·
Okunma
·
Beğeni
·
968
Gösterim
Adı:
Pranga
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9786059314299
Kitabın türü:
Yayınevi:
Düşülke Yayınları
''Bazen kötü yaşanmışlıkların geçmişte kaldığını düşünür, tüm bu olanları değiştiremeyeceğini anlardı. Anlamış olması, yeni planlar yapmasına neden olsa da başarıya ulaşamıyordu. Ömrümü adayacağım bir şey söyleyin bana, uğrunda ölmek dahi huzur olsun, yazmıştı bir keresinde defterine.
Her şeyin doğrusunu bildiğini sanmak, bunlardan emin olmak bile anlamsızdı. İnsanların bir çoğu iki kere ikinin dört ettiğini bir ezber sonucu öğrenmişti. Yaşadıkları hayat, toplumun, ailenin onlara sunduğu bir ezberin neticesiydi. Kendi fikirlerinin, kendi isteğinin zamanla kaybolduğu bir hayat vardı yaşadıkları. Umut reddediyordu bu hayatı, tek sorunuysa geçmişinin bir an bile peşini bırakmamasıydı.''


Sorumsuz babasının sebep olduğu olay neticesinde kendini yoğun bir depresyonun ortasında bulan Duygu, içinde ki en iyiyi ararken Umut ile karşılaşır. Her ikisine de sunulan yanlış hayata rağmen doğrunun peşinde birbirlerinden güç alarak yürüme isteği zamanla Aşk'a dönüşür. Duygunun babası Cemal'in verdiği kararların arkasında ki kadın olan Aslı ile yaptığı planlar ve karakterlerin kendi içinde ki psikolojik sorgulamaları ise, olayları içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve hepsinin içinde yaptığı ayrı planları da ortaya çıkararak farklı bir sona sürükleyecektir.
Ve nihayet benim bebeğim doğdu. Her ne kadar üvey anne olsam dahi onu dünyaya getiren kadar büyüten de bir annedir.

İki sene süren bir emek vardı daha doğrusu eziyet. Çünkü bir roman yazma fikrinin böyle elle tutulur bir kitap haline gelme süreci çok sancılı geçiyor. Halbuki ben bir kalem kağıt alıp yazıp basıyorlar bizler okuyoruz zannediyordum. Öyle şeyler yaşadım ve gördüm ki artık kimsenin kitabına kötü yorum yapmayacağım. Zor oluyormuş çok zor. İki satır bir diyalog oluşturma konusunda bile ne kadar çok düşünmek gerekiyormuş meğer.

Bir konu hakkında bilgi istediğim Aykut çok güzel bir yorum yazısı yazmıştı bana. Usta bir yazar gibi yazdın dediğimde "usta değilim anca çırak olurum" dedi. Dur bakalım dedim kendi kendime, çok şahane yazarım, bir taneyim demediğine göre güzel yazıyordur diye düşündüm. Ben öyle kendini çok öveni sevmiyorum. Bir durum övülecekse bırakın ben öveyim. Kendisi çok şahane yazdım diyenler kesinlikle en berbat yazanlardır. Gerçekten güzel yazanlar ise kendilerini hiç beğenmez. Hep daha iyisi olsun isterler.

Sadece kötü yerleri bulup işaretlememi isteyen Aykut romanını bana gönderdiğinde zaten bitmişti. Yani Aykut bittiğini zannediyordu ama bazı eksik yönleri vardı. Aslında Aykut çok umutsuz olduğu için romanı rafa kaldırmıştı. Bu yüzden eksik kalmıştı. Zaten kendisinin de çok şahane yazdım gibi bir iddiası yoktu. Tam tersi kendini hiç beğenmiyordu ama ben onun kaleminin ucunda bir ışık görmüştüm.

Elimdeki polisiye romanı en heyecanlı yerinde bırakıp Aykut’un yazdıklarını okumaya başladım. Aykut’un kalemini sevmiştim. Bazı sayfaları çok şahaneydi bazıları kötüydü. Yani şöyle anlatmam gerekirse roman yapı itibariyle çok güzel mesajlar veriyordu okuyucuya ama olay örgüsünde biraz sorun vardı. İsteseydi tabi ki onları da düzeltirdi ancak çok umutsuz olduğu için uğraşmamıştı. Bu roman olmadı ben ikinciye başladım onu bastıracağım diyordu.

