Adı:
Kaputt
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
600
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719486
Kitabın türü:
Çeviri:
Neyyire Gül Işık
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kaputt
Kaputt
Kırılmış, paramparça, mahvolmuş... Kaputt, Almancada tam olarak bu anlamlara geliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'sının o enkaz hali daha başka hangi sözcükle anlatılabilir ki? Malaparte, yazıldığı günden bugüne kadar çok konuşulan başyapıtını, 1941 yazında, Almanların Rusya'ya açtıkları savaşın başında, Ukrayna'da bir köylünün evinde yazmaya başlamış. Yalnızca cephelerdeki değil, cephe gerisindeki vahşeti de cümleleriyle okurun beynine kazıyan Malaparte, sayfalar boyunca bombardımanların altında, karla kaplı ormanların derinliklerinde, Nazi liderleriyle yapılan yemekli partilerde dolaşıyor. Avrupa uluslarının yazgılarının en zalim haliyle nasıl çizildiğini okura keskin bir dille anlatıyor. Kaputt'un okura ulaşabilmesinin ilginç bir öyküsü var; bu yolculuk boyunca Malaparte'nin elyazmalarını paltosunun astarına dikili olarak taşıması. Tıpkı okurun bir kere okuduktan sonra, bu kitabın ruhunu yüreğine dikili olarak taşıyacağı gibi...


"Orospuluk etmek şimdilerde İtalya'da pek revaçta. Herkes orospuluk ediyor, Papa da, Kral da, Mussolini de, sevgili prenslerimiz de, kardinaller de, generaller de, hepsinin yaptığı orospuluk işte. İtalya'da hep öyle olmuştu, hep öyle olacak. Ben de orospuluk ettim, hem de yıllar yılı, bütün diğerleri gibi. Derken o hayattan iğrendim, isyan bayrağını açtım, soluğu hapiste aldım. Ama soluğu hapiste almak da orospuluk etmenin bir biçimi. Kahramanlık taslamak da, özgürlük için savaşım vermek de orospuluk etmenin bir biçimi İtalya'da. Kurtuluş yok..."
(Tanıtım Bülteninden)
"O sangue! .......
"O sangue ! ....
"O sangue ! ....
(Uygulamada italik harflere ihtiyaç duyuluyor ışte bu noktada umarım eklenir )

#spoiler

Sangue "kan" dır ..

"O zavallı kan'a ellerimizi daldırmak " çığlıklarıyla biter kitap ..

Bir Malaparte kitabını bitirip yavaşça yere bıraktığınızda ..gözlüklerinizi bir kenara koyar ..sigaranızı yakar derin bir nefes çekersiniz .. bir nefes daha çekerken de "herhangi bir savaşın ömrünüze denk gelmediği için ,aldığınız nefese "şükür " edersiniz ...

Sonra özümseme başlar ..
Tek tek flaş patlatan fograflar gelir gözlerinizin önüne ..görüntüler üst üste o kadar hızlı binmeye başlar ki ..bir kara filme dönüşüverir ..önceleri sessiz bir filmdir akıp giden ...
Yol gösteren donmuş bir Rus askeri çıkar karşınıza ...devam edersiniz yola ne zamanki LaDoGa da gölü kenarına vardınız ..ışte o an yanan atların çığlıkları da eklenir görüntüye kulaklarınızı kapatmanız boş bir çabadır çünkü "bu çığlıklar " artık beyninizin içindedir ..

"Atlar yanan atlar donar " kuzey rüzgarına karşı duramazlar. ...Kuzey rüzgarı insafsızdır..

İaşi de huzur bulduğunuz zannedersiniz oysa Iaşi de "kuşlar" korkudan ötmez ..o sebeple sessizdir İaşi ...

Bir tatar esirin ellerine uzanmak istersiniz ,yüzüne dokunmak ,karşılıklı sigara içmek ... izin vermezler...
O artik insan değildir "çizmeleri kaç para eder " hesabından başka bir değeri yoktur çünkü dünya üzerinde

Nazik Alman askerleri der Malaparte .
Işte bu Malaparte stilidir ..."Nazik Alman askerleri" Rus esirler açlıktan insan eti yerken " Nazik 'çe izlerler der ..
Söylediğim,kelimelerin altını siz "kazın" der Malaparte ... okunması cok kolay anlaması zor bir adamdır o ..ve ben onu ... bu yüzden "çok severim" ....benim için cok "özeldir "

"Burada şiddet var der"

https://youtu.be/5kRrlY4Vqzc

Bir duygusal şiddet adamıdır Malaparte

Kaputt gücünü gerçeklerden alan "Zalim" bir kitaptır. .. demiştir

Öylemidir ?

