"Damga" kavramını kısaca "sosyal açıdan tamamen kabul görme durumundan men edilmiş birey" olarak açıklayabiliriz. Bizim halk arasında kullandığımız "etiketleme" kavramının literatürdeki anlamına karşılık gelir diyebiliriz.
"Kimler damgalanır?" sorusuna verilecek çok cevap vardır, tek tek tüm damga çeşitlerini yazmak olanaksız. Ama şöyle bir formül işimizi kolaylaştıracaktır;
- HERHANGİ BİR SOSYAL KİMLİĞİ TARAFINDAN ACINASI DURUMA DÜŞMÜŞ HERKES, ASLINDA DAMGALANMIŞTIR.
Babası ölmüş çocuk, damgalıdır.
Boşanmış ailede büyüyen çocuk, damgalıdır.
Engeli olan birey, damgalıdır.
İşsiz bir genç, damgalıdır.
Suçlu birinin çocuğu, damgalıdır.
Borçlu olan biri, damgalıdır.
...
Bu örnekleri artırabiliriz. Hepsini tek tek de anlatmaya gerek yoktur. Ancak, çok kıymetli sosyolog Erving Goffman, bir konuda önemli bir uyarıda bulunuyor.
Sokakta yürürken, yürüme engeli olan bir bireyin yere düştüğünü gördük. Sanırım hemen herkes, o kişiyi kaldırmak isteyecektir. Herkesin de iyi niyetli olduğuna inanıyorum. Ancak, gerçekten yapılması gereken, o kişiyi kaldırmak mıdır? Ya da engeli olduğu için, "kendi başına kalkamaz" diye düşünmek, sağlıklı mı? Neticede, sokağın o kısmına kadar gelmiş yani yürüyor, belki yavaş, belki destekle yürüyor ama neticede yürüyor. Ayrıca, bir insanın rızası olmadan, o insanın bedenine dokunma hakkını bize kim veriyor? Bir engeli var, başkasının desteğine ihtiyaç duyuyor diye, izinsiz bir şekilde bir insana dokunacak gücü kendimizde nasıl buluruz? Konuşamayan, yürüyemeyen, kendini ifade edemeyen bir canlıya bu kadar hoyratça yaklaşmayı neden kabulleniyoruz? Peki babası vefat etmiş insana acıyarak bakmak neden? Kimiz biz? Burnunun yamuk olduğunu dile getirecek hadsizliği bize kim verdi? Nezaket, ince düşünce, küçük jestler önemlidir, olmalıdır da ama bir insana