Adı:
Leş
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050908985
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Predateurs
Çeviri:
Mahmut Özışık
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Korkunç bir gölge dünyayı karanlığa sürüklemek için pusuda bekliyordu. Er ya da geç cehennem dünyaya taşınacak ve insanın içindeki cani, kötülüğünü yaymak için uyanacaktı.

"Evet, Maxime Chattam okurlarını korkutmayı seviyor ama tam dozunda, ne eksik ne fazla. Korku ile merak arasında gidip gelen okuru tam istediği yerde, hep daha derin uçurumlarda tutuyor."
-Le Magasine des Livres-
(Tanıtım Bülteninden)
392 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10 puan
Beni yer yer akıştan koparan gereksiz tekrar ve uzatılmış detaylar dışında güzel bir polisiyeydi. Yine de açıkça belirtmek isterim ki dedektif Brolin serisinin yanında hiç kalır. Özellikle belirtilmemiş olan tarih ve mekanlar yüzünden eksiklik hissi yaşadım. Olayın geçtiği savaş dönemini ve tarafları merak ettim ama tek bir bilgi yoktu. Bunun dışında karakterler ve olay örgüsü güzeldi. Merak seviyesi hiç düşürülmemisti. Ortalamanın biraz altında kalsa da, kendini başarılı bulan birçok polisiye kitabın yanında on numara kitaptı.
392 syf.
·1 günde·7/10 puan
chattamın okuduğum son kitabı. joshua brolin serisini genel itibariyle beğenmiştim. sonradan çıkan birkaç kitabını da beğendim. leş kitabına gelince şunu söyleyebilirim. yeni polisiye okumaya başlayanlara son derece sıra dışı gelebilir ama bana biraz yavan geldi. neden mi? yazar burada biraz amatörce davranmış ve katili belli etmiyeceğim diye karakterlerden birini süreki göz önünden uzak tutmaya çalışmış ve böylece katilin kim olduğunu ortaya çıkarmış şahsen bazı kitaplarda katil kitabın ortalarında ortaya çıksa dahi mükemmel keyif aldığım oldu ama ne yazık ki chattamın bu kitabı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
392 syf.
·31 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı polisiye gerilimde gelinebilecek en üst nokta diye tarif edebilirim.Katilin kim olduğu üzerine kaç kez fikir değiştirdim inanın sayısını unuttum.Filmi çevrilse harika olur.Epeydir güzel bir polisiye okumadım diyorsanız kaçırmayın.
392 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bir solukta okudum diyebilirim. Kitap normal bir cinayetten oldukça uzak. Kitabı okuduğunuzda kendinizi kahramanalardan biri gibi hissediyorsunuz. Her şeyi onlarla birlikte çözümlerken, 'hadi canım, bu olamaz!' Diye şaşkınlığınızı oraya bırakmadan bitiremiyorsunuz.
392 syf.
·12 günde·8/10 puan
Savaşın vahşi ortamında son derece kanlı şekilde işlenen cinayetler ve bunların peşindeki askeri polis. Maxime Chattam o kadar kanlı cinayetler düşünüp bunları o kadar gerçekçi şekilde betimliyor ki her cinayet işlendiğinde cinayet alanını ve kurbanı anlatırken ürperiyorum. Bu kitapta da bunlardan bolca var.
Katilin ve peşindekilerin psikolojik durumlarına da oldukça detaylı yaklaşmış.
392 syf.
·5 günde·10/10 puan
Bir savas gemisinde baslayip cephede son bulan enteresan cinayetler serisinin islenme bicimleri ve çözümleri anlatılmış kitapta.bu yapilirken yazarin deyimiyle "kanin lisani" ile katilin cinayet isleme sebepleri ve onu buna iten etkenler cok ustaca kurulmuş cumlelerle anlatılmış.kanin lisani diyerek yazar psikolojik etkenleri vurgulamış.cinayetlerde yakalanan ayrintilar ve bu ayrintilardan ulasilan psikolojik tahliller cok etkileyici idi.
Anlatim ve kurgu cok ustacaydi. Katil iyice saklanmıştı.basta 1 2 kişiye yonlendirilseniz de katil sonuna kadar kendini acik etmedi.ben severek okudum.
392 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Dikkat spoiler içerir.
