Giriş Yap

Ölüm ve Korku Günleri

7.610 üzerinden
48 Puan · 20 İnceleme
176 syf.
·
Puan vermedi
Cengiz dağcı ' yı ilk defa okuyorum ;Eserini okurken duygu geçişleri olarak çok yoğun ve bir okadar hızlı geçişler var. Anlatım tarzını ise daha çok Aytmatov'a benzettim... Eserde Polonya'nın 2. Dünya Savaşı'nda Almanların işgaline uğraması , bir yandan da Rusların Polonyayi Almanlardan almak isteyince Polonyalıların ayaklanma girişimleri ve bunlar yaşanırken birer birer kaybedilen yakınlar ... Araya serpiştirilmiş aşklar ... Bu çerçevede devam ediliyor ... Yazarın sorduğu sorular ; - Böyle bir ortamda yaşama umudunu diri tutacak olan nedir? - Vatan sevgisimi ? -Ask mı? -Yoksa günden güne örselenen insanlık mı? Aklıma eseri okurken gelenler : İsmet İnönü'nün 2. Dünya savaşına girmemek için verdiği mücadeleler ... Çakmak hattının kurulması ... Türkiye'yi ateşe çekmek için yapılan konferanslar ( Tahran , Moskova,2.kahire ) ... Ve Mustafa Kemal Atatürk'un şu sözü geldi " Harp zaruri ve hayati olmalıdır. hayat-ı memleket tehlikeye ma'ruz kalmadıkça harp bir cinayettir."
Ölüm ve Korku Günleri
7.6/10 · 176 okunma
Reklam
176 syf.
·
14 günde
·
Puan vermedi
Ölüm ve Korku Günleri
İncelememe başlamadan önce beni Cengiz Dağcı ile tanıştıran çok kıymetli hocam
OĞUZHAN SAYGILI
ve
Kitap Şuuru
'na gönül vermiş isimlerini dahi bilmediğim hocalarıma mahsus selam ederim. Cengiz Dağcı'nın serisinde bu defa da bu kitabı okumak nasip oldu ancak Dağcı bu eserinde Kırım'dan ve Kırım Türklerinden bahsetmiyor ama elbette olay niye savaş ve savaşın getirdiği -götürdüğü desek daha doğru olur- sonuçlar. Dağcı, bu kitabında duygular arası geçişi çok fazla yapmış. Hatta okurken birden kendinizi farklı bir olayın içerisinde buluyorsunuz. İlk başlar ve sonları biraz yordu ancak gelişme kısmı güzeldi. KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM.
Ölüm ve Korku Günleri
7.6/10 · 176 okunma
176 syf.
Cengiz Dağcı Ölüm ve Korku Günleri'ni sevgili eşi Regina Hanım'a ithaf etmiş. Bu kitapta Cengiz Dağcı bu kez Kırım'ı ve Kırımlıları anlatmıyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Alman işgali altındaki Polonya ve Varşova'yı konu alıyor. Oradaki insanların yaşadıkları korkuyu Teresa Zaromb karakterinin gözünden anlatıyor. ••• Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, tatkaçıran, sürprizbozan) içerebilir. Kitapla ilgili daha genel bilgiler edinmek isteyenler bundan sonraki kısmı okuyabilir. --------------------------------------------------------------------------- Sliska Sokağında yaşayan Teresa Zaromb, pek sevmediği annesi ve geçmişiyle ilgili hatırladığı ayrıntıları kaleme alır, Varşova'dan sürüldükleri son âna kadar yazar. Babası genc yaşta ölünce, annesi bir süre başka erkeklerle beraber olur. Teresa bunu sindiremez. Annesinin ölmeden kısa bir süre onunla ilgilenmiştir sadece. Mihal'i anlatıyor bu bölümde sürekli. Onu özleyip özlemediğini sorguluyor sık sık. Sonra da onu ruhunun değil bedeninin arzuladığına karar veriyor. Mihal öldürülünce de pek etkilenmiyor. Komşuları Karbonski de Teresa'dan hoşlanır. Öbür dünya gibi konularla konuşurken aslında tek istediği biraz daha yakın olmaktır Teresa'ya, bunu sonlara doğru söylüyor. Mihal'in ölümünden sonra, Alman üniformasıyla savaşan Asyalı bir gence (Melekof onların deyimiyle Asya'ya) aşık olur. Asya, Polonyalıların saflarına geçer ve onlara yardım eder. Teresa'yla beraber olurlar. Varşova Almanlar karşısında düşerken, Asya esirlikten (!) kurtulur ve Almanya safına geçer tekrar. Bu noktada Teresa'nın gururu incinir. Son olarak da Sliska'yı nasıl terk etmek zorunda kaldıklarını anlatır Teresa ve kitap sona erer. --------------------------------------------------------------------------- Teresa karakterine ısınamadığımı söylemeliyim. Çünkü gel-gitleri olan bir kadının gözünden anlatılan bir roman. Çok fazla çelişkili ifadeleri var. Kendinle barışık değil ve kendini kabullenemiyor romanın sonlarına kadar. Zaten kitabın sonlarına doğru bir yerde Dağcı'nın Teresa karakterini; "... İçimdeki fırtınalar dinmişti. İki Teresa yoktu artık. Aynadaki o güzel Teresa başka bir Teresa değildi, aynı Teresa Zaromb'du." şeklinde konuşturuşuna şahit oluyorsunuz. Cengiz Dağcı'yı tanımak, okumak isteyenlerin bu kitaptan başlamamaları gerektiğini düşünüyorum. Bana göre kitabın adında geçen "korku" kelimesini hissettiremediğini düşünüyorum Dağcı'nın. Belki de karaktere ısınamadığımdan böyle düşüyorum. Belki de Teresa'nın kitabın başından neredeyse sonuna dek ifade ettiği korkusuzluğu ve ölüm karşısındaki kayıtsızlığı böyle düşünmeme sebep oldu. Bütün bunlara rağmen -ne tuhaftır ki- alıntıladığım cümle çok fazlaydı. Ancak devam kısımları öyle garip bir şekilde ilerliyordu ki kalemi yerine koyup işaretlemediğim birçok cümle olduğunu da fark ettim. Dağcı'nın diğer romanlarının oldukça gerisinde kaldığını düşünüyorum. Değerli okurlara keyifle okumalar dilerim...
Ölüm ve Korku Günleri
7.6/10 · 176 okunma
228 syf.
·
Beğendi
·
8/10 puan
Hayat sonsuzdur! Hayat sonsuzdur ! Ben ölmiyecegim. Yeniden doğmak için her akşam ufkun gerisinde batan o güneş gibi öleceksem de yeniden doğmak için öleceğim. Hayat sonsuzdur ! Hayat sonsuzdur! Perpetum mobile! Yine Cengiz Dağcı ve yine müthiş bir savaş romanı . Korkunç yıllar ını okumuştum yıllar önce. Yemek kitabı yazsa okurum dediğim yazarlarımdan biri oldu o tüyler ürperten anlatımıyla. Iyi ki dediğim kitaplardan .
Ölüm ve Korku Günleri
7.6/10 · 176 okunma
Reklam
2
20 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42