Madem o uğraşmıyor ben uğraşayım, benim içinde bir deneyim olur dedim. Benim yazar olma yazma gibi bir niyetim yok ama bu dünyayı tanımak istedim. Kitabı ben çıkartacağım bana yardım et. Beğenmeyenler beni beğenmesin sen gölge yazar olarak kal dedim ve kabul etti. Oturduk baştan sona hatalı gördüğümüz her cümleyi, her karakteri elden geçirdik. Burada bunu yapmasın, burada bunu söylemesin. Şuraya gitsin, şöyle olsun falan.

Çok uğraştım, çok yıprandım, bazen intihar edesim bile geldi. Allah'ım ben bu işe nereden bulaştım dedim. Romanla değil tabi Aykutla uğraştım. Ben şurası olmamış dedikçe Aykut dibe vuruyor siliyorum dosyayı deyip duruyordu. Çok kez psikolojik şiddet uyguladım. Öyle ya da böyle yine her defasında kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Bazen ona çok kızdığımda bana Aslı'dan bile betersin diyordu. Aslı romanın kötü karakteriydi. Kendisini hiç sevmiyordum ama yeter ki başladığımız işi bitirelim Aslı nedir Kill Bill deki Uma Thurman bile olurum dedim.

Bazen kavga ettik, bazen güldük, bazen sinirlendik. Yok o diyalog olmadı, yok bu karakter oturmadı, bu mesaj fazla ağır oldu diye diye günlerce gecelerce savaş verdik. Bir bölümde yaptığımız düzeltme ertesi gün hoşumuza gitmiyordu baştan başlıyorduk. Ama sağ olsun beni hiç kırmadı ne söylediysem o şekilde düzeltti. Ve nihayet dosyayı tamamlayıp yayın evine yolladık.

Yayıneviyle de çok uğraştık. Aykutu kanser etme noktasına getirdiği için bir şeyler söylüyorum ama içimden söylüyorum sizler tahmin edersiniz. Bir yayınevi sözleşmeleri vardı ki en zoru buydu. Madde madde saçmalıklarla dolu prosedürler. Aykut soruyor bana böyle maddeler var imzalayayım mı? Tabi ki imzala o kadarcık madde mecbur olacak diyordum. Yayınevleri sözleşmeleri neredeyse canını bize teslim et diyorlar. Sinir oluyordum ama Aykut’a belli etmiyordum. Ufacık bir şey söylesem sözleşme falan yırtacak dereceye geliyordu. O kadar uğraştık çöpe gitmesin diye Aykut’a hep olumlu konuştum. Umarım maddeler yüzünden başına bir hal gelmez.

Sonra isim konusu geldi. Çeşit çeşit seçenekleri eledik oylamalar yaptık sağa sola haber saldık isim konusunu hallettik. Sonra kapak fotosuna geldi biraz hayal ettiğimiz şeyi kapağa yansıtamadık ama bu hali yine çok güzel oldu. Sonra işte dizgisi bilmem nesi derken bilmediğimiz bir yolculuğa çıkmış olduk ve son durakta elimizde bir kitapla yolculuğumuzu bitirdik.

Çok mükemmel bir eser oldu Dostoyevski’yle yarışır demiyorum elbette. Çünkü Aykut bir usta yazar değil. Ama çok kötü olmadığını söyleyebilirim. İleride daha güzellerini yazarak iyi bir yerlere gelebileceğine inanıyorum tabi sık sık karamsarlığa düşüp motivasyonunu bozmazsa ve kendine inanırsa bunu başaracaktır. Hatta ikinci romanı yazıyor. O romanın çok şahane olduğunu söyleyebilirim. Bir amaç varsa eğer gerçekten özverili çalışılınca oluyormuş.

Ve mutlu sona ulaştığı için onun adına ve kendi adıma çok mutluyum. Romandaki teşekkür kısmında bana yer verdiği için, ilk kitabı benim için imzaladığı için bende kendisine teşekkür ediyorum.

