Bir kitap okursunuz. Okuduğunuz anda değil, çok sonra kendini gösterir. Bir cümlede, bir rüyada, bir kokuda ya da bir suskunlukta usulca geri döner. Hatırla, işte böyle bir kitap.İsmail Güzelsoy’un kaleminden çıkan bu roman, fantastik edebiyat ile tarihsel gerçekliği öyle bir iç içe geçiriyor ki; neyin hayal, neyin yaşanmışlık olduğunu sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Bu kitapta sadece karakterler değil, zaman da şekil değiştiriyor. Geçmiş, gelecek ve şimdi, aynı anda var olabiliyor.
Roman, bizi sekiz yüz yıl öncesine, Artuklu sarayındaki efsanevi mühendis El-Cezerî’nin icat ettiği mekanik zekâların arasında gezdirirken, birdenbire 6-7 Eylül Pogromu gibi yakın tarihimizin karanlık bir yüzüne çeviriyor gözünü. Bu iki dünya arasında gidip gelirken, Güzelsoy bize şunu fısıldıyor:“Zaman, yalnızca bir hatırlama yolculuğudur.”Kedi Şulbu’nun gözünden gördüğünüz bir sokak, Zakir’in sırtında taşıdığı vicdan ya da Cibeş İso’nun acısıyla sarardığı bir duvar yazısı… Hepsi, unuttuğumuzu sandığımız şeylerin birer yankısı gibi.
“Her unutuş bir saklayıştır,” diyor yazar.Ve evet, bu kitapta unuttuğumuzu sandığımız her şey birer saklanmış anı gibi geri dönüyor. Kimi zaman bir müzik kutusunda, kimi zaman yıkık bir evin penceresinde.Hatırlamak, bu romanda sadece bir zihinsel eylem değil; aynı zamanda bir direniş biçimi.
Hatırla, büyülü gerçekçilik ile bilimkurgu arasında gezinen bir masal gibi. Ama o kadar da gerçek ki, her karakteri tanıyor gibi hissediyorsunuz. Suzan’la Samet’in karşılaşması, bir halkın sesini taşıyor. Mekanik zekâların sesiyle, tarihsel suskunluk arasında kurulan o köprü… Edebiyatın büyüsü burada kendini gösteriyor zaten. Gerçek ile hayalin birbirine değdiği o hassas çizgide.Bu kitap, sadece bir hikâye anlatmıyor.Bir hatıra gibi.Bir uyarı gibi.Bir dua