“Acıyla yoğrulmak” deriz ya güzel Türkçemizde. Hani yaşadığımız büyük acılar karşısında günlük küçük hesaplarımızın, kibrimizin, ukalalığımızın bir anda yerle bir olduğunu görür, hayatın tanımadığımız gerçekleri ile sarsılır, parçalanırız. İliklerimize kadar hissederiz çaresizliğimizi, o büyüklenmelerimizin saçmalığını, pişmanlıklarla kavruluruz. Ve bir yandan da öğreniriz, gerçek hayatı, gerçek insanlığı…
İşte Mazzantini bu duyguyu, “acı ile yoğrulmak”ı kelimelere dökmüş bu etkileyici romanında. Okuyucusunu, kahramanı başarılı cerrah Timoteo’nun yanıbaşına oturtmuş, o trafik kazasında ciddi şekilde yaralanan kızı Angela’nın ameliyatın bitmesini beklerken “hangi günahımın bedeli bu?” sorusuna onunla birlikte bir cevap aratmış.
Bu başarılı romanı acı dolu bir iç hesaplaşma olarak da okuyabilirsiniz, Türk filmi tadında romantik, dramatik bir aşk hikayesi olarak da… Zengin çevresinde mütevazi köklerini saklamayı seçen ukala bir doktorun, kimsenin geçmişinden kaçamayacağını acıyla anlamasını beğenebilirsiniz. Ya da kılık, kıyafeti, temizliği, yaşadığı yerler ile sürekli aşağıladığı insanlardan medet umar hale gelmesine bıyık altından gülümseyebilirsiniz.
Orta halli bir ailenin okuyup doktor olmuş ve köklerini reddetmiş başarılı evladı Timoteo. Güzel, bakımlı bir karısı, sosyetik bir arkadaş çevresi, zengin bir yaşamı var. Zenginliğin getirdiği şımarıklığı ve ukalalığı çok bariz; istediğine, istediğini yapabileceğine dair iğrenç özgüveni ile günün birinde, sefil bir mahallede genç Italia’ya tecavüz etmesine sebep verecek kadar hem de…
Italia’nın çaresizlikle biçimlenmiş sakinliği Timoteo’yu kendine çekerken, bu tecavüzü de yavaş yavaş acı bir aşk hikayesine dönüştürüyor. Ve 15 yıl sonra kızı bir ameliyat masasında can çekişirken artık geçmişte kalmış bu günahkar hikaye