·
Okunma
·
Beğeni
·
1.569
Gösterim
Adı:
Pranga
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059314299
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Düşülke Yayınları
''Bazen kötü yaşanmışlıkların geçmişte kaldığını düşünür, tüm bu olanları değiştiremeyeceğini anlardı. Anlamış olması, yeni planlar yapmasına neden olsa da başarıya ulaşamıyordu. Ömrümü adayacağım bir şey söyleyin bana, uğrunda ölmek dahi huzur olsun, yazmıştı bir keresinde defterine.
Her şeyin doğrusunu bildiğini sanmak, bunlardan emin olmak bile anlamsızdı. İnsanların bir çoğu iki kere ikinin dört ettiğini bir ezber sonucu öğrenmişti. Yaşadıkları hayat, toplumun, ailenin onlara sunduğu bir ezberin neticesiydi. Kendi fikirlerinin, kendi isteğinin zamanla kaybolduğu bir hayat vardı yaşadıkları. Umut reddediyordu bu hayatı, tek sorunuysa geçmişinin bir an bile peşini bırakmamasıydı.''


Sorumsuz babasının sebep olduğu olay neticesinde kendini yoğun bir depresyonun ortasında bulan Duygu, içinde ki en iyiyi ararken Umut ile karşılaşır. Her ikisine de sunulan yanlış hayata rağmen doğrunun peşinde birbirlerinden güç alarak yürüme isteği zamanla Aşk'a dönüşür. Duygunun babası Cemal'in verdiği kararların arkasında ki kadın olan Aslı ile yaptığı planlar ve karakterlerin kendi içinde ki psikolojik sorgulamaları ise, olayları içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve hepsinin içinde yaptığı ayrı planları da ortaya çıkararak farklı bir sona sürükleyecektir.
Ve nihayet benim bebeğim doğdu. Her ne kadar üvey anne olsam dahi onu dünyaya getiren kadar büyütende bir annedir.

İki sene süren bir emek vardı daha doğrusu eziyet. Çünkü bir roman yazma fikrinin böyle elle tutulur bir kitap haline gelme süreci çok sancılı geçiyor. Halbuki ben bir kalem kağıt alıp yazıp basıyorlar bizler okuyoruz zannediyordum. Öyle şeyler yaşadım ve gördüm ki artık kimsenin kitabına kötü yorum yapmayacağım. Zor oluyormuş çok zor. İki satır bir diyalog oluşturma konusunda bile ne kadar çok düşünmek gerekiyormuş meğer.

Bir konu hakkında bilgi istediğim Aykut çok güzel bir yorum yazısı yazmıştı bana. Usta bir yazar gibi yazdın dediğimde "usta değilim anca çırak olurum" dedi. Dur bakalım dedim kendi kendime, çok şahane yazarım, bir taneyim demediğine göre güzel yazıyordur diye düşündüm. Ben öyle kendini çok öveni sevmiyorum. Bir durum övülecekse bırakın ben öveyim. Kendisi çok şahane yazdım diyenler kesinlikle en berbat yazanlardır. Gerçekten güzel yazanlar ise kendilerini hiç beğenmez. Hep daha iyisi olsun isterler.

Sadece kötü yerleri bulup işaretlememi isteyen Aykut romanını bana gönderdiğinde zaten bitmişti. Yani Aykut bittiğini zannediyordu ama bazı eksik yönleri vardı. Aslında Aykut çok umutsuz olduğu için romanı rafa kaldırmıştı. Bu yüzden eksik kalmıştı. Zaten kendisinin de çok şahane yazdım gibi bir iddiası yoktu. Tam tersi kendini hiç beğenmiyordu ama ben onun kaleminin ucunda bir ışık görmüştüm.

Elimdeki polisiye romanı en heyecanlı yerinde bırakıp Aykut’un yazdıklarını okumaya başladım. Aykut’un kalemini sevmiştim. Bazı sayfaları çok şahaneydi bazıları kötüydü. Yani şöyle anlatmam gerekirse roman yapı itibariyle çok güzel mesajlar veriyordu okuyucuya ama olay örgüsünde biraz sorun vardı. İsteseydi tabi ki onları da düzeltirdi ancak çok umutsuz olduğu için uğraşmamıştı. Bu roman olmadı ben ikinciye başladım onu bastıracağım diyordu.

