"Müzik ve hayat da öyle. İkisini de anlamlı kılan, akorlardan çok sessizliklerdir."
Diyor kitabında Barbey d'AurevillyPerde Arkası Bir Whist partisin de yaşananların anlatıldığı, karakterlerin analizinin yapıldığı bir öykü.
Uzunca cümlelerin çok olduğu kısa süre içerisinde okunacak bir eser.
Çok severek okudum. Herkese naçizane tavsiye ederim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
Değerli Çevirisi için Aysel Bora’ya teşekkürler.
Arka Kapaktan Alıntı:
JULES BARBEY D’AUREVILLY, 1808’de Saint-Sauveur-le Vicomte’ta doğdu. Paris’teki Stanislas Koleji’nde ve Caen’de Hukuk Fakültesi’nde öğrenimini tamamladıktan sonra Paris’e yerleşti. Joseph de Maistre ve Stendhal’in eserlerinden etkilenen, Balzac’ın yazdıklarına büyük bir hayranlık duyan Barbey, çeşitli gazete ve dergilere makaleler yazdı, moda eleştirmenliği yaptı. 1846’da Katolikliğe dönerek Katolik Dünyası Dergisi’ni çıkardı. 1852’de edebiyat eleştirmeni olarak Bonapartist gazete Le Pays’ye girdi. 1851’de tanıştığı ve sevdiği Bouglon baronesiyle evlenme projesinin hiçbir sonuca ulaşamaması, annesinin ölümü, 1862’de Victor Hugo’nun Sefiller’ine saldırdığı için Le Pays’den kovulması, liberal imparatorluğa doğru gidişten duyduğu endişe – bütün bunlar onun imparatorluk fikrinden uzaklaşmasına ve muhalif bir kimliğe bürünmesine yol açtı. Yazdığı eleştirilerde zaten keskin olan dili giderek sertleşti. Öykü ve romanları arka arkaya yayımlandı. 1874’te basılan Şeytani Öyküler hakkında kovuşturma açıldı. Barbey d’Aurevilly, dostlarının müdahalesiyle mahkemeye çıkmaktan kurtuldu. Karaciğerinden rahatsız olmasına rağmen çalışmayı sürdürdü. 1889’da Paris’te öldü.
Kitabı yanlış bir zamanda mı okudum diye düşünmeden edemedim çünkü olayın içine girebilmiş hissedemedim kendimi. Olayın nerede, ne zaman, kimler arasında geçtiğinin belirtilmediği ağır betimlemeler ve uzun cümle yapıları ile başlamıştı eser ve devamında da olay örgüsünden ziyade bu uzun cümlelerin betimlemeleriyle devam ediyordu. 12. sayfaya geldiğimde “aha tam bir şeyler anlatmaya başlayacak ve şimdi anlamaya başlayacağım, sadece daha öncesinde belirsiz bir başlangıç yapmıştı ama şimdi sanırım olayın başını anlatacak.” diyerek kendimi avutuyordum. Oysaki hikayenin bu konudaki monotonluğu durmaksızın devam etti. Ara ara hikayenin olayını hafif öğreniyor gibi oluyorduk ama her seferinde geri çekiliyordu. Betimlemelerin karışıklığı yetmezmiş gibi, isimlerin de karışıklığı mevcuttu bence. Genel olarak içine girip duygularını yaşayamamaktan üzüldüğüm bir kitap oldu. Sevilebilecek güzel alıntıları varken hiçlikler ile kitabı bitirdim, zor oldu benim için. Anlatılmak istenen olay örgüsü gerçekten heyecan verici ve tüyler ürperticiyken ve hatta bir olayın “perde arkası”nın anlatılmasının metaforunun hoşluğuna rağmen beklediğim enerjiyi alamadığım bir eser oldu.
Kitabı okurken tam bir şeyler anlayacak gibi oldum ve sonra tekrar anlamadığımı fark ettim. Kısa bir kitap ama ağır cümlelere sahip. Ayrıca kitabın arka kapağına göre yazar, Victor Hugo'nun Sefiller kitabına saldırmış. Hani niye saldırdı acaba merak etmedim değil ama içli dışlı olmak istemiyorum bu yazarımızla, mümkünse benden uzak olsun . Tavsiye etmiyorum.