Usta yazardan yine çok güzel bir polisiye roman. Seagull gemisinde vahşi bir cinayet işlenir. Askeri Polis teşkilatında teğmen olan Craig Frewin ve ekibi bu işi araştırmaya başlar. Kendilerine hemşire Ann Dawson da eklenir. Ekip savaşa gidecek olan Raven Bölüğü 3. Takımdan şüphelenmektedir ancak savaş ortamında herkes birbirini savunmaktadır. Katili bulduklarını zannederler ancak 6 ay sonra cinayetler tekrardan başlar ve bu sefer hedef Askeri Polis'tir. Acaba katil kimdir? Frewin katili yakalayabilecek midir? Ann ile Craig arasındaki ilişki nasıl sonuçlanacaktır? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
392 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Etkileyici bir kitap.
Katili tahmin etmek gerçekten çok zor bu da ayrı bir merak katıyor.
İnsan merakını gidermeden bırakamıyor kurgu olaylara geçiş,kullanılan akıcı düzgün anlatım dili kitaba gömülüp olayı yaşamanıza imkan tanıyor.
Benim açımdan tek sıkıntı zaman kavramıydı,hikayede geçen zaman hakkında hiçbir bilgi bulunamamakta.
Fazlasıyla detaycı,üstün körü yazılmayan bu romanda zaman kavramına değinilmemesi nazarı diyelim :)
Kitabı polisiye gerilimde gelinebilecek en üst nokta diye tarif edebilirim.
Katilin kim olduğu üzerine kaç kez fikir değiştirdim inanın sayısını unuttum.
Eğer karmaşık,fazlasıyla gerilim dolu bir polisiye eser okumak isterseniz aranan kan işte burada.
Kişilik analizleri ve katilin profilini çıkarmaya yönelik yaptıkları tespitler gerçekten iyi.
Yazar hemen hemen herkesten şüphelenmenizi sağlıyor, eh katilimizde gerçekten kolay tahmin edilemiyor.
Heyecan git gide artıyor bu bakımdan hoşuma gitti.
Korku motorların en güçlüsüdür.
Korku insanı değiştirir. İnsanı yok edebilir veya dokunulmaz kılabilir. Korku zihni güçlendirir ya da çorbaya çevirir. Köleleştirmenin aracıdır, sınırı yoktur. Korkuyu denetleyen, insanı da denetler, hatta büyük kitleleri de.
Minotauros'un bir yerlerde, bir sonraki kurbanını beklediğini bilerek muazzam bir labirentin içinde yolunu arayan Theseus gibi hissediyordu kendini.
Theseus'un kaybolmamak için bir ipi vardı. Ya sen, senin neyin var? diye kendisiyle dalga geçti.
İnsanın krallığında çürümüş bir şeyler var, diye düşündü Ann. Hep bir yönetme tutkusu. Denetim altında tutmak. Diğerlerinin üstüne çıkmak. Bu, insanın içinde var. Ve hangi medeniyet modeli olursa olsun, sırası geldiğinde bu bireyci yaklaşımlara alet oluyor.
"İnsanın kendisiyle barışık olması o kadar zor ki" diye itiraf etti Ann alçak sesle. "Belki de bunun için "büyükler" hep savaşıyor."
İnsan, evrimin basamaklarındaki bir çocuktu henüz. Kendini evrilmiş sanan vahşi bir hayvandı. Beyni yıkanan insan kendisinin üstün güçlere sahip olduğuna inanıyordu, oysa geçici olarak, besin zincirinin en tepesinde olan bir yırtıcıdan başka bir şey değildi. Medeniyet, insanın içgüdülerinden gelen baskıyı hafiflettiği iddiasında olsa da, savaşlar o denli hayvancaydı ki, her varlığın içinde bunun sürüp gitmesine katkıda bulunuyordu. İnsanlık bir barut fıçısının üzerinde uyuyordu. Bir gün ilkel güdüler tekrar ortaya çıkarsa? Aşılamayan anlaşmazlıklar yüzünden medeniyetin ahlaki setleri çökerse? O zaman ne olacaktı? İnsanlar birbirlerini yok etmeye başlayacaktı. Bu takatsiz iki ayaklının diğer türlerin üstesinden gelmesine katkıda bulunan ve içinde uykuya yatmış olan ilkel yırtıcılar tekrar sahneye çıkacaktı. Yırtıcıların uyanışı amansız olurdu. Onlarca yıl mı? Asırlarca mı? Evrim ölçeğinde dikkate alınmayacak kadar küçük bir zaman birimi de olsa, sonuçları dramatik olurdu. Dünya çapında bir katliam. Bir egemenliğin sonu.
Çünkü medeniyet, kendi menfaatleri için birkaç kişi tarafından yönlendirilen bir sistemdi ve kof bir kibire dayanıyor, iktidarı korumak adına azınlık, çoğunluğa hükmediyordu. Doğuşundan itibaren savaşlarla korunan bir medeniyet. Kendi çelişkilerine kör bir medeniyet: Değerlerini korumak için insanın en ilkel güdülerini kullanırken, dizginlenmiş vasıflarıyla da ona en iyi yaşamı sunma vaadinde bulunuyordu...
Başkalarının karşısında herkes onurlu davranıyormuş gibi görünür. Ama kendimizle baş başa kaldığımızda, içimizden geçenleri itiraf edemeyeceğimizi herkes çok iyi bilir.


