Ülkenin son günlerde yaşadığı deprem felaketinden sonra "kentsel dönüşüm, şehir planlaması ve sürdürülebilir bir ekolojik yaşam" konuları gündeme geliyor. Aslında gündemden de hiç düşmemesi lazım. Türkiye bundan 100 yıl önce dünya savaşından ve sonrasında kurtuluş mücadelesinden çıkarak yeni bir devlet kurdu. Aklımıza gelebilecek her şeyi yeniden inşa etti. Devleti, yönetimi, dili, düzeni, şehirleri, sanayiyi, ekonomiyi ve tüm bunlar insanı etkiledi, dönüştürdü.
Henri Lefevbre, şehri bir mekan olarak toplumsal analizin merkezine alan ilk kişilerin başında geliyor. Kentsel Devrim'i toplumsal, politik ve ekonomik yönleriyle ele alıyor. Ben kitabı evrensel bir metin olmaktan ziyade yaşamış olduğumuz yıkımın sonrasında deprem bölgesinin yeniden inşası konusunu düşünerek okudum. Ayrıca sadece deprem bölgesi değil, ülkenin tamamının yeniden bir değişime ve dönüşüme ihtiyacı var.
Depremin etkilediği yerler yüzlerce hatta binlerce yıllık kentler. Örneğin Antakya'da 2.500 yıllık bir Musevi geleneği ve dokusu vardı. Yıkılan sinagogla ve ölen Musevi vatandaşlarımızla bu doku ve tarih yok oldu. Yüzlerce yıllık tarihi eserler ve binalar yok oldu. Orada yaşayan insanların göç etmesi ile demografik yapı değişecek, kültürel doku ve komşuluk ilişkileri zedelenecek. Mutfağı, farklı lezzetleri, iklimi, dokusu, insanların karakteristik yapısı bir daha eskisi gibi olacak mı?
Bu yüzden ülke ikinci yüzyılına girerken tıpkı yüzyıl önce olduğu gibi yeniden küllerinden doğması için temiz bir sayfa açması gerekiyor. Hatalarımızdan, doğaya verdiğimiz tahribattan, insan ruhuna karşı işlediğimiz suçlardan ders alıp insan onuruna yakışır bir kent, ülke ve insan yaşamı inşa etmemiz gerekiyor. Bilime önem verip, bilgi ve liyakat sahibi insanlara yetki vererek her şeyin daha güzel olacağına
Merhaba,ocak ayının son kitabını bir araştırma- inceleme kitabıyla kapatmak istedim. Kitap; kent ve kentsel sorunların ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutunu enine boyuna araştırmış durumda. Toplumun bir bütün halinde kentleşmesi hipoteziyle yola çıkan yazarimiz. Toplumsal bir analiz ve gerçeklik payıyla deneyimlerinin altını çiziyor... Kent sorunsalı dünya çapındadır, fakat onu ele alma tarzı ülkelerin ekonomik, toplumsal, siyasi yapılarına ve ideolojik üstyapılarina bağlıdır. Bunun uygulamaya geçilmesi ile gerçek gün yüzüne çıkar. Özel çıkarlar ve siyasi çıkarlar arasında sıkışıp kalan şehircilik bu iki çatlak arasına küresel bir döngüye dönüşür. Kapitalist bir sektörün kuklası olmuştur.. Toplum olgusuna yerleşmeyen kent ve şehircilik kavramlarını bu paradigmamın içerisine ötelemek ne kadar doğru tartışılir. Şehrin mutluluğu, büyük şehrin yogun yaşantısı, boş eğlencelerin çoğalması gibi birçok etkenin de yer aldığı sorunsalların çözümü için radikal tarzda değişiklikler gerekecektir. Yani varolan koşulların iyileştirmesi ve beraberinde hiyerarşik bir denge olgusu yer almalıdır. Kentsel devrim uzak olmadığı umudu aşılayan yazarın dili ağır gelebilir ama okunabilir bir eser. Farklı bir deneyim yaşamak için iyi bir seçim olabilir...
