Doğu-Batı Berlin arasındaki çatışmadan ve İkinci Dünya Savaşı’nın Nazi Almanya’sı üzerinden ilerleyen; ne kadar aşk romanı diye nitelendirmek istesem de her çeşit sömürünün, engellerin ve mutsuzluğun romanı.
Katharina’nın evine kolilerin gelmesi ile başlıyor kurgu. Geçmişine, bağımlılıklarına dönüş.
Katharina 19 yaşında bir genç. Fakat büyüsüne kapıldığı erkek kendisinden 34 yaş büyük. Evli ve çocuk babası Hans. Müthiş bir ikna kabiliyeti olan, manipülatif bir kişi aslında. Yazardan çok da iyi bir eleştiri var Hans için: Tam bir Batı medeniyetinin ürünü. Tek eşlilikten bunalmış, kadınları boyunduruğu altına almaya çalışan, oldukça egolu, klasik müzik hastası bir erkek çok da iğreti edici bir romantikliği var.
Sınır kavramı, en belirgin şey sanırım romandaki. Öznel sınırlar. Berlin Duvarı da aslında bir sınırdır Doğu Batı arasında. Güzel bir metafor.
Sınır nasıl aşılır, yazar bayağı rahatsız edici bir manipülasyon ile anlatmış karakter aracılığıyla. Görünüşte keder içermeyen ama kederden kahreden bir roman.
Aynı gün beraber otobüse binmeleri ile aralarındaki iletişim başlıyor. Hoşlanmalar, buluşmalar.
Güzel ve romantik başlayan bir ilişki yavaş yavaş bir bağlılık ilişkisine dönüşüyor.
Yazar öyle bir erkek karakter yaratmış ki okurken boğuldum, sinirlendim. Müthiş rahatsız edici bir erkek. Göz boyama ustası.
İlişkinin içine girdikçe Berlin Duvarı üzerine çatışmalar da başlıyor. Hem Berlin Duvarı hem de İkinci Dünya Savaşı geçmişi.
Yazarın Batı Berlin’e, Sovyetlere ve Nazi Almanyasına karşı eleştirileri, suçlamaları oldukça fazla. Bazı kısımlarda oldukça ironikken bazı kısımlarda da oldukça üzücü ve can sıkıcıydı.
Sovyet Birliği’nin yalanlarının ortaya çıkışı ile Katharina’nın bir olayını bağlayarak Hans’ı çöküşe sürüklüyordu yazar. İnanılmaz bir bağlantı gücü