Son olarak her ne kadar kızsa bu tabirden hoşlanmasa da ben ona küçük Livaneli diyorum. Evet küçük Livaneli umarım çok büyürsün, büyük yerlere gelirsin bende seninle gurur duyarım. Valla ağlayacağım. Bu kadar yazı yeter.
Kendi kitabına inceleme yazmak çok garip bir duyguymuş. :) Baştan söyleyeyim kitabın olay örgüsü, işleyişi gibi konular hakkında bilgi almak isteyenler okumayı burada bırakabilir. Çünkü kendi yazdığım bir kitap üzerinde tespitler yapmak ne derece doğru ve etik bilmiyorum. Öz eleştiri hakkımı da kendime saklamak bunları okuyacak olan insanlardan duymak istiyorum açıkçası. :)

Benim bahsetmek istediğim şey daha çok süreçle alakalı aslında. Belki kitap yazmak, bastırmak isteyen kişilere de bir faydam dokunmuş olur böylelikle. Bu süreç beni oldukça yıpratan, strese sokan bir süreç oldu.Yıllarca emek verip ortaya bir şey koyup karşılığında kalite değil sadece magazin arayan, yani popülarite ile ilgilenen yayın evlerini karşımda görmek üzücüydü. Onlara hak verdiğim bazı noktalarda var aslında, neticede kimse duyulmamış bir yazarın kitabını basmaya yanaşmıyor. Kurdukları en basit denklem; ''Dostoyevski veya duyulmuş bir yazarın kitabını basmakta aynı masraf, senin kitabını basmakta. Neden riske gireyim'' şeklinde. Küçük hesaplar peşinde koşanlar için denklem doğru olsada bu bakış açısı hiçbir yenilik kazandırmayacaktır.
Para vererek bastırmakta mümkün elbette. Fakat bu kadar emek verip üzerine beni sadece maddiyat olarak gören kişilerle çalışmayı da ben istemedim. Yine bu süreçte adını vermek istemediğim bazı yayın evlerinin dolandırıcılığına, emek hırsızlığına, sözleşme üzerinde yaptığı küçük gibi gözüken ama ciddi sonuçlar doğuran maddelerine şahit oldum. Kitabın telif haklarını, tüm formatta ki haklarını, sonra ki olası kitapların haklarını ve hatta çok daha fazlasını isteyen maddeler ile karşılaştım, bu durum oldukça yordu ve üzdü diyebilirim. Fakat mutluluğum kazasız belasız bu süreci atlatmış olmak. Bu süreçte yanımda olan insanlara kitabın ilk sayfasında zaten teşekkür etmiştim, ama onlar kendini bilir bir de buradan teşekkür etmiş olayım. :) Son olarak da okuyacak olan arkadaşlar umarım beğenir, ya da yaptıkları eleştiriler bana bir şey katacak hatamı düzeltmemi sağlayacak seviyede eleştiriler olur. :)
Hayatta görünmez prangalar ayağımıza takılıyken düşe kalka devam ederiz yolumuza, devam etmemiz gerekir çünkü nefes aldığı sürece insan bir şekilde düştüğü yerden kalkıp seke seke de olsa başı dik devam etmelidir yoluna...
Durun şimdi bu ne alaka bunun kitapla ilgisi yok sadece isminden dolayı böyle düşüncelere daldım...


Fırından yeni çıkan bir kitabımız Pranga Aykut arkadaşımızın çok heyecanla beklediği ilk göz ağrısı. Pek muhabbetimiz olmasa da bir iki kere konuşmuştuk kendisiyle çok heyecanlıydı bu kitabı için, kitabın çıkma aşamalarındaki zorluklarıda biliyorum az çok... Ne kadar uğraştılar o yüzden bir gözün aydın diyorum kendisine =)

Kitaba gelirsek kitap 112 sayfalık karakter sayısı ve olay örgüsü yönünden hafif, güzel yormayan akıl karıştırmayan tarzda, belki de bir süredir tek nefeste, kitabın burasında bir ara vereyim demeden okuduğum bir kitap oldu. Gerçi kitabın üvey annesinin (DUA)
verdiği spoi yüzünden benim kitabın sonunu takip etmem çok zor olmadı tüm tahminlerim tuttu =) ben de size bir spoi vereyim kitap okuyunca bitiyor arkadaşlar :))
Kitaba katılan edebi bilgiler bilmemiz gereken, büyük yazar/şairlerin hiç bilmeden araştırmadan kullanılan sözlerini akla getiren ve okuru üzen satırlar... Bilmiyoruz efendim elimizdekinin kıymetini bilmiyoruz...

