Kuş Diline Öykünen

·
Okunma
·
Beğeni
·
436
Gösterim
Adı:
Kuş Diline Öykünen
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
219
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753424561
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Belki de kuş, şu ''biliyor musun, duyuyor musun,'' diye tutturduğu kuş söylüyordu Gülay'a, her şeyi. ''Üsküdar'a gidelim kuşu'' adını takmıştı Yavuz ona; dalga geçmek için... Gülay kuşun mors alfabesine benzeyen sesini, Yavuz'a defalarca dinletmişti. Hiçbir şey anlayamamıştı bu sesten. Ama, Gülay'ın kara gözlerine bakınca, kendisinden çok daha fazla şeyin farkında olduğunu hissedebiliyordu.

Belki de bütün olan bitenler, yalnızca sezgiyle anlaşılabilecek şeylerdi; bugüne kadar kitapta yazmayan, henüz insan dilinde söylenmeyen şeyler. Ot-kırk sene sonra sosyologlar bu döneme bakıp yorumlar yapacak, isimler koyacaklardı. ''Ölenler,'' diyeceklerdi, ''hepsi genç insanlardı. Çok genç insanlardı. Öyle gençlerdi ki, o kadar gençlerdi ki...''
219 syf.
·Beğendi·10/10
80 darbesi ve o dönemde yaşanan nice zorluklar bunun üzerine nadide kitaplardan birisi oldu benim için. Onca zorluğun arasında filizlenen Gülay ve Yavuz aşkı bize nice umutlar besletti..
219 syf.
·2 günde·10/10
12 Eylül dönemine dair o kadar fazla kitap okudum ki, Ece Temelkuran'ın Devir romanından sonra beni bu kadar fazla etkileyen başka bir kitap okuyamam sanmıştım ama yanılmışım. Bu kitabı okurken tam anlamıyla o günü yaşadım, Gülay oldum, o sorgu odasında o işkenceleri ben yaşadım, inanılmaz etkilendim. Kahramanımız Gülay, 12 Eylül döneminde kadın olmanın, öteki olmanın o ağır yükünü tüm gerçekliğiyle yaşamış, vücut dokunulmazlığı ihlalinin en iğrenç haliyle yüzyüze gelmiş bir kadın. Kitapta onun hayata tutunmaya çalışmasını, toplumdan kopuşunu ve yalnızlaşmasını okuyoruz. Beni bu kadar fazla etkileyen başka bir sinden de, yazarın sevgili Eşi Behçet Dinlerer'in 1980 yılında tutuklanarak cezaevine götürülmesi ve burada gördüğü işkence sonucu hayatını kaybetmesi oldu.bana göre Ayşegül Devecioğlu çok güçlü bir kadın yazar ve ben onun diğer kitaplarını da keşfetmek istiyorum.
219 syf.
·Puan vermedi
Anı yaşarken her şeye muktedir olduğunu düşünürsün bazen. Bir mega ideayı paylaştığın insanlarla birlikte olunca daha bir coşar daha çok inanırsın geleceğin güzel ve tabii senin istediğin gibi olacağına. Bir an meselesidir bu çünkü. Yarın her şey birdenbire bire değişecek ve beklediğin o güzel günler başlayacaktır. Bir türlü gelmese de o gün daima çok yakındadır. Budur o küçük toplumu ayakta tutan ve umudun ateşini harlayan. Değil mi ki vazgeçmemiş inançlı ordu bu işe baş koymuştur illa ki bir yolu bulunacak ve devrim gerçekleşecektir. İdeal bir toplumsal düzene kavuşulacak ve mutluluk daim olacaktır. Bunu tahsis etmeye muktedir inançlı ve bilinçli bir toplum onların arkasındadır be desteklemektedir. Aksi düşünenler illa ki ikna edilecek veya asimile edilecektir.
Oysa “ölüm varsa bu dünyada zulüm de var”dır. Bu zulüm ise kendini ifade etmenin değişik bir sürü yolunu bulur. Korku salar mesela, yaşadığın her anı sana zindan eder. Ne zamana sığarsın ne de mekana.