İnsanlar ilk çağlarda avcılık, toplayıcılık yaparlarken başlangıç yerlerini, işaretleyerek, isimlendirerek belirlemişler ve buralarda toplu halde yaşamaya başlayarak toplumu oluşturmuşlardır. Daha sonra gelişerek buralar köy haline gelmiştir. Fatihler fethettikleri toprakları yönetmek için yerleşim yeri belirlemişler ve burada askerler komutanlar ve iktidar için vazgeçilmez malzemelerin (metal, deri) imal edilmesi için zanaatkarlar ve işçiler barındırmaktadır. Bu işçiler zanaat karlar sadece iktidara çalışmaktadır. Bu politik şehir tepeden tırnağa emir, buyruk ve iktidar demektir. Köylerde politik şehirlerin hakimiyeti altındadır. Bu arada mübadele ve tiçaret hep vardır. Ama başlangıçta şehirlerde yoktur. Toprak sahipleri senyörler seyyar satıcıları, zanaatkarları istemezler aralarında mücadele vardır. İlerleyen zamanda bu mücadeleyi seyyar satıçılar kazanarak politik şehirde etkili olmaya başlarlar. İşler artık senyörler için değil kent için Pazar için üretmeye başlarlar. Devlette bu rekabetten faydalanarak kendi hegemonyasını kurar. Sermayenin büyümesiyle sanayi ortaya çıkar. Sanayi hammadde ve emek güçünün bol bulunduğu için şehirlere yakın kurulur. Bu nüfusun giderek artmasına sebep olur ve tiçari büyüme, mübadele giderek artar bu tiçaret takastan, dünya pazarını açılmaya doğru ilerler. Bu arada şehirler gelişir sokak ortaya çıkar sokakta mekanlar, kafeler insanların bir araya geldikleri yerler ortaya çıkar sokak sahiplenme koruma anlamına gelir. Çünkü mekanın sahiplenmenin olmadığı yerlerde suç oluşur. Sokaklar insanların karşılaştıkları yerdir ama kısa süre sonra araçlar çıktığı için yollar bölünür kenarlarını yaya geçiş yerelleri ve dükkanlar yapılır. Artık sokaklar insanlar günlük geçmek zorunda oldukları. Evle iş arasındaki zorunlu yol haline gelir.
Çok farklı ekonomik ve sosyolojik noktalardan kente bakmanızı sağlayacak bir eser ancak dili oldukça ağır. Bundan dolayı anlaşma konusunda zorluk yaşayabilirsiniz.
Henri Lefebvre ( d. 16 Haziran 1901 – ö. 29 Haziran 1991) Fransız sosyolog, entelektüel ve felsefecidir. Daha çok Neo-Marksist olarak bilinir.
Biyografi
Lefebvre, Hagetmau, Landes, Fransa'da doğdu. Paris Üniversitesi (Sorbonne)'nde felsefe okudu ve 1920 yılında mezun oldu.
1924 yılında beraber çalıştığı Paul Nizan, Norbert Guterman, Georges Friedmann, Georges Politzer ve Pierre Morhange ile "Philosophies" adlı felsefe grubunda bir "felsefi devrim" arayışındaydı. Bu çaba, Fransız Komünist Partisi (FKP)'ne doğru kaymadan önce, Gerçeküstücüler ve diğer gruplarla temasa geçmelerini sağladı. Lefebvre 1928'de FKP'ye katıldı.
1930 - 1940 yılları arasında Lefebvre, felsefe profesörü olarak çalıştı ve 1940'da Fransız Direnişine katıldı. 1944 - 1949 yıllarında Radiodiffusion Française'de yönetici oldu ve Toulouse'da Fransızca radyo yayıncılığı yaptı.
Gündelik hayat eleştirileri ilk olarak 1947 yılında basıldığında, COBRA ve Durumcular arasında entelektüel bir etki oluşturdu.
1958'de Lefebvre FKP'den ayrıldı. Daha sonraki yıllarda Arguments ve New Left dergisinde yayın kuruluna katıldı.
1965 yılında Nanterre'deki üniversiteye geçmeden önce, 1961 yılında başladığı Strasbourg Üniversitesi'nde sosyoloji dersleri verdi.
Fransızca, İngilizce ve Almanca yazdı.
Lefebvre 1991 yılında öldü.