Kerime Nadir. (1917-1984)
Özellikle 60'lı yıllara kadar popüler kültürde çok okunan kitaplara imza atmıştır. Fakat, o zamanlar edebiyat çevrelerinde, kolay okunan aşk romanları yazan biri olmakla suçlanmış ve küçümsenmiştir. Oysa Türk filmi tadında yazdığı pek çok eseri senaryolaştırılıp, sinemaya da aktarılmıştır. Bunlardan en bilinenleri ''Samanyolu'' ve ''Son Hıçkırıktır'' Şu var ki, edebiyat, sınırları çizilebilecek, şöyle olmalı, böyle yapılmalı denebilecek bir alan mıdır? Ucu bucağı olmayan bir sahadır ve okuyucu her eseri bir şekilde sindirir, beğenir ve ya beğenmez. Bu onun bileceği bir şeydir. Kerime Nadir'de, bu eleştirilere bakmamış, ölene kadar pek çok eser vermeye devam etmiştir. İyi de yapmıştır.
Okuma sırasında şurada biraz betimleme olsaydı, yazar, Vedat'ın geçmişini azıcık kurcalasaydı, Fehiman biraz kurnaz olsaydı diye düşünerek, ne yazık ki haddimi aştığım oldu. Ama okuyucu, aynı zamanda kitabı ikinci defa yazan (kafasında) kişi değil midir? İşte böyle düşününce, kendimi hemen, oracıkda affettim.
Gelelim kitabın değerlendirmesine. Çok spoiler vermemeye çalışacağım. Roman, daha çok esas kız ve esas oğlan üzerinden ilerliyor. Yazar, yan karakterlere çok fazla paye vermemiş. Sadece sonlara doğru, Süha'nın buhran anlarına ve iç dökümüne şahit oluyoruz. Vedat ve Fehiman, bu iki insan, aşkın en derinini yaşıyorlar. Okuyucu, atlatılan bir sürü badire onları birleştirecek mi, ayıracak mı bilemiyor. Vedat'ın sevildiğine ve asla terk edilmeyeceğine emin olamaması, acaba yaşadığı kazanın etkilerinden mi kaynaklanıyor? Başlarına gelen son felaket, bu büyük aşkın sınanacağı o olay, onları nereye sürükleyecek? Kitabın sonu, tüm sorularımı yanıtlıyor.
Kapağını kapatıp, ben 3 yaşındayken basımı yapılan bu kitabı derin, derin kokluyor, gözlerimi yumup çocukluğuma