“Derler ki, mekan ne kadar daralırsa, zaman o denli amansız olur. Derler, ölümü beklemek ölümden zordur. Derler ki, insan yaşadığı yere benzer. Ama daha kötüsü, yaşadığı yeri kendine benzetmekti.”

Sessizlik delirtir o anlarda zulüm sessiz ve sevimli bir yüz gibi dikilir karşına. Susman söyleyecek kelimen olmadığı için değil söylemeyi istemediğin içindir elbette ama sana karşı olanlar konuşmanı istemektedir. Konuşman onların tek amacıdır ağzından alınacak bir kelime karşı taraf için bir zafer senin için kurtuluş demektir. Oysa konuşman kendine ihanettir, ideaya ihanettir, yaşamana ihanettir. En çok kendinle karşılaşmak ürkütür o zamanlarda.

“Her kavşak noktasında insan kendisiyle karşılaşır. Ne var ki, konuşamaz buluştuğu karşılaştığı şeyle; eski bir elbise gibi dilsiz olan bu şeye yalnızca bakabilir...”

Karanlık zulmün bir parçası en güçlü silahıdır elbette. Acıyı daha bir katlar. Yalnızlığı çaresizliği katlar. Karanlık bir yabancılaşmadır kendine ve bulunduğun gerçeğe. Bedeninden ayrılıp bir sürü şey yaşarsın. Gerçekten koparsın bir hayal ve kabus alemine dalarsın. Ve ihanete gece müthiş bir gerekçe sağlar. En çok da kendine ihanete.

“Karanlık, kirli su gibi, dargın, ürkütücü bir kıvamı durmadan artırarak bedenimi işgal ediyor. Karanlık, keskin ışık gibi gözümü kamaştırıyor.
Karanlık, tek gerçek burada; vücudumdaki yaralarda, kırık kemiklerimde kımıldanıp duran... Her zerreyi dolduruyor, her santimi adımlıyor, duvarı dolaşıyor, kör bir hayvan gibi pençelerini geçirecek yer arıyor. Günlerdir yattığım soğuk betondan daha fazla içime işliyor; kemiklerimi sızlatıyor, gözlerime, ellerime, ağzımdaki kan tadına siniyor. Ben ki, bu katıksız boşlukta, karanlığın tek biçimiyim; belki düpedüz karanlığım yalnızlığım ve korkumla...
Susuyorum, sesim karanlığa düşüyor, ölü bir kuğu gibi kendi bedenine yabancı ve çok ağır...”

Yaşanan yaşanmış yıkılmış pek çok can zulmü tatmış ve geriye anıların tanığı çok az kişi kalmıştır. Onlarsa zulmü hergün hergün yeniden yaşar. Yarım kalmışlardır. Bedensel ve ruhsal sakattırlar artık. İşkence sindirmiştir tüm mega ideanın gönüllü inançlı neferlerini. Geriye posası kalmıştır. İdeadan ve inançlı ordudan kalan suskun bir posa. Suyu çekilmiş kurtlanmış bir atık. Yaşamaya devam etmek zordur. Bu bir irade ister bunu yapabilenlerse asla düzelmezler.

“Kelimeler yok olup gitmişti, onları terk etmişti. Ağızlardan bölük pörçük şeyler dökülüyordu gerçi. Anmalı anlamsız heceler, işe yararmış gibi görünen sözcük parçaları, küçük sesler... Yalnızca ağızdan çıkıverenler; kalpten gelen hiçbir şey yoktu... Duyulardan, nabızdan, kandan, kalpten ve tenden gelip beyinde kaynaşan, damaktan, dilden ve dişten, ağız boşluğundan ve genizden biçimlenerek dışarı akan anlamlar dizgesi yoktu artık. Dilsizdiler...
Böylece, yüzlerinde o düşünceli, küskün ifadeyle susuyorlardı. Şarkı söylerken, yüksek sesle kitap okur tartışırken aslında hep susuyorlardı. Konuşurken bile sustuklarını dilsiz olduklarını bir tek onlar biliyordu.”

