İnsanın köklerine yabancılaşmasının kitabı bu. Alışılmışın dışına çıkmanın, bilinmeyeni merak etmenin, sınırlarını keşfetmenin, farklı olmaktan korkmamanın, özgürlüğün tadına varmanın… Diğer yanı ile sürüden ayrılmanın getirdiği yalnızlığın, korkunun, yabancılaşmanın, huzursuzluğun…
Tayeb Salih hikayesini Sudan’ın sömürge acıları ile de zenginleştiriyor ama ana gövdede bizim, hepimizin hikayesini anlatıyor. Okumuş; o yüzden kendisine dikte edileni, “adet” deneni, “gelenek” addedileni gözü kapalı kabullenmekten vazgeçmiş, “gözü açılmış”, bir yandan ulaştığı seviye ile gurur duyarken diğer taraftan köklerine yabancılaşmanın ıstırabını yaşayan bizlerin. Sırat köprüsünün ortasında kalan, her iki taraftan da parçalar taşıyan, ama ikisine de ait olamayanların. Beklediği takdiri ne kendisini artık anlayamayan geleneksel toplumundan, ne de tümüyle bir parçası olamadığı medeni toplumdan göremeyenlerin. Anlaşılmamaktan, yalnızlıktan, iç huzursuzluğundan mustarip olanların. O hep “başını alıp gitmek” isteyenlerin…
2 ayrı kuşağa ait Sudan’lı gençler üzerinden, iç içe geçmiş 2 hikaye şeklinde kurgulamış Tayeb Salih romanını. Mustafa Said sıra dışı zekası ile çocukluğundan itibaren dikkat çeken bir Sudan’lı; sosyal konularda başarısız, duygusal bağ kurmaktan kaçınan bu zeki çocuk, sömürge yönetimin getirdiği avantajlar sayesinde okuyor ve üniversitede Londra’ya gidiyor. Zekasının farkında, o kaslı kara vücudu ile beyaz kadınlar üzerindeki cazibesinin de… Ne yaparsa yapsın bu topluma ait olamaz o; girdiği her ortamda bir sömürge evladı olduğu bilinecek, bu yüzden hep hayret içeren bir takdirle karşılanacak, bir yandan ateşli tutkuları besleyecek, öte yandan bir sirk hayvanı gibi hissedecek. İntikamını kadınlarla alacak; bir sürü kadını baştan çıkaracak, seksle büyüleyecek,