Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1025
Gösterim
Adı:
Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509438
Orijinal adı:
Матрёнин двор
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Soljenitsin'in bu kitapta bir araya gelen iki novellası “Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay” ve “Matriyona'nın Evi”, 20. yüzyılın bu büyük yazarının, Rus edebiyatı geleneğini Dostoyevski ve Tolstoy'dan sonra devam ettirdiğini göstermektedir.

“Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay”, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Rusya'da savaşırken kritik bir karar vermek zorunda kalan Kızıl Ordu teğmeni Zotov'un zorlu mücadelesini ve savaşın ağırlığı altında yaşamlarını sürdüren, açlık, yokluk ve bilinmezlikle boğuşan köylülerin giderek tedirginleşen ruh hallerini ustalıkla yansıtmaktadır. 

“Matriyona'nın Evi” ise, acılarla geçen gençlik yıllarının ardından yoksulluk ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalan, çıkarcı akraba ve komşularından başka kimsesi olmayan, topal kedisi ve keçisiyle yaşayan Matriyona'nın hikâyesidir. Evine yerleşen kiracısı, ancak hayatı gibi talihsiz olan ölümünün ardından Matriyona'nın gerçekte kim olduğunu öğrenecektir!

“Tıpkı Dostoyevski'nin eserleri gibi, Soljenitsin'in öyküleri de, büyük bir sanatsal yetkinliktir.”
126 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Soljenitsin'den söz açıldığı zaman, İvan Denisoviç'in Bir Günü kitabını okuyan birinin aklına ilk başta, siyaset değilde, Sibirya'nın o ''kürek geçmeyen soğukları'' gelir. Sanırım buradan yola çıkarak Kreçetovka İstasyonu'nu değerlendirmeye alacağımız zaman sözlerimize bir ''Soljenitsin Mevsimi'' yaratarak başlayabiliriz... Belki de böyle bir mevsim, yeryüzden gerçekten vardırda biz adını yenilerde koyuyoruzdur... Nitekim Erlom Ahvlediani, Sivrisinek Şehirde kitabında, herkesin kendine ait olan sabahlarından bahseder, gün sonunda doğan güneşten... İşte Soljenitsin'in kalemide böyledir. Rusya'nın o dönemlerdeki siyasetinin nabzını tutmasına tutar ama tek başınada yalnızca bunun nabzını tutmak için oynatmaz kalemini... Kreçetovka Olayı'nın anlatıldığı novellasında, yine Kızıl Rusya'nın sinyallerini versede, Zotov'un (teğmen/üniformalı) ruhuna daha çok değinir aslında. Tıpkı Denisoviç'te yaptığı gibi. Görünen o ki Zotov, komutan olma özeliiklerine çok sahip olmayan birisidir ve savaş gibi yeryüzünün en yıkıcı gerçeği ile yüzleşir nöbet kulubesinde. Tabii ki burada Zotov'un mesai saatleri içerisinde bir teğmen değilde, nöbetçi bir teğmen olarak olayları yaşıyor olması elbette ki yazıla-gelmiş bir şey değildir. Çünkü Soljenetsin'in kalemi belli sembollere dayanır... Mesela, kış, şapka, asker, rejim, ironi, hiciv...

Burada nöbetçi iken olayları yaşıyor olması, mutlak hakimiyetin kendisinde olduğu bir anda ve son derece ciddi bir konuyu sorgularken yaşıyor olması önemli bir unsurdur. Çünkü mesai saatleri içerisinde belkide emir komuta zincirinden bir halka ile çok daha kolay çözeceği olaylarla, nöbetçi iken ekibinden birkaç kişi ile beraber kalarak çözmeye çalışır. Buradaki davranışları Zotov'un mesleki şemasını ve şemanın gölgesinde kalacak olan insanlık yanını tartıştırır okuyucuya. Önce dost daha sonra şüpheli saydığı karakter karşısında ''ani'' bir plan yapmayı gerektirmesi ve ona müdahale etme çabası devletin çalışma ilkesinin yavaşlığına takılır... Zotov ise bu yüzden bu olayı hayatının sonuna kadar bir vebal olarak taşır...