Sizi baldırınıza baktırıp .. "aç kalsak insan eti yenir mi ?
Düşman ın tertemiz bakımlı elleri saçınızdan tutup sürüklese ne kadar canınız yanar ?
20 günde bir değişen o kadınlar nereye gider?
Eve mi ?
Nehir kenarında "kurşuna" mı?

Peki
10 yaşındaki o yürekli "rus partizan " çocuğa ne oldu ?

CURZIO MALAPARTE efendim :) yazmış

Bazı yazarları :)

Ben okuyayım :)

Siz okumayın :)

"Lütfen " (italik yazılır )
ACHTUNG!
Mit Wirkung!



Kırılmış, paramparça, mahvolmuş... Kaputt, Almancada tam olarak bu anlamlara geliyor.


İtalyan Gazeteci-Yazar Malaparte'ın ikinci Dünya Savaşı'nı çeşitli cephelerde izleyerek,yaşadıklarını,şahit olduklarını kendi kaleminden okuyoruz.

Bu kitabın yazım süreci çok sancılı geçmiş,Malaparte kitap yazım aşamasındayken,taslaklarını kaptırmamak için onları uzun soluklu bir maceraya atmış,taslakları bir kaç parçaya bölüp zamanın büyükelçilik çalışanları ve bürokratlarına emanet ederek (bunlardan biride Türk),İtalya'da tekrar teslim alıp birleştirir.

Savaş zamanı yazılan kitap,gözlemlerini ve yaşadıklarını aktarabilmesi açısından Malaparte'a Alman subayları ile ahbaplık,akşam yemekleri,partiler ve arkadaşlıklar kurmasını sağlar.

Malaparte bu kitabı için "Korkunç derecede acı ve neşeli bir kitaptır" der,doğruda söyler,soykırım,savaş,dostluklar,ihanetler,yalanlar,insanların ne derece kötü ve kindar olabilecekleri sizin zihninizde canlandırılmaya bırakılır.Ve bu gayet başarılı bir şekilde yapılır.

Kitapta özellikle değinilmesi gereken bölümler var,tabii ki tahmin edeceğiniz gibi İkinci Dünya Savaşı deyince akla ilk gelen Yahudiler,esirler ve... Yahudi Fahişeler!Bir çok yerini okurken içiniz sızlayacak.

Bu kitap bana olduğu gibi muhtemelen size de bir çok bölümünde Kosinski'yi hatırlatacak.Evet evet Boyalı Kuş!Yanılmadınız ;)

Bendeki kitap Toplum Yayınları 1969 baskısı,bunu şu nedenle söylüyorum;Yeni baskısı vardır sanırım,ancak bu kitaptaki önsöz onda varmıdır bilemem,daha kitabın önsözün de ne okuyacağınızı,nelerle karşılaşacağınızı hissedebiliyorsunuz.Malaparte'ın Hitler ve Mussolini'ye ince ince göndermelerine şahit oluyorsunuz.Adamın kalemi çok sağlam ve etkili.

Kitap savaş zamanı cephelerde yazılmış deyince yanlış anlaşılmasın,savaş bu kitapta ikinci planda,genelde perde arkasından seslerini duyuyorsunuz,savaşın olduğunu biliyorsunuz ama onunla pek samimi olmuyorsunuz.Daha ziyade savaşın kıyısında olan ama köküne kadarda savaştan etkilenen insanların yaşadıklarına şahit oluyorsunuz.

Bir çok bölüm hayvan isimleri ile başlıyor,Atlar,Fareler,Köpekler,bölümlerde savaşın sadece insan için değil hayvanlar içinde nasıl bir yıkım olduğunu gösterebilmek için...gerisi mi?Kitabı okuyacaksın artık ;)

Betimlemeler ve arada olayları ve diyalogları anlatımı gereksiz ve sıkıcı görünebilir,ancak devamı niteliğindeki olayları ve diyalogları anlamak açısından önemli,kesinlikle ve kesinlikle çok çok iyi bir kitap,mutlaka ama mutlaka okunmalı derim.Tabi yine üzerine basarak belirteyim,herkesin her kitaptan alabileceği tat ayrıdır,illede size bu kitaba bayılacaksınız demiyorum,sadece ben bu kitabı da,yazarı da tuttum diyorum.