Madem o uğraşmıyor ben uğraşayım, benim içinde bir deneyim olur dedim. Benim yazar olma yazma gibi bir niyetim yok ama bu dünyayı tanımak istedim. Kitabı ben çıkartacağım bana yardım et. Beğenmeyenler beni beğenmesin sen gölge yazar olarak kal dedim ve kabul etti. Oturduk baştan sona hatalı gördüğümüz her cümleyi, her karakteri elden geçirdik. Burada bunu yapmasın, burada bunu söylemesin. Şuraya gitsin, şöyle olsun falan.

Çok uğraştım, çok yıprandım, bazen intihar edesim bile geldi. Allah'ım ben bu işe nereden bulaştım dedim. Romanla değil tabi Aykutla uğraştım. Ben şurası olmamış dedikçe Aykut dibe vuruyor siliyorum dosyayı deyip duruyordu. Çok kez psikolojik şiddet uyguladım. Öyle ya da böyle yine her defasında kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Bazen ona çok kızdığımda bana Aslı'dan bile betersin diyordu. Aslı romanın kötü karakteriydi. Kendisini hiç sevmiyordum ama yeter ki başladığımız işi bitirelim Aslı nedir Kill Bill deki Uma Thurman bile olurum dedim.

Bazen kavga ettik, bazen güldük, bazen sinirlendik. Yok o diyalog olmadı, yok bu karakter oturmadı, bu mesaj fazla ağır oldu diye diye günlerce gecelerce savaş verdik. Bir bölümde yaptığımız düzeltme ertesi gün hoşumuza gitmiyordu baştan başlıyorduk. Ama sağ olsun beni hiç kırmadı ne söylediysem o şekilde düzeltti. Ve nihayet dosyayı tamamlayıp yayın evine yolladık.

Yayıneviyle de çok uğraştık. Aykutu kanser etme noktasına getirdiği için bir şeyler söylüyorum ama içimden söylüyorum sizler tahmin edersiniz. Bir yayınevi sözleşmeleri vardı ki en zoru buydu. Madde madde saçmalıklarla dolu prosedürler. Aykut soruyor bana böyle maddeler var imzalayayım mı? Tabi ki imzala o kadarcık madde mecbur olacak diyordum. Yayınevleri sözleşmeleri neredeyse canını bize teslim et diyorlar. Sinir oluyordum ama Aykut’a belli etmiyordum. Ufacık bir şey söylesem sözleşme falan yırtacak dereceye geliyordu. O kadar uğraştık çöpe gitmesin diye Aykut’a hep olumlu konuştum. Umarım maddeler yüzünden başına bir hal gelmez.

Sonra isim konusu geldi. Çeşit çeşit seçenekleri eledik oylamalar yaptık sağa sola haber saldık isim konusunu hallettik. Sonra kapak fotosuna geldi biraz hayal ettiğimiz şeyi kapağa yansıtamadık ama bu hali yine çok güzel oldu. Sonra işte dizgisi bilmem nesi derken bilmediğimiz bir yolculuğa çıkmış olduk ve son durakta elimizde bir kitapla yolculuğumuzu bitirdik.

Çok mükemmel bir eser oldu Dostoyevski’yle yarışır demiyorum elbette. Çünkü Aykut bir usta yazar değil. Ama çok kötü olmadığını söyleyebilirim. İleride daha güzellerini yazarak iyi bir yerlere gelebileceğine inanıyorum tabi sık sık karamsarlığa düşüp motivasyonunu bozmazsa ve kendine inanırsa bunu başaracaktır. Hatta ikinci romanı yazıyor. O romanın çok şahane olduğunu söyleyebilirim. Bir amaç varsa eğer gerçekten özverili çalışılınca oluyormuş.

Ve mutlu sona ulaştığı için onun adına ve kendi adıma çok mutluyum. Romandaki teşekkür kısmında bana yer verdiği için, ilk kitabı benim için imzaladığı için bende kendisine teşekkür ediyorum.