Karakterlerin dışa vurdukları duygularının aksine içe dönük yaşadığı psikolojik bunalımlar...
Kitapta çok güzel alıntılarım bulunuyor bir satır iki satır derken bir bakmışsım ki paragraf sonuna gelmişim :)
ayakta alkış verebileceğim bir yer ise hiç tereddütsüz " Bir keresinde bir barınakta zayıflıktan kemikleri sayılan, keneden gözleri kapanmış, vücudu yaralarla dolu, kendi pislikleri içinde yatan onlarca köpek görmüştü. Hayvanla, hayvanlık arasındaki farkın ortaya çıktığı en iyi örneklerden biriydi. Hayvan olmak o canlıya yüklenmiş bir görev, yaratılış, fakat hayvanlık, yalnızca insanlara özgü, diye düşünmüştü "(12)satırlarıydı.

Sanırım yazarımızın istediği gibi bir inceleme olmadı. Kendisi ile konuştuğumuzda hep beni eleştirin ki yanlışlarımı göreyim diyordu ama ben o kadar iyi nitelikli bir okur değilim ve ilk kitabın özrü olmaz diyerek öyle çok sert eleştiri yapılacak bir yer göremedim =)
Hayatin parçaları vardır. Her parcada bizden kişiler vardır ve her parca önümüzden bölümler içerir. Aykut kardeşimiz de böyle bir parçayı almış tabiri caizse kitap gibi önümüze koymuş. Tam olarak yaşandığına inanmaya başlamıştım ki bir kaç diyalogdan sonra kurgu olduğuna karar verdim.
Kitaptaki isimler de rast gele seçilmemiş bence. Her isim kelime anlamını temsil ederek kisilestirilmis. Spoiler olmasın diye isimleri söylemiyorum.
Bir bölümde Aykut kardeşimiz kendi görüşü acısından Türk edebiyatını sol görüşlü yazarlara indirgemiş gibi hissettim. Orada adı zikredilen yazarları elbette okuyor ve seviyorum lakin sanki orada anilmasi gereken bir kaç ismi bilerek es geçilmiş gibi hissettim.
Bir de olaylara hep entellektüel açıdan bakıldığı için gerçek hayatla düşünceler arasına sıkışmış kısır noktalar var. Zamanla aşıp daha iyi eserler verecektir.
Basit kurgu, az karakter, sade anlatım ve okuması kolay, sayfa sayısı az bir kaç saatte okunacak bir kitap. Değindiği noktalar içimizde hep kanayan yaralarımız. Yarayı anlatması güzel de çözüm önerisi olmaması kötü. Bu yazarın değil ülkemizin eksiği.
Sonuç olarak yaşayan ölür, hak eden mutlu olur, hırsına yenilen kaybeder, hayatındaki kişilerin kıymetini bilmeyen ona muhtaç olur. En önemlisi de şu ki umutlar hapisten çıkmalı. Duygular umutsuz kalmamalı kanaatindeyim.
Iyi okumalar diliyorum herkese.
Her kitabın ayrı bir güzelliği vardır ama çocukluk arkadaşınızın bir kitap yazması ayrı bir güzellik. :)
Kitabı tamamen tarafsız, objektif bir şekilde inceleyeceğim.