Bu inceleme hiç düşünmeden sıcağı sıcağına,çala kalem yazıldı,kitap kesinlikle bu incelemeyi haketmiyor,çok daha iyi,çok daha detaylı,çok daha etkili bir inceleme çıkması gerekirdi.Bu kez bu kadar ;)

Romanya,Polonya,Ukrayna,Moldova,Finlandiya veee..İtalya,malaparte ile uzun bir geziye,iç kıyıcı,zihin bulandırıcı bir savaş ve insan incelemesine varsanız kesinlikle tavsiyedir.


Tanıtım Bülteninden;
-------------------------------------

"Orospuluk etmek şimdilerde İtalya'da pek revaçta. Herkes orospuluk ediyor, Papa da, Kral da, Mussolini de, sevgili prenslerimiz de, kardinaller de, generaller de, hepsinin yaptığı orospuluk işte. İtalya'da hep öyle olmuştu, hep öyle olacak. Ben de orospuluk ettim, hem de yıllar yılı, bütün diğerleri gibi. Derken o hayattan iğrendim, isyan bayrağını açtım, soluğu hapiste aldım. Ama soluğu hapiste almak da orospuluk etmenin bir biçimi. Kahramanlık taslamak da, özgürlük için savaşım vermek de orospuluk etmenin bir biçimi İtalya'da. Kurtuluş yok..."

Sunum Yazısından;
-----------------------------------

Avrupa’nın kurban halklarının öykülerini aktarıyor Kaputt;sanatı, düşüncesi, siyasal yaşamıyla tarihe kök salmış derin ve süzme kültürüyle “kurban Avrupa”nın halklarının ve bireylerinin öyküleri onlar. Ve saldırgan devletler Almanya’nın ve İtalya’nın halkları da giderek o korkunç kıyımın kurbanı olmaya hükümlüler, inanılmaz bir kibirle gözü dönmüş ırkçı
gaddarlık kasırgasının kurbanları.O iki uğursuz kader yılında, Malaparte görünürde birbirinden
bağımsız, kopuk kopuk öyküleri yoluyla, Avrupa savaşını geçmişi ve geleceğiyle, öncesi ve sonrasıyla özetleyerek sunuyor,bir kez okunduktan sonra bir daha unutulmayacak, okurun
belleğine kazılarak tedirginlik etkisini sürdüren olağanüstü, her türlü düş gücünü aşan gerçek tablolar çiziyor.