Son olarak her ne kadar kızsa bu tabirden hoşlanmasa da ben ona küçük Livaneli diyorum. Evet küçük Livaneli umarım çok büyürsün, büyük yerlere gelirsin bende seninle gurur duyarım. Valla ağlayacağım. Bu kadar yazı yeter.
Kendi kitabına inceleme yazmak çok garip bir duyguymuş. :) Baştan söyleyeyim kitabın olay örgüsü, işleyişi gibi konular hakkında bilgi almak isteyenler okumayı burada bırakabilir. Çünkü kendi yazdığım bir kitap üzerinde tespitler yapmak ne derece doğru ve etik bilmiyorum. Öz eleştiri hakkımı da kendime saklamak bunları okuyacak olan insanlardan duymak istiyorum açıkçası. :)

Benim bahsetmek istediğim şey daha çok süreçle alakalı aslında. Belki kitap yazmak, bastırmak isteyen kişilere de bir faydam dokunmuş olur böylelikle. Bu süreç beni oldukça yıpratan, strese sokan bir süreç oldu.Yıllarca emek verip ortaya bir şey koyup karşılığında kalite değil sadece magazin arayan, yani popülarite ile ilgilenen yayın evlerini karşımda görmek üzücüydü. Onlara hak verdiğim bazı noktalarda var aslında, neticede kimse duyulmamış bir yazarın kitabını basmaya yanaşmıyor. Kurdukları en basit denklem; ''Dostoyevski veya duyulmuş bir yazarın kitabını basmakta aynı masraf, senin kitabını basmakta. Neden riske gireyim'' şeklinde. Küçük hesaplar peşinde koşanlar için denklem doğru olsada bu bakış açısı hiçbir yenilik kazandırmayacaktır.
Para vererek bastırmakta mümkün elbette. Fakat bu kadar emek verip üzerine beni sadece maddiyat olarak gören kişilerle çalışmayı da ben istemedim. Yine bu süreçte adını vermek istemediğim bazı yayın evlerinin dolandırıcılığına, emek hırsızlığına, sözleşme üzerinde yaptığı küçük gibi gözüken ama ciddi sonuçlar doğuran maddelerine şahit oldum. Kitabın telif haklarını, tüm formatta ki haklarını, sonra ki olası kitapların haklarını ve hatta çok daha fazlasını isteyen maddeler ile karşılaştım, bu durum oldukça yordu ve üzdü diyebilirim. Fakat mutluluğum kazasız belasız bu süreci atlatmış olmak. Bu süreçte yanımda olan insanlara kitabın ilk sayfasında zaten teşekkür etmiştim, ama onlar kendini bilir bir de buradan teşekkür etmiş olayım. :) Son olarak da okuyacak olan arkadaşlar umarım beğenir, ya da yaptıkları eleştiriler bana bir şey katacak hatamı düzeltmemi sağlayacak seviyede eleştiriler olur. :)
Aykut kardeşim, üstadım bu kitabı bana imzalı olarak gönderdi, sağ olsun. Bu kitap doğum günümde (17 Nisan) elime ulaştı. Kitabı açar açmaz okumaya başladım ve kapağını kitap bitene kadar kapamadım, bir çırpıda bitirdim. İncelemeyi çok geç yazdığım için yazar beni affetsin. Gerçekten çok önemli işlerim vardı ve bu sebeple 1k’dan uzun bir süre uzak kalmam gerekti. Bu gecikme için Aykut Bey’den özür diliyorum.

Gelelim kitaba. Kitabın konusu nedense bana bu kitabın gerçek bir hayat öyküsünden alınmış olduğunu hissettirdi.
Kitap akıcı ve anlaşılır. Zaten anlatımı anlaşılırmış ki akıcılığı meydana gelmiş.
Kitabı gerçekten çok beğendim. “İlk kitabı olmasına rağmen veya amatör yazar olmasına rağmen....” diye başlayan cümleler Aykut Bey için çok saygısızca bir yorum olur. Bu sebeple bu ibarelerden uzak kalarak, yani onu gerçek bir yazar olarak değerlendireceğim!

Kitabın basımı kötü. Sayfalar çabuk dağılıyor. Ancak çok okunaklı bir basım ama kapak veya sayfanın dağılması okuyunca aklınıza gelmiyor. Çünkü rahatsız edici bir durum değildi bu.
Zaten yazar bu kitabı bazı imkansızlıklara rağmen çıkardığını belirtmişti. Oysa ki ben ona sekiz ay önce kendisine yardım edebileceğimi iletmiştim. O ise onurlu bir duruş sergileyerek bunu kibarca reddetmişti.