İlk sayfalarda basit bir Aşk hikayesini konu alıyor gibi gözükse de hemen ardından karakterlerin önüne dizilmiş olan problemler kendini gösteriyor. Bu problemler aslında iki aşamadan oluşuyor; görünenler ve görünmeyenler.
Görünen problemlerde insanın iç psikolojik yapısı çok iyi işlenmiş, daha sonrasında ortaya çıkanlarsa insan denen canlının öteki yüzü.
Başlangıçta bir durağanlık söz konusu, olay örgüsünün biraz yavaşladığı satırlarda, özellikle edebiyat ve sanat üzerine kısa ve öz bilgiler var. Bu bilgiler sizi hem hüzünlendiriyor, hemde kızdırıyor açıkçası.
Sayfalar ilerledikçe ise olaylar oldukça heyecanlı bir hale bürünüyor ve bu aşamadan sonra elinizden bırakmak pek mümkün olmuyor. Tam sonuyla alakalı fikirler yürütmeye başladığınız an ise beklenmedik bir şekilde vurucu bir son hamle gerçekleşiyor. :) Hem verdiği bilgiler, hem sonuç başarısı, hemde akıcılığı göz önüne alındığında oldukça başarılı bir eser.
İncelemeye başlarken belirteyim, böyle bir kitabın ilk baskısına, imzalısına sahip olduğum için kendimi şanslı addediyorum. Bunun için sevgili Aykut Günaydın kardeşime teşekkür ederim. Peki yazarı tanıyor olmam, onu eleştirmeyeceğim anlamına mı geliyor? Tabi ki hayır :)
Pranga’nın yayınlanma sürecinde yazarın heyecanına ve sancılarına ben de ucundan kıyısından tanık oldum. Tüm bunlar karşısında sıkıcı motivasyon konuşmalarından başka katkım olmadığının hatta bunun bir katkı da olmadığının bilinmesini isterim. Neticede yolundaki bütün taşları bir şekilde temizleyen yazar emeğinin karşılını sonunda alabildi ve sanıyorum bütün sancılar yerini yepyeni bir heyecana bıraktı.

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak; basım korsan kitapları andırıyor. Yazar kızmasın şimdi, teşbihte hata olmaz. Gözü yoran bir sayfa tasarımı var. Ancak içerik tüm bu olumsuzlukları gözardı etmek için yeterli. Hikayesinin kesinlikle gerçek bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Karakterlere verilen isimlerin de alelade seçilmeyip kitabın ruhunu yansıtması hakikaten takdire şayan bir hareket. Yazar, hikayeyi geri planda tutarak daha çok vermek istediği mesajlara odaklanmış. Bu mesaj kaygısı bazı noktalarda hikayeden keskin bir kopuşa sebep olsa da bütün olarak bakıldığında beklentiyi karşılayan bir tablo çıkıyor ortaya. Hatta hikayeden ve romandan çok fazla anlamayan biri olarak benim beklentilerimi aştığını bile söyleyebilirim.

İncelemenin bu bölümü yayınevine bir taşlamadır.
Kitabı basan bilindiği üzere Düşülke Yayınları. Bakınız bu yayınevinin sloganı ne: “DÜŞLERİMİZDEKİ ÖZGÜR YERYÜZÜNE...” Ne kadar güzel değil mi? E kardeşim adı üzerinde Düşülke diyebilirsiniz. Ama sloganıyla bile özgürlük çanları çalan sevgili yayınevinin biraz cesur olmasını beklemek de hakkımız sanırım. Özgürlük demek yazılan herşeyi basabilme anlamına da gelmiyor elbette. Ancak yayıncının Pranga’dan çıkardığı ya da çıkarılmasını düşündüğü paragrafların ortak noktasının gücü elinde tutanları rahatsız edebilecek mesajlar olması akılda tek soru işareti bırakmıyor. Tüm bu sansüre rağmen yine de etkili mesajlar vermeyi başaran yazarı tebrik ediyorum.