Son Cümle ;
---------------------------------

Ne yapalım bayım,Sinekler kazandı savaşı!
Malaparte’nin deyişiyle; “Sessizliğin saflığını herhangi bir sesin bayalığıyla lekelemeden” bu mahvolmuş kitabı, yani can çekişen ‘Kaputt’u anlatmanın başkaca bir yolu yok. O kadar kederlidir ki, nüktedanlığında bile bıçaklanmayı hissedersiniz. Sözcüklerin peşinde giderken, ferasetini anlamak üzere bir an duraksamaya görün, hemencecik bitiyor yanı başınızda, tuhaf bir canlıya dönüşüyor elinde bir çift kadehle Malaparte. Sizi kahredecek anlattıklarıyla, ahlaktan bahsetmeye kimsenin dili varmayacak ve insanlığımızın üstünde hunharca tepinmeye başlayacak. Yeri gelecek içimizdeki cani olacak, giyecek üniformasını, savaş meydanlarında gezecek… Yeri gelecek diplomat olacak, saraylarda kahkaha atacak krallarla, kan içecek. Yeri gelecek sürgün ve yeri gelecek hapis olacak. Öyle bir yaratık olacak ki kitabında Malaparte, içimizde çürüyen bir şeylere dönüşecek, mesela ölü bir kısrağa Ukrayna’da, ortalık yerde çürüyecek ve leş kokusunun evrensel utancı olup yayılacak. Yol alacak Finlandiya’ya. Buz tutmuş gölde donmuş atlara dönüşecek, buz tutmuş kafalara askerler gibi oturacak iskemle niyetine ve kendi de düşten başka bir şey olmayan savaşı kazanmayı umacak ahmaklaşarak. Polonya’da yıkanamayan bir kadına dönüşecek, dışkıdan yapılmış sabun olacak, rengi ve kokusu hiç değişmeyen bir sabun, köpük köpük köpürecek saraylarda. Gettoda, ölülerin arasında gezinen bir melek olacak, karlar üstünde çıplak yürüyecek; “sıfırın altında otuz beş derecelik bıçağın altında.” Bir çocuk olacak, tek eğlencesi cenaze arabalarını seyretmek olan, ağlamayı bilmeyen, yozlaşmış bir “teneke trampet.” Romanya’da ‘domnule capitan’, bir fare olacak. Üst üste istiflenmiş cesetlerin arasında gezinen bir yağmacı, bir Çingene geleneği, “Sizi gidi alçaklar!” diye haykıracak ama kime? “Kızmayın, domnule capitan, hepimize yetecek kadar var!” Kriket oynamadan evvel dönüp dönüp yüzümüze, “La dracu!” diyecek bize, sevecen mi sevecen. Savaş “la dracu”, hepiniz “la dracu” ve her şey “la dracu” La dracu; cehennemin dibine. Kan gölünün içinde her şeyden uzak tozpembe sahnelerinde yaşayan burjuvaya saldıracak, “Tiyatrovari davranışları” ve “entel seçkinliğini” küçümseyen bir bakış olacak alaycı. Bir cesetle dövüşülemeyeceğini öğretecek bize. Cesetlerin buz gibi sessizliği, hepimizin sesinden, tüm silahların ve tüm bombaların sesinden daha güçlü, anlayan beri gelsin diyecek. Ja! Ja! Ja! Sonra binlerce ceset arasında bir ceset aramaya çıkacağız. Heyhat, işte, gözümün önünde canlanırken bile tüylerimin diken diken olduğu o dehşet anı; “Vagonları hemen açın!” “Açamayız, domnule capitan.” “Vagon birdenbire açıldı ve tutsaklar kalabalığı Sartori’nin üstüne abandı, onu yere yıktılar, üstüne yığıldılar. Vagondan kaçan ölülerdi onlar. Salkım salkım dökülüyorlardı, boğuk bir ses çıkararak, beton heykeller misali. Sartori cesetlerin altına gömülmüş onların soğuk, muazzam ağırlığı altında ezilmiş çırpınıyordu, debeleniyordu o yükü altından, o buz gibi kümeden sıyrılmaya çabalıyordu: sonunda ceset yığınlarının altında, bir taş heyelanının altında kaybolur gibi gözden silindi.” Sonra demiryolu boyunca dizilmiş binlerce ölü sayarız. Sonra bir duvar ustası olur, gettonun çevresine şık burçları olan zarif bir duvar öreriz. Dibini oymaya çalışır Yahudi fareler, teker teker vururuz. Şarap uykusuna gömülmüş vicdanlara “Maljanne; şerefe” mi demek gerekir yoksa “hoşça kal!; Vale” mi? “Tanrı’ya dua edelim de savaştan hiç değilse golf deliklerini kurtarsın.” “Kazanılan savaş” bitmiştir artık, sırada “kaybedilen savaş” vardır. “Zaferleriyle kendi