Altı Kişi Yazarını Arıyor-PIRANDELLO
"Kişilik bir akarsu gibi daha ilk senelerden itibaren gelişir" diye açıklamaya devam etti Ann. "Başlangıçta, dağdan inen bir sızıntı gibidir. Ve ona katılan diğerleriyle birlikte serpilir veya zayıf kalır. Ama bir travma suyun seyrini değiştirebilir, akabilmesi için yok edilmesi gereken bir çatlak, yolu bölen bir yarık veya bir engel belirir ve hayata tutunabilmek için kollara ayrılmak veya yeraltına girmek zorunda kalır. Kişilik de bu akarsu gibidir, ne olursa olsun yoluna devam etmelidir, ileriye doğru, hayatın akışında olduğu gibi. Uzmanlar davranışlarımızı, eylemlerimizi nelerin belirlediğini incelemeye başladı; evet, çoğunluk nevrozlarıyla boğuşuyor ama normal sınırlar içindeler. Ancak, bir sürü engel nedeniyle farklı gelişmeler gösteren kişilikler hakkında ne biliyoruz? Zayıf bir akarsuyken bir sürü çatlağı, yarığı aşmaya zorlananlar hakkında? Denize hangi halde varıyorlar? Hayatta kalabilmek için hangi yollardan geçtiler? Ve hangi uzman, yeraltı sularını ve bunların aşırı karmaşık bünyelerini çözümlediğini iddia edebilir?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leş
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
392
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050908985
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Predateurs
Çeviri:
Mahmut Özışık
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Korkunç bir gölge dünyayı karanlığa sürüklemek için pusuda bekliyordu. Er ya da geç cehennem dünyaya taşınacak ve insanın içindeki cani, kötülüğünü yaymak için uyanacaktı.

"Evet, Maxime Chattam okurlarını korkutmayı seviyor ama tam dozunda, ne eksik ne fazla. Korku ile merak arasında gidip gelen okuru tam istediği yerde, hep daha derin uçurumlarda tutuyor."
-Le Magasine des Livres-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 177 okur

  • Cezzar Oktay Anar
  • fyz
  • Bahar Baras
  • Meryem Baran
  • Hilal
  • Veli Can AYDIN
  • Mehmet Canbaz
  • Serkan GÖRÜR
  • Dilan ELBAT
  • dc77cd

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%17.9
25-34 Yaş
%39.3
35-44 Yaş
%32.1
45-54 Yaş
%10.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.2
Erkek
%36.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.6 (17)
9
%23.2 (16)
8
%27.5 (19)
7
%11.6 (8)
6
%7.2 (5)
5
%4.3 (3)
4
%1.4 (1)
3
%0
2
%0
1
%0