.
#kitapalıntıları
Müzik ve hayat da öyle. İkisini de anlamlı kılan, akorlardan çok sessizliklerdir.
Feci bir şey ama gerçek mi? İçi dışı bir olanlar, ikiyüzlülüğün, yüzlerinde bir maske takılıyken nefes alıp hayata devam edebilenlerin tek başlarına yaşadıkları hazları hayal bile edemezler. Ama iyice düşününce, hissettiklerinin gerçekten de cehennemin derinliklerindeki alevler olduğu anlaşılmıyor mu? Oysa cehennem, gökyüzünün içbükeyidir
Perde ArkasıBarbey d'Aurevilly · Can Yayınları · 2021283 okunma
𝗣𝗲𝗿𝗱𝗲 𝗔𝗿𝗸𝗮𝘀ı
" Feci bir şey ama gerçek mi? İçi dışı bir olanlar, ikiyüzlülüğün , yüzlerinde bir maske takılıyken nefes alıp hayata devam edebilenlerin tek başlarına yaşadıkları hazları hayal bile edemezler. Ama iyice düşününce, hissettiklerinin gerçekten de cehennemin derinliklerindeki alevler olduğu anlaşılmıyor mu? Oysa cehennem , gökyüzünün içbükeyidir."
Bir Whist partisinde yaşanan olaylar üzerinden karakter analizleri başarılı bir şekilde anlatılan kitapta çok uzun cümleler vardı. Okumayı biraz zorlaştırsa da yine de akıcı bir şekilde ilerledi diyebilirim. Kitap aynı zamanda dönemi de güzel bir şekilde yansıtmış. Uzun cümlelere rağmen keyifle okuduğum bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum ve keyifli okumalar diliyorum.
Perde ArkasıBarbey d'Aurevilly · Can Yayınları · 2021283 okunma
Merhaba. Bu ay lacivert klasiklerimden Jules Barbey D'aurevilly'in Perde Arkası kitabını seçtim ve #okudumbitti 56 sayfalık bir öykü kitabı, yazardan okuduğum ilk kitap oldu. Betimlemelerini beğendiğim kitapta öykünün içeriğinden ziyade yazarın anlatım tarzını daha çok sevdim diyebilirim. Balzac'ın eserlerine hayranlık duyan yazar da, Balzac tasvir esintileri hissettim. Bu da zaten daha çok beğenmemi sağladı. Uzun cümlelerin çok fazla olması hikâyenin anlaşılır kılmasını biraz zorlaştırıyor ama sonra alıştım.
#kitapyorumum :
Bir Wisht* (bir iskambil oyunu*) partisinin perde arkası başlığı ile başlayan kitap, bir grup insanın evde sohbet ortamındaki konuşmalarını okuyoruz. İçlerinden biri tüm misafirlerin dikkatini çeken bir hikâye anlatmaya başlar ve biz de oradaki konuklar gibi bu hikâyeyi dinlemeye başlıyoruz.
#kitapalıntıları :
*Son zamanlarda Espri, adına Zekâ denen iddialı bir canavara dönüşmedi mi?
*Gün bitiyordu, mutlu hayatlar gibi sonunda siyahlara boyanan pembe bir gün.
*Roman tarihten daha sıradandır... bizimki gibi dün ikiyüzlü, bugünse sadece korkak olan bir toplumda rezalet yaratan bu çok nadir patırtılar bir yana, içimizde hiç kimse yoktur ki, bütün bir kaderin mahvına neden olan o gizemli duygu ve tutkularla dolu olaylara, bir zindandaki gizli uçuruma düşen bir ceset gibi boğuk bir ses çıkaran ama insanların hakkında ya sessizliğe büründüğü ya da bin ses olup konuştuğu o kırık kalplere tanık olmasın.