ölümünü fethedecek” halka selam olsun, Malaparte kızıl köpeklere dönüşecektir. Hani şu aç bırakılmış, açlıkla terbiye edilmiş, hani her seferinde yiyeceğini tankların altında bulan patlayıcı yüklü köpekler. Nasıl da havaya uçuyor zavallı köpekler ve nasıl da patlıyor zavallı tanklar. Ne yani, Rusya’da köpeklerin soyu kuruduğunda çocuklar mı tankların altına girecek? Belgrad’da çıldırmış bir tüfeğe dönüşecek sonra, namlu ağzından tek bir mermi çıkacak, ufacık bir çekirdek ve dehşet bir gümbürtü kopacak, tek mermiyle tüm evler birbirine çarpacak, tüm şehir yıkılacak ve geriye sadece bir toz bulutu kalacak. Ya açlıktan ve soğuktan ölmüş arkadaşlarının cesetlerini yiyen Rus tutsaklarına ne olacak? Ya dünyanın en nazik en saygılı tavrıyla durup onları seyreden Alman askerlerine? Müsebbiplerin yurdunda esmeden durur mu Malaparte? Camdan bir göz olur, Berlin’de trenden iner, korkunç, acımasız ve aynı zamanda kederli öyküler anlatmaya devam eder. “Savaş cesetleri yemez, ancak canlı askerleri yer. Canlı askerlerin bacaklarını, kollarını, gözlerini kemirir…” On yaşında bir çocuktur Malaparte, yıkıntılar arasında askeri konvoya ateş eder, nasıl olur, koskoca ordu bir çocukla savaşamaz ki? 'Bak bana, benim bir gözüm camdandır. Sahisinden ayırt etmek kolay değildir. Sen şimdi bana hemencecik, düşünmeksizin, gözlerimin hangisinin camdan olduğunu söylersen seni serbest bırakırım, gidersin.' O sırada üç çocuklu bir kadın Almanya’da camdan atlamaktadır. 'Sol gözün camdan,' diye yanıtlar çocuk. 'Nereden anladın peki?' 'Çünkü iki gözünden yalnızca onda insanca bir bakış var.' Almanlar o kadar naziktir ki, çocuğa ne oldu dersiniz? Sonra Hırvatistan’da bir sepet istiridye olur Malaparte, sonra daha yakından bakmamızı ister sepete, bu yirmi kilo insan gözüdür, aldatır bizi. Tarlalarda, ormanlarda gizlenen ve yakalanan Soroca’lı kızlardan biri olur, günde kırk üç askere ve altı subaya hizmet vermek zorunda kalan Soroca’lı kızlar, tükenince bedenleri yirmi güne bir kamyonlara bindirilip kim bilir nerelere götürülür? Papa’nın, Kral’ın, generallerin ve nicelerinin orospuluk yaptığı bir zamanda namusunu korumaya çalışan Malaparte, yoksa şimdi de bir somon balığına mı dönüşecektir? Juutuanjoki Nehri’nde kalmış tek somon. Herkes kaçmış, tüm balıklar. “Göreceğiz bakalım kim daha inatçı, bir somon mu yoksa bir Alman mı?”Ve nihayet Malaparte, atlardan, farelerden, köpeklerden, kuşlardan, rengeyiklerinden, sineklerden ve balıklardan müteşekkil bir ucube yaratığın şeklinden sıyrılıp, üzerine bombalar yağan Napoli şehrinde, sineklerin kazanacağı savaşın içinde, yeniden ‘İnsan’a dönüşür. Kaputt’u ilk elime aldım, simsiyah, karanlık bir kitap. Kapağın ön yüzünde, tepede bir at gözü, hüzünlü, altta savrulmuş çaresiz insanlar. Üzerinde kara harflerle Curzio Malaparte ve ortada kan gibi kırmızı Kaputt yazısı! İçim, daha okumadan cız etmişti. Bazen sadece içgüdüsel olarak hareket eder insan. İyi ki tanıdım seni Malaparte. Değinemediğim daha onlarca hatıra var fakat yeterince lafı geveledim zaten, okuyacak olan azınlığa şimdiden keyifli okumalar olsun.
"Kırılmış, paramparça, mahvolmuş...Kaputt.Almancada tam olarak bu anlamlara geliyor.."
Kitabın arka kapak yazısı bu cümlelerle başlıyor ve tüm hikaye; kırılmış, paramparça, mahvolmuş insanlık onurundan yürek paralayan örneklerle dolu..Görevi ve konumunun verdiği özgürlükle II.Dünya Savaşı 'nı çok farklı bölgelerde, çok yakından izleyen yazar, belgesel niteliğinde, harika bir eser ortaya koymuş.
"Bir tek kan damlasının" dedim ..."koskoca kentleri yaktığını görmüşümdür ben "
Curzio Malaparte
Sayfa 496 - Can yayınları
