmet Mithat Efendi, burada şair Fıtnat Hanım ile komşu olmuştu. Annesi Nefise Hanım'ın kardeşinin kızı olan Fıtnat Hanım ile aralarında doğan aşk, mektuplarla sürdürüldü. Mektuplaşmaları 1944 yılında kitaplaştı. 1880 yılında Beykoz bir çiftlik satın aldı. Ona ait araziden kaynayan suya 'Sırmakeş' adını verdi ve şişeleyerek içme suyu satışı başlattı. Beykoz kıyısında bir yalı satın alarak sanat ve edebiyat çevrelerinden pek çok kişiyi bu yalıda ağırladı. 1884’te büyük kızı Mediha'yı Muallim Naci ile evlendirdi. Damadı Muallim Naci, 1883’te Tercüman-ı Hakikat'in edebiyat sayfasının yönetimini üstlendi. Ne var ki Ahmet Mithad eski edebiyat alışkanlıklarını savunan damadı ile görüş ayrılığına düştüğü için 2 yıl sonra onu gazeteden kovdu. 1888'de 'Gümüş İmtiyaz Madalyası', 1889'da 'Bâlâ Rütbesi' ve ikinci dereceden 'Mecidî' aldı. 1888'de Türkiye temsilcisi olarak Stockholm'daki VIII. Müsteşrikler Kongresi (Doğu Bilimleri Kongresi)'ne katıldı. Dönünce gözlemlerinden yola çıkarak 'Avrupa'da Bir Cevelan' kitabını yayımladı. 1908'e kadar Tercüman-ı Hakikat'te roman, hikaye ve makaleler yazmayı sürdürdü. Yazar, II. Meşrutiyet döneminde yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Yazıları eskisi gibi rağbet görmediği için yazı hayatından da çekildi[1]; Bakanlar Kurulu'nun özel kararıyla Darülfünun'da genel tarih, felsefe tarihi; Darülmuallimat'ta tarih ve eğitimbilim dersleri; Medreset-ül-Vaizin'de dinler tarihi dersleri verdi; ayrıca Darüşşafaka'da gönüllü olarak öğretmenlik yaptı. 28 Aralık 1912 tarihinde Darüşşafaka'da nöbetçi olduğu bir sırada kalp durmasından hayatını kaybetti. Fatih Camii Mezarlığı'na defnedildi. Ölümüne dek ikiyüzden fazla eser yayımlayan Ahmet Mithat, Türk edebiyatının gerçek anlamda ilk popüler yazarıdır. En büyük arzusu kitap okuyan bir toplum yaratmak idi. Çoğunluğa hitap etmek, dertlerine tercüman olmak kaygısıyla çok sayıda eser verdi 'kırk beygir gücünde yazı makinesi' olarak tanındı. Eserlerinde Avrupa'nın bilim, sanayi ve çalışkanlığını överken Osmanlı toplumunun ahlaki değerlerinin korunması gerektiğini vurguladı. Genç yazarlara destek verdi, dilde sadeleşmeyi savundu, devlete ve dine itaatsizliği, tembelliği, müsrifliği, özentiliği eleştirdi. Ürünlerini daha çok öykü ve roman türünde vermiştir. Romancılığı ve öykücülüğü, halk öykücülüğünden Batı tarzı öykü ve romancılığına geçiş olarak kabul edilebilir. Ayrıca tiyatro alanında da çalışmalar yapmış, 'Açıkbaş, Ahz-i Sar, Ziba' adlı kitaplarıyla dram ve operet türlerinde ürünler vermiştir. Fransızca'dan yaptığı roman çevirileri, Batı yazınının ilk çeviri örneklerini oluşturur. Romanları, Namık Kemal, Şemseddin Sami ve Samipaşazade Sezai ile birlikte onu ilk Türk romancılar kuşağının bir üyesi yaptı. Gazeteciliğin dışında tarih, coğrafya ve felsefeye ilgi duymuş; çoğunlukla Batı kaynaklarından yararlanarak kaleme aldığı bu eserleri hem kitap oylumunda, hem de fasikül olarak çıkarmıştır.