*İçindeki hiç bir şey bu kadının dışını aydınlatmıyordu. Dışarıdaki hiçbir şey içinde yankılanmıyordu!
*Yalan katmerli gizemdir, kat kat kalınlaştırılmış perdelerdir, ne pahasına olursa olsun yaratılmış karanlıklardır!
*Ben bazı ruhların mutluluğu yalancılıkta bulduğuna inanmışımdır. İnsanın yalan söylediği ve aldattığı fikrinde; kendinizi bir tek
Barbey d'Aurevilly 'yi ilk kez okudum ve açıkçası beğenmedim. Sebeplerine gelirsek; öncelikle durum tarzında yazılmış eserleri pek sevemiyorum. Yoğun tasvirler, karakterlerin irdelenmesi, gelgitli diyaloglar abartıldığı anda eser ne yazık ki çekilmez oluyor. Balzac hayranı olan yazar, ne yazık ki Balzac'ı bir tık abartmış kendi eserlerinde. :( Hikâye aslında çok güzelken, bir mekâna sıkıştırılan bir grup karaktere dair konuşmaların (ki çok fazla diyalog yok eserde, daha çok monolog şeklinde) başka bir anlatıcı tarafından okuyucuya sunulması esere adapte olamama nedeni bana göre. Daha hikâyeye başlarken okumakta ve anlamakta zorlandım. Giriş kısmı diye düşünüp sabrettim, ancak eseri üçüncü denemede odaklanıp okuyabildim.
Bir Whist partisini konu alan Perde Arkası 'nda, bir grup soylu kişinin roman sanatı üzerine konuşmaları ile başlangıç yapılması oldukça ilgi çekici. Devamında bize hikâyeyi aktaran kişi, aslında bu partide yer alan bir başkasının anlattığı yaşanmış bir hikâyeyi bizlere aktarıyor. Vakti zamanında, bu anlatıcı kişi oldukça gençken, küçük bir kasabada soyluların tek eğlencesinin kumar olduğu bir dönemde yaşanan trajik bir durumun tanığı olmuş. Kumar ve aşk ihtirasının şahitlerinden biri olarak bulunmuş. Bu Whist partisinde de trajik bir sonu hazırlayan bu olayın perde arkasını dinleyenlere aktarmayı vazife edinmiş.
Ancak tam olay ilgi çekici hale geliyor derken garip bir sonla da eser bitiyor ne yazık ki. Aslında olayın ne olduğu belli, ancak daha farklı bir son yazarın tüm hikâye ilerleyişine aykırı olurdu sanırım.
Okunması bence zor bir eser, ancak bir şekilde okunuyor. Okunması bir kazanç değil, okunmaması da kayıp değil.
"Romandan konuşmak, herkesin kendi hayatından
bahsetmesi gibi bir şeydi." Perde Arkası
1968-2008 yılları arası ağırlıklı olarak Çekoslovakya'daki gelişmeleri anlatıyor. Zaten komünizm'i kabul etmiş olan Çekoslovakyada bir gün aniden karşı devrim var diyerek sovyet tankları ülkede belirir. Hayat orada yaşayan çoğunluk için kabusa dönüşür.
"Perde Arkası , farklı karakterler üzerinden dönem Fransa’sını anlatır. Belli bir kesimden insanların bir araya geldiği, espri ve hikaye anlatarak sohbet ettikleri bir evde gerçekleşen olayları bize bir anlatıcı vasıtasıyla"
Müzik ve hayat da öyle. İkisini de anlamlı kılan, akorlardan çok sessizliklerdir. S:56
Jules Barbey D'aurevilly'nin Can Yayınları Lacivert Klasikler serisinden kısa bir hikayesi. 1808 doğumlu bu Fransız yazar, heyecanlı, hareketli ve olaylı bir yaşam sürmesine rağmen 81 yaşına kadar yaşamış. Yaşadığı zorluklar da onu imparatorluktan uzaklaştırıp daha muhalif bir kimliğe bürümüş.