Öyküsüne gelince tasvirlere az yer vermiş. Bir roman için az. Öykü olmuş olsaydı; tam yerinde tasvirlerdi belki de.

Bu bahsettiğim iki unsur (basım be tasvir eksikliği) dışında kusur yok bence. Ben bu kitabı beğendim. Okuyunca keyif aldım.

Belki abartıyorum sanacaksınız ama; Sevgili Yazar gelecekte edebiyat dünyasında çok iyi bir yeri işgal edecek. “İşgal edecek” diyorum zira imkansızlıklarla çıkardığı bu kitaptan da anlıyorum ki; Aykut Bey bir yerelere getirilen biri olmayacak, tüm imkansızlıklara ve engellere rağmen tırnaklarıyla edebiyat dünyasında bir yerlere oturacak. Hem de çok güzel yerlere.

Aykut Bey, açık olan edebiyat yolunda Allah her daim yanınızda olsun. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

Saygılar...
Hayatin parçaları vardır. Her parcada bizden kişiler vardır ve her parca önümüzden bölümler içerir. Aykut kardeşimiz de böyle bir parçayı almış tabiri caizse kitap gibi önümüze koymuş. Tam olarak yaşandığına inanmaya başlamıştım ki bir kaç diyalogdan sonra kurgu olduğuna karar verdim.
Kitaptaki isimler de rast gele seçilmemiş bence. Her isim kelime anlamını temsil ederek kisilestirilmis. Spoiler olmasın diye isimleri söylemiyorum.
Bir bölümde Aykut kardeşimiz kendi görüşü acısından Türk edebiyatını sol görüşlü yazarlara indirgemiş gibi hissettim. Orada adı zikredilen yazarları elbette okuyor ve seviyorum lakin sanki orada anilmasi gereken bir kaç ismi bilerek es geçilmiş gibi hissettim.
Bir de olaylara hep entellektüel açıdan bakıldığı için gerçek hayatla düşünceler arasına sıkışmış kısır noktalar var. Zamanla aşıp daha iyi eserler verecektir.
Basit kurgu, az karakter, sade anlatım ve okuması kolay, sayfa sayısı az bir kaç saatte okunacak bir kitap. Değindiği noktalar içimizde hep kanayan yaralarımız. Yarayı anlatması güzel de çözüm önerisi olmaması kötü. Bu yazarın değil ülkemizin eksiği.
Sonuç olarak yaşayan ölür, hak eden mutlu olur, hırsına yenilen kaybeder, hayatındaki kişilerin kıymetini bilmeyen ona muhtaç olur. En önemlisi de şu ki umutlar hapisten çıkmalı. Duygular umutsuz kalmamalı kanaatindeyim.
Iyi okumalar diliyorum herkese.
Hayatta görünmez prangalar ayağımıza takılıyken düşe kalka devam ederiz yolumuza, devam etmemiz gerekir çünkü nefes aldığı sürece insan bir şekilde düştüğü yerden kalkıp seke seke de olsa başı dik devam etmelidir yoluna...
Durun şimdi bu ne alaka bunun kitapla ilgisi yok sadece isminden dolayı böyle düşüncelere daldım...


Fırından yeni çıkan bir kitabımız Pranga Aykut arkadaşımızın çok heyecanla beklediği ilk göz ağrısı. Pek muhabbetimiz olmasa da bir iki kere konuşmuştuk kendisiyle çok heyecanlıydı bu kitabı için, kitabın çıkma aşamalarındaki zorluklarıda biliyorum az çok... Ne kadar uğraştılar o yüzden bir gözün aydın diyorum kendisine =)

Kitaba gelirsek kitap 112 sayfalık karakter sayısı ve olay örgüsü yönünden hafif, güzel yormayan akıl karıştırmayan tarzda, belki de bir süredir tek nefeste, kitabın burasında bir ara vereyim demeden okuduğum bir kitap oldu. Gerçi kitabın üvey annesinin (DUA)
verdiği spoi yüzünden benim kitabın sonunu takip etmem çok zor olmadı tüm tahminlerim tuttu =) ben de size bir spoi vereyim kitap okuyunca bitiyor arkadaşlar :))
Kitaba katılan edebi bilgiler bilmemiz gereken, büyük yazar/şairlerin hiç bilmeden araştırmadan kullanılan sözlerini akla getiren ve okuru üzen satırlar... Bilmiyoruz efendim elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz...

