Bilenler bilir, edebiyat camiasında Kafka denildi mi şöyle bir durulur ve düşünülür. Peki Kafka ne kadar tanınıyor Türkiye'de? Çok az. Kafka'nın sadece Dönüşüm, Şato, Dava, Amerika, Açlık Sanatçısı... gibi eserlerini okuyarak Kafka'yı anlamak mümkün değil. Hatta Türkiye'deki birçok okur Kafka'nın eserlerini nasıl yazdığını ve yayınladığını da bilmiyor. Gerçekten yazık!
Kafka birkaç öyküsü (Dönüşüm, Ceza Sömürgesi, Gözlem, Bir Köy Hekimi...) dışındaki eserleri ölümünden sonra en yakın arkadaşı Max Brod tarafından yayıma hazırlanıp yayınlatılmıştır. Bu yüzden romanlarını okuduğumuzda belli bir sona ulaşamayız, çünkü Kafka bunları bitirmemiştir/bitirememiştir. Günlükler'den de anlaşılacağı gibi bir romana ya da öyküye başlarken bir an bunu bırakıp başka bir öykü ya da roman yazmaya başlamıştır. Bunun birçok nedeni var tabii; Kafka'yı yaşamı boyunca rahat bırakmayan uykusuzluk ve baş ağrıları, diğer sağlık sorunları, varoluşsal kaygı ve düşünceler, aile de ve toplum da tutunamama, inanç gibi onu derinden etkileyen daha birçok sebep.
Günlükler 1910 ile 1923 yılları arasında yazılmış ve 12 defterden oluşmaktadır. Kafka bu günlükleri yayınlamak amacı gütmeden yazmıştır. Aslında bu yazım insanlardan hatta kendinden bir kaçış yöntemidir. Yazmaktan başka şansı yoktur belki de. Her dara düştüğünde insanlara değil de günlüğe sarılan biri Kafka.
Günlükler Kafka'nın günlük hayatının yanı sıra ondaki inanç kavramını da gösteriyor ancak Kafka'da inanç kavramı çok farklıdır. Bunu anlamakta güçlük çektim. Hatta bunun üzerinde araştırma yaptığımda en yakın arkadaşı ve sanırım Kafka'yı bu dünyada en iyi tanıyan Max Brod'un yazmış olduğu Kafka'da İnanç ve Umutsuzluk kitabının olduğunu fark ettim. Henüz daha temin edip okuyamadım ama Kafka'yı daha iyi tanıyıp anlamak isteyen meraklı
GünlüklerFranz Kafka · Cem Yayınevi · 2012405 okunma
Kafka’yı okuyanlar bilir ki Kafka umutsuzluğa ve melankoliye sürükler. Daha önce
Dönüşüm
Dava
Şato
Babaya Mektuplar
Milenaya Mektuplar
Otlaya ve Ailesine Mektuplar kitaplarını okumuş olmanın verdiği tecrübeyle bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak bu kitabında yaşamına daha yakından şahitlik edebiliyoruz her gece işten gelince ki yorgunluğu, mutsuzluğu, umutsuzluğu ve umudu umut edişinde çabasına da tabi…
Günlükler ;
Kafka’ nın günlüklerinin olduğu oniki defter, gezi anıları ve kitaptaki kısaltmaların açıklamalarının olduğu üç bölümden oluşmakta. Kitap genel yapısıyla Kafka’nın melankolisini , günlük yaşamı, düşünceleri, umutsuzluğu, uykusuzluğu,hayattan tiksintisini de bizleri ortak ediyor kitabı okurken.
“Uyudum uyandım,uyudum uyandım kepaze bir yaşam. “ diye ifadelerini kullanmakta.
Dönemin edebi, siyasi ve kültürel yapısını kendi pesimisit süzgecinden geçirirken bizleri de umutsuzluğuna sürüklemekte kitabı okurken.
İyi okumalar.
ben böyle rezalet bir kitap görmedim,bir kitap insanı bu kadar mı kendinden nefret ettirir.bıraktıktan sonra direkt çöpe gitti,kütüphanemde görmeye bile dayanamam.
Ama artık onu kurtaracak bir şey de yoktur yeryüzünde; dolayısıyla davranışı insana, bir akıntının su yüzüne fırlattığı, yanı başında yüzen yorgun birine toslayarak ellerini uzatıp ona tutunmaya çalışan boğulmuş birinin cesedini anımsatır...
Kitap bitmeden bir şeyler yazmak istedim. Günlük okumak öykü okumaya benzemez. Herkese zevk vermez çünkü yazarın üslup kaygısı yoktur vs vs ancak biricik Kafka'mızın günlüğü öyle değil! Şu ana kadar okuyup altını çizmeden geçtiğim çok az sayfa var. Kafka günlüğünde o kadar güzel betimlemeler yapmış ki öykü kitabı tadında. Hem hayatını öğreniyorsunuz hem de Kafka'nın güzel cümlelerinin zevkine varıyorsunuz.
Kafka, uyumsuzu belirtmek istediği zaman, tutarlılıktan yararlanır. Banyoda balık avlayan delinin öyküsünü biliriz; akıl hastalarını iyi etmede kendine özgü düşünceleri olan bir hekim sormuş: “Ya balık oltaya gelirse?” Sert bir karşılık almış: “Hadi oradan, budala, burası banyo”. “Barok” türden bir fıkra bu. Ama uyumsuz etkinin bir mantık aşırılığına ne kadar bağlı olduğu burada elle tutulur biçimde kavranıyor. Kafka’nın dünyası, anlatılmaz bir evrendir, insan burada hiçbir şey çıkmayacağım bile bile banyoda balık avlamak gibi işkenceli bir lükse sapar.