Kitaba gelirsek, belki de benim şu sıralar çok sağlıklı olmayan ruh halimdendir bilemiyorum, anlamakta çok zorlandım. Kitabın dörtte üçünde karakterler ve mekan anlatılıyor sadece. Hiçbir olay yok. Tasvirler iyi yapılmış olsa benim için sorun değil bu ama dediğim gibi anlaması zor ve sıkıcıydı bence. Kitabın en güzel kısmı sonu. Son on sayfada bir şeyler olmaya başlıyor ve ucu açık bir şekilde bitiveriyor. Pek keyif aldığım bir kitap olmadı yani. Don Juan'ın Karısı kitabına yaptığıma çok benzer bir eleştiri yapacağım: keşke hikayeyi böyle bir anlatıcıdan değil de ana karakterlerden birinin gözünden okuyor olsaydık. O zaman daha derin, daha anlaşılır, daha ilgi çekici olabilirdi. Tabii ki bu kadar uzun uzun tasvir yapan bir yazarın arada çok güzel betimlemeleri, çözümlemeleri de vardı. Beğendiklerimi alıntı olarak ekledim.
Neredeyse mükemmele yakındı. İki tane hikaye okudum zannediyorum. Birinci hikaye deniz seferi temalı emperyalizmi, ikinci hikaye de burjuvaziyi anlatıyordu. İkinci hikayede çok ince mesajlar vardı.
Perde ArkasıBarbey d'Aurevilly · Can Yayınları · 2021283 okunma
2 Kasım 1808'de Saint-Sauveur-le-Vicomte'ta doğdu. 1756'da soyluluk unvanı almış ve Devrimin yaşantılarını altüst ettiği kralcı bir ailenin çocuğudur. Paris'teki Stanislas Koleji'nde ve Caen'de Hukuk Fakültesi'nde öğrenim gördü. Caen'de yayıncı Trebutien'le dostluk kurdu. Çok okuyan ve özellikle Byron'un eserlerine tutkun olan Barbey, öğrenimini tamamladıktan sonra Paris'e yerleşti. Sanatçıların uğrak yeri olan salonların müdavimi olup dağınık bir hayat sürmekle birlikte okumayı ve yazmayı ihmal etmedi. Joseph de Maistre ve Stendhal'in eserlerinden etkilenen, Balzac'ın yazdıklarına büyük bir hayranlık duyan Barbey, çeşitli gazete ve dergilere makaleler yazdı, moda eleştirmenliği yaptı. 1846'da Katolikliğe dönerek Katolik Dünyası Dergisi'ni çıkardı. 1852'de o an için mümkün olabilecek tek rejim olarak gördüğü imparatorluğun yeniden kurulması için Le Public'te kampanya başlattı ve edebiyat eleştirmeni olarak Bonapartist gazete Le Pays'ye girdi. 1857'de hakkında kötü eleştiriler çıkan Balzac'ı Le Pays'de savundu, Kötülük Çiçekleri yüzünden başı adaletle derde giren Baudelaire'in yanında yer aldı. Yavaş yavaş imparatorluk fikrinden uzaklaştı. 1861'de tekrar "uygunsuz" alışkanlıklarına ve salonlara döndü. 1851'de tanıştığı ve sevdiği Barones de Bouglon'la evlenme projesinin sürekli ertelenmesi ve hiçbir sonuca ulaşamaması, annesinin ölümü, yayıncı Trebutien'le bağlarını koparması, 1862'de Victor Hugo'nun Sefiller'ine saldırdığı için Le Pays'den kovulması, liberal imparatorluğa doğru gidişten duyduğu endişe - bütün bunlar imparatorluk fikrinden uzaklaşmasına ve muhalif bir kimliğe bürünmesine yol açtı. Yazdığı eleştirilerde zaten keskin olan dili giderek sertleşti. 1874'te basılan İblisler hakkında kovuşturma açıldı. Barbey dostlarının müdahalesiyle mahkemeye çıkmaktan kurtuldu. Karaciğerinden rahatsız olmasına rağmen yine de çalışmayı sürdürdü. Geçirdiği ağır bir kanamanın ardından 23 Nisan 1889'da Paris'te öldü.