Karakterlerin dışa vurdukları duygularının aksine içe dönük yaşadığı psikolojik bunalımlar...
Kitapta çok güzel alıntılarım bulunuyor bir satır iki satır derken bir bakmışsım ki paragraf sonuna gelmişim :)
ayakta alkış verebileceğim bir yer ise hiç tereddütsüz " Bir keresinde bir barınakta zayıflıktan kemikleri sayılan, keneden gözleri kapanmış, vücudu yaralarla dolu, kendi pislikleri içinde yatan onlarca köpek görmüştü. Hayvanla, hayvanlık arasındaki farkın ortaya çıktığı en iyi örneklerden biriydi. Hayvan olmak o canlıya yüklenmiş bir görev, yaratılış, fakat hayvanlık, yalnızca insanlara özgü, diye düşünmüştü "(12)satırlarıydı.

Sanırım yazarımızın istediği gibi bir inceleme olmadı. Kendisi ile konuştuğumuzda hep beni eleştirin ki yanlışlarımı göreyim diyordu ama ben o kadar iyi nitelikli bir okur değilim ve ilk kitabın özrü olmaz diyerek öyle çok sert eleştiri yapılacak bir yer göremedim =)
İncelemeye başlarken belirteyim, böyle bir kitabın ilk baskısına, imzalısına sahip olduğum için kendimi şanslı addediyorum. Bunun için sevgili Aykut Günaydın kardeşime teşekkür ederim. Peki yazarı tanıyor olmam, onu eleştirmeyeceğim anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır :)
Pranga’nın yayınlanma sürecinde yazarın heyecanına ve sancılarına ben de ucundan kıyısından tanık oldum. Tüm bunlar karşısında sıkıcı motivasyon konuşmalarından başka katkım olmadığının hatta bunun bir katkı da olmadığının bilinmesini isterim. Neticede yolundaki bütün taşları bir şekilde temizleyen yazar emeğinin karşılını sonunda alabildi ve sanıyorum bütün sancılar yerini yepyeni bir heyecana bıraktı.

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak; basım korsan kitapları andırıyor. Yazar kızmasın şimdi, teşbihte hata olmaz. Gözü yoran bir sayfa tasarımı var. Ancak içerik tüm bu olumsuzlukları gözardı etmek için yeterli. Hikayesinin kesinlikle gerçek bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Karakterlere verilen isimlerin de alelade seçilmeyip kitabın ruhunu yansıtması hakikaten takdire şayan bir hareket. Yazar, hikayeyi geri planda tutarak daha çok vermek istediği mesajlara odaklanmış. Bu mesaj kaygısı bazı noktalarda hikayeden keskin bir kopuşa sebep olsa da bütün olarak bakıldığında beklentiyi karşılayan bir tablo çıkıyor ortaya. Hatta hikayeden ve romandan çok fazla anlamayan biri olarak benim beklentilerimi aştığını bile söyleyebilirim.

İncelemenin bu bölümü yayınevine bir taşlamadır.
Kitabı basan bilindiği üzere Düşülke Yayınları. Bakınız bu yayınevinin sloganı ne: “DÜŞLERİMİZDEKİ ÖZGÜR YERYÜZÜNE...” Ne kadar güzel değil mi? E kardeşim adı üzerinde Düşülke diyebilirsiniz. Ama sloganıyla bile özgürlük çanları çalan sevgili yayınevinin biraz cesur olmasını beklemek de hakkımız sanırım. Özgürlük demek yazılan herşeyi basabilme anlamına da gelmiyor elbette. Ancak yayıncının Pranga’dan çıkardığı ya da çıkarılmasını düşündüğü paragrafların ortak noktasının gücü elinde tutanları rahatsız edebilecek mesajlar olması akılda tek soru işareti bırakmıyor. Tüm bu sansüre rağmen yine de etkili mesajlar vermeyi başaran yazarı tebrik ediyorum.


İyi kitaplar...
Her kitabın ayrı bir güzelliği vardır ama çocukluk arkadaşınızın bir kitap yazması ayrı bir güzellik. :)
Kitabı tamamen tarafsız, objektif bir şekilde inceleyeceğim.