Kış ya da onun özelliklerini taşıyan bir mevsim - soljenetsin mevsimi- daima el sallar kaleminin arasından. Çünkü -özellikle- İvan Denisoviç'te kendini en çarpıcı haliyle gösteren kış, doğanın bir parçası olmaktan çıkar ve insanın -yaşadığı- gerçeği haline gelir. Bir yerden sonra, kış tek başına dahi olay olabilecek konuma gelir. Öyle ki, Kreçetovka'da, kış ''insanı çatlatan'' bir şey kavram olmasa dahi, insanı engelleyen bir olay haline gelir... ''Bu da Soljenitsin'in gerçekle ile tanışma/tanıştırma, gerçek ile sohbet etme yöntemi mi acaba?'' diye sorar insan kendine. Yani kış, Soljenitsin'in yeryüzündeki gerçeği mi yoksa gerçeği anlatması için aracı mı, bu soru daima kurcalar insanın kafasını ilk andan beri... Çünkü soğuk hissedilir ve insan o soğuğu Rusya'da ya da Sibirya'da aramaz... Dünyanın en sıcak yerindeki bir insan dahi bu kitabı/ları okusa, yüreğinde, soğuk bir yel eser, üşür ölüm bile.

Şapka ya da onun havasına insanı büründüren herhangi bir şey -kıyafet fakat üniforma değil- Soljenitsin'in karakterlerinde görülür... Denisoviç Şuhov'un turuncuya çalan ve üzeri suçluluk numarasını haykıran şapkasını yemek yerken ya da benzer durumlarda çıkarması -iş dışında bir şey yaparken- karakterin kendine dönüşünü gösterir. Biz bu şapkanın mahiyetini Kreçetovka'da daha derin olarak alabiliriz. Nitekim bir suçlu üzerinden dramatize edilerek anlatılan olayın gerçeği ile bir komutanın gerçeği farklı unsurları karşılayabilir aynı noktaya çıksa bile, çünkü yaşamsal farklılıklar vardır. Her neyse, Zotov'un her şapkasının takıp çıkarışında ya da üniformasına dokunuşunda insan ''devlet gibi'' düşünür. Yani şapka gerek Zotov'da gerek Şuhov'da kim olduğunu ve ne olduğunu hatta ne düşünmesi ve nasıl düşünmesini gerektiğini söyler karakterle... Şuhov bir suçlu gibi Zotov bir asker gibi.

İvan Denisoviç'te dünyaya -işçi dünyasına- sırt dönen muhafız askerler burada kendi dünyasına döner. (İki kitabı birbirine yakınlaştırmak ne kadar doğru bilmesemde, Soljenetsin'in matematiğini anlamak için bunu yapmayı uygun buluyorum ben.) Kendi dünyasının gerçeği ile yüzleşirler. Bir suçlunun devlet ile tanışmasından sonra, bir askerin hizmetinde olduğu -adeta babası- ile tanışmasına şahit olunur. *Hangi kitap önce yazıldı bakmadım, önce Denisoviç'i okumuş olduğum için öncelik-sonralık ilişkisini kuruyorum.

İroni ve yergiye gelince, bu ikisini daima iç içe görürüz. Yergi ironik bir yolla yapılır ve çoğu zaman karakterlerin ''tek eğlencesi'' haline gelir. Son olarak ironi ve yergi içeren cümleler karakterlerin ''yaşam mücadelesi'' dışındaki şeylermiş gibi gelir insana. Çünkü karakterlerin ayağı her ne kadar o günün gerçeğine bassa bile, onlar varlık tespitini bu yolla yaparlar.

