Eylül Evi; perili ev olgusuna farklı bir açıdan yaklaşan hikayesi, su gibi akan anlatımı, pırıl pırıl çevirisi, değersizlik inancı ile fedakarlık tutumuna, ait olma ve kök salma ihtiyacına, aile dinamiklerine göndermeleri, korku ve gerilim unsurlarına geniş yer verildiği halde dikkati ilişkilere ve farklı davranışlara çeken kurgusu,konu ilerledikçe sıradan görünen ilişkilerin başka bir boyuta evrildiği akışı ile beğendiğim bir kitap oldu. Türü Korku-Gerilim olarak geçse de, doğaüstü olgulara şaşırtıcı tutumların sergilendiği, bu tutumların altında yatan psikolojik dinamiklerin etkili bir şekilde işlendiği, yeri geldiğinde rahatsız etmeyecek düzeyde absürt sunumu ile keyifli bir hikayeydi.
Margaret ve Hal; kökleşmek, bir yere ait olmak,hayallerini gerçekleştirmek amacı ile Hawtorne Sokağı'ndaki Viktoryen tarzı evi değerine göre epey uygun bir fiyatla satın alırlar. Ancak evin bir handikapı bulunmaktadır:Ev; inşa edildiği 1886 yılından itibaren vahşi ölümlere sahne olmuştur. Özellikle Eylül ayı geldiğinde duvarlardan oluk oluk kanlar almakta, geceleri inlemeler, çığlıklar duyulmakta, korkunç şekilde öldürülen ruhlar evin içinde cirit atmaktadır. Çoğu kişiyi arkasına bakmadan kaçıracak bu durum; Margaret'i hiç etkilemez. Kurallara uyduğu sürece ruhlarla yaşamını sürdürebileceği inancı ile hayaletlerin hazırladığı yemeği yemekte, onlarla etkileşim kurmakta, korkutucu görüntüleri büyük bir sakinlikle karşılamaktadır. Ancak kocası Hal; onun bu sakin ve kabullenici tavrını benimsemez ve bir gün ortadan kaybolur. Margaret ise; her şeye rağmen yuvam dediği bu evde mutludur ve aidiyet hissetmektedir. Ancak tüm bu huzur kızı Katherine'nin babasını arama gerekçesi ile eve adım atması sonucu bozulacaktır.
Zihin yormayan, keyifle okunan ve gizem unsurları ile soluksuz okunan