Öncelikle söylemem gerek: kurgu ve dünya gerçekten muazzam. Gerçekten aşırı heyecan verici. Tek problem var, yazarın her serisinde erkeklerden oluşan hareme attığı tek dişi karakteri sürekli fiziksel aktivitelere sürüklemesi.
Neden yazar? Bir anlatsana neden? Böyle müthiş bir potansiyeli, fantastik gerilim- polisiye konusunda zirveyi zorlayabilecek dünya- karakterler ve olay yazmaya müsait bir kurguyu aşırı erotizm ile baltalayıp serinin seviyesini ve kalitesini düşürmek neden ya? Girişi ve ilk bölümleri çooook sevmiştim. Anita’dan daha sağlam ilerleyebilecek, çok müthiş bir dünya vardı ortada. Ve mükemmel bir kurgu. Peri kraliçesi, prensler, prensesler, karanlık büyüler, kan revan, taht kavgaları, paranormal dedektiflik... Kaçak bir karakter, vahşi bir dünya. Tamam, işte budur! dediğimi hatırlıyorum.
Aşırı heyecanlanıp mutlu olmuştum. Hatta serinin eskiden hakları başka yayınevindeydi, Artemis alsın diye çok bekledim. Ve ne oldu? Yüksek doz cinsellik çıktı önüme. Birkaç bölüm sonra kitap bambaşka bir kulvara girdi. Kim kimle, kimin eli kimin neresinde, ne zaman, nasıl asla belli değil. Odak noktası kimden olursa olsun çocuk yapmak olan bir hikayeye evrildi o başlangıçtaki müthiş hikaye. Potansiyel pata küte dibe indi. Anita’da zaten yıldım bu yazarın karakterlerinin erkeklerden oluşan haremlerini, harem maceralarını okumaktan. (İnanın badass kadın karakter yazmak konusunda çok başarılı bir yazar. Aksiyon, kinaye, iddia her şeyi dozunda karakterler yazıyor.
Bari bu kadar adult içerikli olmasaydı da kurguyu gönül rahatlığıyla herkese önerebilseydim. Çünkü bu kısım dışında her şey tam ayarında, dozunda. Konu başka şeylere ve erkeklere gelince yazarın ayarı şaşıyor. Alıştım sayılır artık 10 yıldır Anita okuyoruz malum. Ama yine de her seferinde bu yoğunluktan rahatsız