Not: Kreçetovka'nın hikaye işçiliği Denisoviç kadar çarpıcı ve başarılı değildi. Bu yüzden bu kitabı çok beğenilmeyebilir... Ama Soljenetsin Mevsimi'nde güneş her gün aynı doğacak değildir ya...
Bu da yarım bıraktığım kitaplar listesine eklensin:) Bu gidişle tamamladığım yarım bıraktıklarımdan az kalacak ya neyse. Gelelim hepi topu iki öyküden oluşan bu kitabı neden okuyamadığıma.Rus edebiyatını sadece klasikler bağlamında bilen biriydim. Birkaç yazara da özel ilgim vardı ve Soljenistin’i hiç duymamıştım. Geçen bir arkadaşla Rus edebiyatı konuşurken bu kitaptan bahsedince kendimi mahcup hissettim. Çok iyi ve önemli biri olarak bahsi geçiyordu zira. Hemen getirsene okuyayım dedim ve başladım. Yazarımız nobel almış hem de Rus hem de konu II. Dünya savaşı Almanya ve Rusya. E tam okunmalık bu kitap dedim bir beklentiyle bugün okudum. İlk öykü “Kreçetovya İstasyonunda bir olay”ı okudum ki onu bile güç bela bitirdim. Anlatım dümdüz, olaylar arasında net bir ilşki yok, iki sayfa okuyorsunuz sanki yirmi sayfa gibi yoruluyorsunuz, öykünün adı bir olay ama net bir olay da yok. Daha çok o yıllarda o istasyonun günlük durumu. Belki 2. Dünya savaşına özel ilgi duyanlar için bu sıradanlık bile cezbedici olabilir ama beni bunalttı. Ne dilinde ne konusunda etkili bir şey göremediğimden ikinci öyküye geçmedim. Ben yine Tolstoy’dan Dostoyevski’ den vazgeçmeyeyim :)
126 syf.
·3 günde·7/10
Yazarla tanışmamı sağlayan kitap oldu. İki hikayeden oluşuyor kitap.
İlk hikaye olan ''Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay'' savaş zamanında bir istasyondaki durumu ve insanları anlatıyor diyebilirim. Çok net bir konusu yok aslında bir yere kadar, hikayeye adını veren olaya da biraz geç giriş yapılıyor. Fakat ben bir olay olmadan sırf savaş zamanı betimlenen istasyonu ve insanların durumunu, yaşamını, ana karakterin düşüncelerini okumayı sevdim. Fakat hikayenin sonu yarım kalmış hissiyatı oluşturdu bende. Sonu belirsiz hikayeleri çok seven biri değilim.

İkinci hikaye ''Matriyona'nın Evi'' okuması daha kolay olan bir hikayeydi. Matriyona karakteri hal ve hareketleri, kişiliği ile Cengiz Aytmatov'un ''Beyaz Gemi''sindeki Mümin dedeyi anımsattı bana. Güzel bir hikayeydi, özellikle insanoğlunun hal ve hareketlerini doğruları ve yanlışlarıyla göz önüne seren hikayeleri de ayrı sevdiğim için oldukça beğendim. Bu hikayeyi ötekinden daha çok sevdim, okumanızı tavsiye ederim.

Yazarın dili sade, hızlı okutuyor kendini. Betimlemeleri de güzel ve başarılı. Başlarda Rus karakterlerin malum isimleri fazlasıyla karışık olduğu için zorlansam da çabucak alıştım. Yazarın bir başka kitabını daha okumayı düşünüyorum. Herkese keyifli okumalar...
126 syf.
·9/10
İki hikayeden oluşan bu kitaba ismini veren hikaye değil de ikinci hikaye olan Matriyona'nın Evi beni daha çok etkiledi. Köyü ayakta tutan doğru olan bu kadının hikayesi sizi de etkileyecek.
Sezer
Sezer Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi'yi inceledi.
126 syf.
·4 günde·7/10
Soljenitsin’in okuduğum ilk kitabı. Bunun için biraz geç kaldığımın farkına varmam kitabı bitirmemle birlikte oldu.

Kitap, iki farklı hikayeden oluşuyor. Benim için -büyük ihtimalle birçok kişi için de geçerli olacaktır- bu iki hikâyenin ortak noktası, sadece bir anlatıma, çok dolambaçlı, kafa karıştırıcı bir olay döngüsüne sahip olmama ve basit bir son bileşenleri etrafında toplanıyor. Özellikle Kreçetovka İstasyonu’nda Bir Olay’da bunun içine yarım kalmış bir son da ekleyebiliriz. Okuyucunun aklında bir soru işareti bırakmanın yanı sıra sanki “sonunu kendimiz yazmamız istercesine” bir es bırakmış yazar. Bu açıdan bir hâyâl kırıklığı yaşadım, şahsi olarak bu tip yarıda kalmış hissi veren, sonlanmamış sonlara pek ısınamadım.

Matriyona’nın Evi ise bende çok daha iyi izlenimler bıraktı. Matriyona karakterini çok iyi işlemiş yazar. Bir öğretmen gözüyle başlayan, ilerleyen ve biten bir hikâyede öğretmenden çok Matriyona’nın hayatını işlemiş yazar. Matriyona özelinde siyasi şartlarında getirisiyle birlikte sosyal yaşımını çok iyi anlatmış. Sonunu okuduğunuzda büyük ihtimalle kestireceksinizdir.