İlk sayfalarda basit bir Aşk hikayesini konu alıyor gibi gözükse de hemen ardından karakterlerin önüne dizilmiş olan problemler kendini gösteriyor. Bu problemler aslında iki aşamadan oluşuyor; görünenler ve görünmeyenler.
Görünen problemlerde insanın iç psikolojik yapısı çok iyi işlenmiş, daha sonrasında ortaya çıkanlarsa insan denen canlının öteki yüzü.
Başlangıçta bir durağanlık söz konusu, olay örgüsünün biraz yavaşladığı satırlarda, özellikle edebiyat ve sanat üzerine kısa ve öz bilgiler var. Bu bilgiler sizi hem hüzünlendiriyor, hemde kızdırıyor açıkçası.
Sayfalar ilerledikçe ise olaylar oldukça heyecanlı bir hale bürünüyor ve bu aşamadan sonra elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. Tam sonuyla alakalı fikirler yürütmeye başladığınız an ise beklenmedik bir şekilde vurucu bir son hamle gerçekleşiyor. :) Hem verdiği bilgiler, hem sonuç başarısı, hemde akıcılığı göz önüne alındığında oldukça başarılı bir eser.
Öncelikle Dua Hanım sayesinde (DUA) Aykut Bey'den (Aykut) hediye gelen kitabı için çok teşekkür ederim :)

Kitap hakkında genel bir inceleme yapmam gerekirse de; öncelikle kitabın bir kitap kurdu tarafından yazıldığını düşünüyorum.

Aykut Bey'i hiç tanımasam da kitap içerisinde geçen özlü sözler ya da aforizmalar gibi kısımlar sayesinde bu şekilde düşünmeye başladım. Yazar bana kalırsa bugüne kadar çok kitap okumuş ve bunlardan da kendine göre belli fikirler ortaya koymuş.

Kitabı okurken ben bunu hissettim ama eleştiri yapmam gerekirse bu fikirler yersiz yersiz sunulmuş. Basit bir örnek vermem gerekirse ölümü çokça düşünmeme rağmen yakın arkadaşlarıma bile, durduk yere ölüm hakkındaki fikirlerimi söylemem. Her taş yerinde ağırdır misali...

Uygun şartlar olmadıkça bana kalırsa bu tarz sözleri söyleyecek insanlar çıkmaz.

Gördüğüm 2. hata ise yazım hataları. Evet itiraf ediyorum koskaca İş Bankası bile bazı kitaplarında ki bunlar 26. basım mesela! hata yapabiliyor.

Ama bu noktada yapılan hataları görünce kimmiş ya bu editör diyerek editörü öğrenip kendisine birazcık hakaret etmiş olabilirim...

3. ve son eksik olarak da kitapta olaylar çok hızlı geçiyor ya :D Hani başta bir şeyler oluyor ve olaya birileri dahil oluyor. Sonra olay sonradan dahil olanlara geçiyor falan derken dedim bi' karakter sabit dursun artık :D

Evet bu eksik gördüğüm kısımlar dışında bence gayet iyiydi. Zaten elime alıp bitirerek bırakmam bir oldu :)

Bana kalırsa yazar arkadaşımız bu kısımlarda biraz daha uzmanlaşırsa ortaya güzel eserler koyabilir diye düşünüyorum.

Şimdiden yolu açık olsun :)