O da bir 'Sigfried' aynı anda hem "Sigfried' hem "kedi"o da , bir kahraman o , bir "koppãroth" o da , bir kurban , bir 'kaputt" ...ölmüş olmak harika bir şey .
Korkuyorlar diye cevap verdim. Her şeyden, herkesten korkuyorlar. Korkudan öldürüyorlar, yakıp yıkıyorlar. Ölümden korktukları yok.......Ama yaşayan herşeyden, kendilerinin dışında yaşayan ve kendilerinden farklı olan herşeyden korkarlar.Esrarlı bir şey bunların hastalığı. Zayıf varlıklardan, silahsız insanlardan, hastalar, kadınlar ve çocuklardan korkarlar, ihtiyarlardan korkarlar.
Curzio Malaparte
Sayfa 14 - Toplum Yayınevi
Artık harekete geçmesini bilmiyoruz. Yirmi yıl esaretten sonra herhangi bir sorumluluk yüklenmesini unuttuk. Bütün İtalyanlar gibi benim de belkemiğim kırıldı. Şu yirmi yıl içinde, ne kadar enerjimiz varsa, hepsini ancak yaşama imkanını bulabilmek için harcadık. Şimdi de hiç bir işe yaramıyoruz. Bildiğimiz tek şey alkışlamak.
Curzio Malaparte
Sayfa 130 - Toplum Yayınevi
Muhalefetin aslı ne biliyor musun? Bizzat benim çıkarttığım gülünç dedikodular ve döndürdüğüm fesat çarklarından ibaret. Dedikoduları ben çıkarıp, ben yalanlıyorum, fesadı ben düzenleyip ben bastırıyorum.
Curzio Malaparte
Sayfa 170 - Toplum Yayınevi (1969)
"Savaş cesetleri yemez ..ancak canlı askerleri yer ..Canlı askerlerin bacakların kollarını gözlerini kemirir ...hemen hep uykudayken "sıçan" gibi. ..
Uyuyor bile olsa canlı birini yemek zor iştir ..belkide o yüzden Smolensk'te bazı Rus tutsakların "açlıktan " ve soğuktan ölmüş arkadaşlarının cesetlerini yediklerini gördüm "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaputt
Baskı tarihi:
Şubat 2014
Sayfa sayısı:
600
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719486
Kitabın türü:
Çeviri:
Neyyire Gül Işık
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Kaputt
Kaputt
Kırılmış, paramparça, mahvolmuş... Kaputt, Almancada tam olarak bu anlamlara geliyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'sının o enkaz hali daha başka hangi sözcükle anlatılabilir ki? Malaparte, yazıldığı günden bugüne kadar çok konuşulan başyapıtını, 1941 yazında, Almanların Rusya'ya açtıkları savaşın başında, Ukrayna'da bir köylünün evinde yazmaya başlamış. Yalnızca cephelerdeki değil, cephe gerisindeki vahşeti de cümleleriyle okurun beynine kazıyan Malaparte, sayfalar boyunca bombardımanların altında, karla kaplı ormanların derinliklerinde, Nazi liderleriyle yapılan yemekli partilerde dolaşıyor. Avrupa uluslarının yazgılarının en zalim haliyle nasıl çizildiğini okura keskin bir dille anlatıyor. Kaputt'un okura ulaşabilmesinin ilginç bir öyküsü var; bu yolculuk boyunca Malaparte'nin elyazmalarını paltosunun astarına dikili olarak taşıması. Tıpkı okurun bir kere okuduktan sonra, bu kitabın ruhunu yüreğine dikili olarak taşıyacağı gibi...


"Orospuluk etmek şimdilerde İtalya'da pek revaçta. Herkes orospuluk ediyor, Papa da, Kral da, Mussolini de, sevgili prenslerimiz de, kardinaller de, generaller de, hepsinin yaptığı orospuluk işte. İtalya'da hep öyle olmuştu, hep öyle olacak. Ben de orospuluk ettim, hem de yıllar yılı, bütün diğerleri gibi. Derken o hayattan iğrendim, isyan bayrağını açtım, soluğu hapiste aldım. Ama soluğu hapiste almak da orospuluk etmenin bir biçimi. Kahramanlık taslamak da, özgürlük için savaşım vermek de orospuluk etmenin bir biçimi İtalya'da. Kurtuluş yok..."
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 18 okur

  • Odessa
  • Fuat Can
  • Erkan Aydoğdu
  • Ebru Ince
  • Murat Özer
  • -
  • MaGeLLaN
  • Onur BC
  • fazi
  • Mustafa Yiğit Merter

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (1)
9
%50 (4)
8
%25 (2)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0