Genel olarak, basit ve akıcı bir anlatımla, o dönemki savaşın etkilerini de içinde barındıran iki hikâyenin bendeki etkileri olumlu oldu. Okuduktan sonra asla pişman olmazsınız ama “Çok müthiş, harika” iltifatlarını da kullanmazsınız.
126 syf.
·Beğendi
Yazara daha önce rastlamamistim. Bu eseriyle tanışma fırsatı yakaladım. Tek bir eseriyle yargıda bulunmanin doğru olmayacağı kanaatindeyim. Tavsiye edilen eserlerini okuduktan sonra yazar ile ilgili düşüncelerimi ekleyecegim.
Eser iki küçük hikayeden oluşuyor. Bir kaç saat içinde okunacak düzeyde. Sade ve akici bir dili var. Okurken sikilacaginizi düşünmüyorum.
İçeriğe gelecek olursak eğer karakterlerin adini gizleyip okursaniz bile herkes daha bir kac sayfa gecmeden Rus edebiyatı örneği olduğunu anlar. İliklerinize isleyecek kadar soğuğu hissettiriyor. Kış betimlemeleri bol bol yer alıyor ve yazar son sayfaya kadar bunu taşıyor. Rus edebiyatı örneklerinden sıklıkla gördüğümüz memur yaşantılari ve bu hayatin agir dinginliği iki hikayede de yer alıyor. (Ruslar bu burokrasiyle nice yil daha eser çıkartır zannimca) Birbirine benzeyen karakter adlari. Rus sosyal hayatinin carpikliklari bol bol örneklemlerle suslenip hikaye edilmiş. Eserin bende cok fark uyandırdığıni soyleyemem fakat mekan betimlemeleri gercekten etkileyiciydi. Kis günleri icin sicak bir içecekle bitirelebilecek guzel bir eser.
126 syf.
·2 günde·6/10
İvan Denisoviç’in Bir Günü’nden sonra okuduğum bu kitap açıkçası beklentilerimi karşıladığını söyleyemem fakat özellikle Matriyona’nın Evi o zamanki Rus kültürüne dair önemli bilgiler içeriyordu.
Mal mülk peşine de düşmemişti... Evine eşya almak, sonra da bunları kendi canından çok sakınmak için kendini sıkıntıya sokmamıştı.
Giyim kuşama da düşkün değildi. Çirkinleri, soysuzları süsleyen şeylere metelik vermemişti.
Bir gün koruluğa giderek bir kütüğün üstüne oturdum ve yemek içmek gereksinmesini duymasam da hep burada otursam, bir de el ayak çekildiği, radyoların bile sustuğu geceler dalların çatımın tepesinden hışırdamasını dinlesem diye düşündüm.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay - Matriyona'nın Evi
Baskı tarihi:
Eylül 2011
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750509438
Orijinal adı:
Матрёнин двор
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Soljenitsin'in bu kitapta bir araya gelen iki novellası “Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay” ve “Matriyona'nın Evi”, 20. yüzyılın bu büyük yazarının, Rus edebiyatı geleneğini Dostoyevski ve Tolstoy'dan sonra devam ettirdiğini göstermektedir.

“Kreçetovka İstasyonu'nda Bir Olay”, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali altındaki Rusya'da savaşırken kritik bir karar vermek zorunda kalan Kızıl Ordu teğmeni Zotov'un zorlu mücadelesini ve savaşın ağırlığı altında yaşamlarını sürdüren, açlık, yokluk ve bilinmezlikle boğuşan köylülerin giderek tedirginleşen ruh hallerini ustalıkla yansıtmaktadır. 

“Matriyona'nın Evi” ise, acılarla geçen gençlik yıllarının ardından yoksulluk ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalan, çıkarcı akraba ve komşularından başka kimsesi olmayan, topal kedisi ve keçisiyle yaşayan Matriyona'nın hikâyesidir. Evine yerleşen kiracısı, ancak hayatı gibi talihsiz olan ölümünün ardından Matriyona'nın gerçekte kim olduğunu öğrenecektir!

“Tıpkı Dostoyevski'nin eserleri gibi, Soljenitsin'in öyküleri de, büyük bir sanatsal yetkinliktir.”

Kitabı okuyanlar 57 okur

  • Nuran
  • Fihimafih
  • Derya Yaşar
  • Umut Yıldız
  • Okuyan Cadı
  • Sadrettin
  • Ahmet Leman
  • Beckett
  • Mahur Beste
  • Yasin Gedik

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.7 (2)
9
%7.7 (2)
8
%26.9 (7)
7
%26.9 (7)
6
%15.4 (4)
5
%11.5 (3)
4
%3.8 (1)
3
%0
2
%0
1
%0