İyi kitaplar...
Kadına şiddet gösterilmesine karşı çıkışı yalnızca lafta kalan, şahit olduğu bir olay karşısında susan, kendi başına geldiğindeyse kıyametleri kopartan bir insanın düpedüz çıkarcı olduğunu düşünmekte haklı olmaz mıydı Duygu...Yalnızca kendini düşünüp, bir
olayın tüm boyutlarıyla alakadar olmayarak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, demek cehaletin en açık hali değil miydi? Nerede okumuştu, hatırlayamıyordu ama, Türkiye’de her iki kadından biri erkek şiddetine maruz kalıyordu. İstatistikler bir yana, Duygunun deneyimleri ona, her kadının yediği tokatlara susulduğunu düşündürüyordu.
Aykut Günaydın
Sayfa 21 - Düşülke Yayınları
İnsanın en büyük özelliği nedir? diye sordu. “Sanmak,” dedi boşluk. “Seviyor sanırsınız, sevecek sanırsınız, kimilerini de mutlu sanırsınız. Hele de siz mutsuz ettiyseniz, vicdanınızı susturmak adına üzdüklerinizi ya mutlu, ya suçlu sayarsınız. Hepsinin ortak özelliğiyse size bunların mutluluk getireceğini düşünmektir. Unuttuğunuz şeyse vicdandan dilini keserek, yüreğini kopararak, beynini parçalayarak kurtulamayacağınızdır çünkü o, bunların hiçbirine sahip değildir. O yalnızca bir gölgedir. Kendinizi kandırdığınız bir dünyada, kendiniz kadar onu da yanınızda taşırsınız.”
Aykut Günaydın
Sayfa 75 - Düşülke Yayınları
Hayal gücünü yalnızca kötü anılarını kullanmak adına çalıştırmak, bu kasvetin üzerinde durarak kendi ağırlığınla aynı problem üzerinde batmak ne büyük bir işkenceydi.
Eğitimizlik bunlar hep, dersek mevcut sistemi eleştirir birilerini kızdırırız korkusuyla eğitimsizliğe laf edebilme cesareti olmayan, kendi gölgesinden korkan, kendini ifade gücü bile olmayan sözde yorumcular umutsuzluktan başka nereye sürükleyebilirdi ki insanı....
Aykut Günaydın
Sayfa 21 - Düşülke
"Neden beklentilerimiz, hayatla ters düşerken, hayallerimiz, ümit denizinde yorulmaz bir kürekçidir ki?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pranga
Baskı tarihi:
Şubat 2018
Sayfa sayısı:
120
ISBN:
9786059314299
Kitabın türü:
Yayınevi:
Düşülke Yayınları
''Bazen kötü yaşanmışlıkların geçmişte kaldığını düşünür, tüm bu olanları değiştiremeyeceğini anlardı. Anlamış olması, yeni planlar yapmasına neden olsa da başarıya ulaşamıyordu. Ömrümü adayacağım bir şey söyleyin bana, uğrunda ölmek dahi huzur olsun, yazmıştı bir keresinde defterine.
Her şeyin doğrusunu bildiğini sanmak, bunlardan emin olmak bile anlamsızdı. İnsanların bir çoğu iki kere ikinin dört ettiğini bir ezber sonucu öğrenmişti. Yaşadıkları hayat, toplumun, ailenin onlara sunduğu bir ezberin neticesiydi. Kendi fikirlerinin, kendi isteğinin zamanla kaybolduğu bir hayat vardı yaşadıkları. Umut reddediyordu bu hayatı, tek sorunuysa geçmişinin bir an bile peşini bırakmamasıydı.''


Sorumsuz babasının sebep olduğu olay neticesinde kendini yoğun bir depresyonun ortasında bulan Duygu, içinde ki en iyiyi ararken Umut ile karşılaşır. Her ikisine de sunulan yanlış hayata rağmen doğrunun peşinde birbirlerinden güç alarak yürüme isteği zamanla Aşk'a dönüşür. Duygunun babası Cemal'in verdiği kararların arkasında ki kadın olan Aslı ile yaptığı planlar ve karakterlerin kendi içinde ki psikolojik sorgulamaları ise, olayları içinden çıkılmaz bir hale getirecek ve hepsinin içinde yaptığı ayrı planları da ortaya çıkararak farklı bir sona sürükleyecektir.

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • Uğur Ukut
  • Kanatsizserce
  • Tuğba bıyıklı
  • MAHMUT AKINCI
  • Ömer Günaydın
  • hakan sarıkoç
  • Sevda
  • Aykut
  • İbrahim
  • Mete Özgür

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.9 (3)
9
%28.6 (2)
8
%0
7
%28.6 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0