Tüm yaşananlara inat toplumun hafızası zayıftır. Unutma eylimindedir. Unutma ve normalleştirme süreci yaşamak ister bu süreçte. Erk sahibi, ideası olan tüm tarafları sindirmiş ve yok etmiştir. Sivri tüm uçlar yumuşamış ve körelmiştir. Toplumsal hafıza ise daima egemen gücün dayattıklarını içselleştirerek yaşar. Vicdani aldığı yaraya pansuman yapmaktır bu. Ölüm her şeyi temizlemiş saflaştırmıştır. Pürüpak olmuştur her şey vicdan rahatlamış sivri uçlar yok olmuştur, artık kimse anımsamaz veya anımsamak istemez yaşananları. Ölümleri, zulümleri, kayıpları, bir masal haline getirmiştir çoktan. Uzakta bir köy haline gelmiştir geçmiş ve yaşananlar. Geride kalan madurlar ise popüler kültürün malzemesi olmuş sakız gibi çiğnenip fırlatılmıştır çoktan. Rant peşinde koşan bir sürü güruh çıkmıştır ve elbette bundan nemalanan...
...gecenin ardından gün doğar, derlerdi; mutlaka sabah olur. Ve herkes bilirdi ki , sabah, en yorgun, en köhne zamanlar bile dirilir. Her sabah görülmeye değerdir.
Ayşegül Devecioğlu
Sayfa 97 - Metis yayınları
Her kavşak noktasında insan kendisiyle karşılaşır. Ne var ki, konuşamaz buluştuğu karşılaştığı şeyle; eski bir elbise gibi dilsiz olan bu şeye yalnızca bakabilir...
Ayşegül Devecioğlu
Sayfa 59 - Metis yayınları
İnsanlar, bütün ümitleri tükendiğinde, hiçbir şeyi değiştiremeyeceklerine dair o eski inancın eteğine sığınırlar. Adına kader denilen şeyin hükümranlığına... Akılla delilik arasındaki gizemli sınırda, büyük çaresizliklerin bu küçük ülkesinde, zihinlerinde ufuk çizgisi gibi uzun ve sakin uzanan, varlığından adları gibi emin oldukları, ama kimselere anlatamayacakları o sınır çizgisinde beklerler.
Ayşegül Devecioğlu
Sayfa 65 - Metis yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kuş Diline Öykünen
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
219
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753424561
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Belki de kuş, şu ''biliyor musun, duyuyor musun,'' diye tutturduğu kuş söylüyordu Gülay'a, her şeyi. ''Üsküdar'a gidelim kuşu'' adını takmıştı Yavuz ona; dalga geçmek için... Gülay kuşun mors alfabesine benzeyen sesini, Yavuz'a defalarca dinletmişti. Hiçbir şey anlayamamıştı bu sesten. Ama, Gülay'ın kara gözlerine bakınca, kendisinden çok daha fazla şeyin farkında olduğunu hissedebiliyordu.

Belki de bütün olan bitenler, yalnızca sezgiyle anlaşılabilecek şeylerdi; bugüne kadar kitapta yazmayan, henüz insan dilinde söylenmeyen şeyler. Ot-kırk sene sonra sosyologlar bu döneme bakıp yorumlar yapacak, isimler koyacaklardı. ''Ölenler,'' diyeceklerdi, ''hepsi genç insanlardı. Çok genç insanlardı. Öyle gençlerdi ki, o kadar gençlerdi ki...''

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • piktobet
  • Elif ECVET
  • Ömer aydemir
  • Esra Kılınç
  • Zarif Bir Okur
  • Yağmur
  • REYHAN  KARAYEL YÜRÜK
  • Ecem İspir
  • Ela K.
  • Türkan Erdizci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (2)
9
%12.5 (1)
8
%12.5 (1)
7
%25 (2)
6
%0
5
%12.5 (1)
4
%12.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0