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim.
Evet. Yine ben ve benim inceleme olmaya çalışan ama bir türlü inceleme olamayan incelemeye benzeyen yazılarım..
İki gün bekleyişin ardından bugün cam kenarında postacıyı bekleyip sonunda kavuştuğum kitap.. Aykut abinin imzalı olarak gelen kitabı. Gerçekten çok heyecanlıydım çünkü bu kitap sadece bir kitap değildi benim için. Ölmeden önce yapılacaklar listemden bir madde daha silinmesini sağlayacak kitaptı. Madde;Türk bir yazarın kitabını okuyup ona kitap hakkında düşüncelerimi söyleme. Belki sizin için komik gelebilir ama benim için çok önemliydi ve bu oldu. Bu yüzden çok mutluyum..
Kitap hakkında söyleyecek çok şeyim var aslında toplumun en büyük sorunlarından bahsedilmiş. Mesela kadına şiddet. 2017 yılında 409 kadın belki de saçma sapan nedenlerden dolayı cahil insanlar tarafından bu dünyayı terk etti. Ki bu bilinen sayı bir de bilinmeyen var. Bir de üstüne şiddet gören var, fiziksel veya psikolojik. İkinci büyük sorun hayvanlar.. Kitapta çok beğendiğim bir cümleyi buraya yazmak istiyorum. "İnsanlar düşünebildiği için hayvanlardan üstündür derler; peki insanlar yalnızca çıkar, yalan ve adilik için kullanıyorsa bu kabiliyetlerini üstünlük bunun neresinde? Sadece insanlar düşünebilirse madem, sadece insanlar böylesi kötülükleri besleyebilir öyleyse.." bizler düşünebiliyoruz değil mi? Bizler düşündüğümüz için bunca kötülüğü yapıyoruz. Yine aynı sayfada başka bir cümle vardı. "Hayvan olmak o canlıya yüklenmiş bir görev, yaratılış, fakat hayvanlık, yalnızca insanlara özgü.." ne kadar da güzel anlatılmış.. Tek bir cümleyle insanlığı. Kitap 112 sayfa fakat içindekiler çok fazla gerçekten dolu dolu. Her kitapta bir arkadaş edinirim ben kendime. Onunla beraber sohbet ederim. Bu seferki arkadaşım da Duyguydu..
Bana Duygu'yu hediye ettiğin için teşekkür ederim Aykut abi.. İkinci bir kitap çıkarma gibi bir düşüncen var mı bilmiyorum ama umarım çıkartırsın. =) (umarım becermişimdir bu sefer inceleme yazmayı.. )
Öncelikle kitabı hediye olarak gönderdiği için yazarı Aykut Bey'e teşekkür ediyorum.


Kitapta anlatılan olaylar günümüzde çokça duyduğumuz, özellikle televizyonların sabah kuşağı programlarında sıkça gösterilen olaylarlardan. Aile içi iletişimsizlik başta olmak üzere psikolojik sorunlarda işlenmiş kitapta. Kitabı bir çırpıda okudum, yaşın bir dille yazılmış ve anlaşılır. Hikayede ki olaylar sanki bir film izliyormuş hissi veriyor. Edebi olarak insanlara çok birşey katmasa da günümüz olaylarını irdelemesi açısından dikkate değer bulduğumu söylemeliyim. İnsanın verdiği kararların sonuçlarının nelere mal olabileceği, bazı küçük tesadüflerin insan hayatına nasıl yön verebileceği güzel bir şekilde anlatılmış.

