Nur pınarından süzülmüş bir nur damlası. İman esasları arasında –tabiri caizse- giriftli haliyle duran yıkılmaz kale “kader” Mehmed Kırkıncı Hoca tarafından hemen hemen her yönüyle insanın içini ferahlatıcı ve aklını aydınlatıcı bir şekilde açıklanmış.
Kader mefhumu, günümüzde, bir kısım tarafından “ölçü” olarak belirlenmeye çalışılıyor. Bu işlem, daha doğrusu tanım, özellikle mealci tayfalarca epey rağbet görüyor. Mealci tayfa? Hani şu “bize apaçık olan Kur’an yeter” deyip Kur’an’ın anlaşılması için belki yüzlerce kitap –hatta tefsir, evet şaka değil- yazan zihniyeti diyorum. Kur'an'ın anlaşılması için değil niyetleri aslında. Asıl niyet, kendi fikirlerini anlatmak. O fikirleri Kur'an diye insanlara sunmak ve hatta empoze etmek. Ve fakat modernize olmuş akıllarla Kur’anı anlamaya çalışanlar daima bertaraf olmuştur. Zira bu anlama gayreti Kur’an merkezli değil, beşeri zemine indirgenmiş fikir ve kabuller çerçevesinde bir düşünce yatıyor. Biraz daha açayım; insanı insandan daha iyi bilen yaratıcının kurallarıyla değil de, yine insan ürünü olan ve adına “evrensel kurallar” denen ezberlerle düşünmek Müslümanın yapacağı iş midir? Şefaat torpil, kabir azabı hurafe, mezhepler ayrımcı, tasavvuf hint devşirmesi vesaire hep bu düşünce yapısının ürünleridir. İşte, kısaca Allah Teala’nın (olmuş-olan-olacak) her şeyi bilip idare etmesi olan kader, yine bu zihin yapısı sonucunda “kader, Allah’ın her şeyi bilmesi değil, her şeyi belli bir ölçü içerisinde yaratmasıdır” şeklinde ürün veriyor.
Efendim, kader konusunda genel itibariyle üç kısım/anlayış vardır:
(tırnak içerisindeki kısımlar kitaptan alıntıdır.)
1) Cebriye: İfrat içerisinde yüzen grup. Bu gruba göre insanın iradesi ve tercihi yoktur. İnsan, rüzgâr önündeki yaprak gibidir. Günahlarını kendi üzerinden atma zihniyetinde