Hayatımızla ilgili bir adım atarken bir kez daha düşünmemiz gerektiği hatırlatan bir kitap. Bence okumaya değer.
İlk kez taze bir yazarın piyasadaki (şuanlık) ilk ve tek kitabını okuma şansını buldum. Kitabın olay örgüsü çok güzeldi fakat ara ara kopmalar var gibiydi zamansal olarak(bu benden kaynaklanmış da olabilir) ama betimlemede herhangi bir kopma olmamasından ötürü sevdiğim bir kitap oldu. Değinmem gereken diğer konu ise tasvir.Bol tasvir içeren kitapları pek sevmediğim için çoğu kez zorlandım fakat tasvir sevenlerin zorlanmayacağına eminim. Bir de demeden geçemeyeceğim bir şey var ki, karakterlerin duygusu tam geçerken farklı bir şeyler girdi araya bazen, bunun sebebi belkide kitap sayfasının azlığıdır.Mekan tasvirinden ziyade karakterlerin kişilik ve duygu tasvirleri biraz daha fazla olsaydı duyguyu daha net alabilirdim.Sevgili yazar kitap sayfasını 200 civarları tutsaydın belki bazı şeyleri okuyucuya daha iyi geçirebilirdin ama bu tabi ki senin bileceğin bir iş :) Bu eleştirilerin ardından ise güzel bi bitiriş yapmak istiyorum. Size şunu net söyleyebilirim ki kitabın sonunda içiniz cız edecek ve diyeceksiniz ki yazarın ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten başarılı ve çok çok daha iyisini yapabilir :) .Genç yazarlara her daim fırsat verilmeli diye düşündüğümden ve ilk kitaba rağmen gayet te başarılı bulduğumdan kesinlikle bu kitabı tavsiye ediyorum yolun açık olsun Aykut Bey.
Kadına şiddet gösterilmesine karşı çıkışı yalnızca lafta kalan, şahit olduğu bir olay karşısında susan, kendi başına geldiğindeyse kıyametleri kopartan bir insanın düpedüz çıkarcı olduğunu düşünmekte haklı olmaz mıydı Duygu...Yalnızca kendini düşünüp, bir
olayın tüm boyutlarıyla alakadar olmayarak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, demek cehaletin en açık hali değil miydi? Nerede okumuştu, hatırlayamıyordu ama, Türkiye’de her iki kadından biri erkek şiddetine maruz kalıyordu. İstatistikler bir yana, Duygunun deneyimleri ona, her kadının yediği tokatlara susulduğunu düşündürüyordu.
Aykut Günaydın
Sayfa 21 - Düşülke Yayınları
Eğitimizlik bunlar hep, dersek mevcut sistemi eleştirir birilerini kızdırırız korkusuyla eğitimsizliğe laf edebilme cesareti olmayan, kendi gölgesinden korkan, kendini ifade gücü bile olmayan sözde yorumcular umutsuzluktan başka nereye sürükleyebilirdi ki insanı....
Aykut Günaydın
Sayfa 21 - Düşülke
İnsanın en büyük özelliği nedir? diye sordu. “Sanmak,” dedi boşluk. “Seviyor sanırsınız, sevecek sanırsınız, kimilerini de mutlu sanırsınız. Hele de siz mutsuz ettiyseniz, vicdanınızı susturmak adına üzdüklerinizi ya mutlu, ya suçlu sayarsınız. Hepsinin ortak özelliğiyse size bunların mutluluk getireceğini düşünmektir. Unuttuğunuz şeyse vicdandan dilini keserek, yüreğini kopararak, beynini parçalayarak kurtulamayacağınızdır çünkü o, bunların hiçbirine sahip değildir. O yalnızca bir gölgedir. Kendinizi kandırdığınız bir dünyada, kendiniz kadar onu da yanınızda taşırsınız.”
Aykut Günaydın
Sayfa 75 - Düşülke Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pranga
Baskı tarihi:
Aralık 2017
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059314299
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Düşülke Yayınları
''Bazen kötü yaşanmışlıkların geçmişte kaldığını düşünür, tüm bu olanları değiştiremeyeceğini anlardı. Anlamış olması, yeni planlar yapmasına neden olsa da başarıya ulaşamıyordu. Ömrümü adayacağım bir şey söyleyin bana, uğrunda ölmek dahi huzur olsun, yazmıştı bir keresinde defterine.
Her şeyin doğrusunu bildiğini sanmak, bunlardan emin olmak bile anlamsızdı. İnsanların bir çoğu iki kere ikinin dört ettiğini bir ezber sonucu öğrenmişti. Yaşadıkları hayat, toplumun, ailenin onlara sunduğu bir ezberin neticesiydi. Kendi fikirlerinin, kendi isteğinin zamanla kaybolduğu bir hayat vardı yaşadıkları. Umut reddediyordu bu hayatı, tek sorunuysa geçmişinin bir an bile peşini bırakmamasıydı.''


Sorumsuz babasının sebep olduğu olay neticesinde kendini yoğun bir depresyonun ortasında bulan Duygu, içinde ki en iyiyi ararken Umut ile karşılaşır. Her ikisine de sunulan yanlış hayata rağmen doğrunun peşinde birbirlerinden güç alarak yürüme isteği zamanla Aşk'a dönüşür. Duygunun babası Cemal'in verdiği kararların arkasında ki kadın olan Aslı ile yaptığı planlar ve karakterlerin kendi içinde ki psikolojik sorgulamaları ise, olayları içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve hepsinin içinde yaptığı ayrı planları da ortaya çıkararak farklı bir sona sürükleyecektir.

Kitabı okuyanlar 33 okur

  • Ebru Şahin
  • Özge Çeçen
  • Mustafa
  • Merve Nur
  • M.Kalın
  • Ömer Gezen
  • Kader Yıldız
  • E
  • Filippovna
  • Rainbow 2071

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.8 (5)
9
%16.7 (3)
8
%16.7 (3)
7
%27.8 (5)
6
%11.1 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0