kısalığıyla tadı damağımızda kalıyor, nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. polisiye, aksiyon, intikam hepsi güzel bir şekilde ele alınmış heyecanla okutturuyor kitap kendini. merak duygusunu da diri tutmayı başarıyor hep ileriyi merak ederek okuyorsunuz. biraz daha uzun olsa hiç sıkmazdı ikinci kitap bitti ama olaylar daha yeni başlıyor gibi hissettiriyor. burada da Hadley ve Laurel'ın yaşadıkları içimizi parçalıyor. keşke dünya bu kadar zalim olmasa ve hiç böyle şeyler yaşanmasa ama ne yazık ki günümüzde de tüm bu kan dondurucu şeyler devam ediyor. yine heyecanlı bir sondu her kitap bu şekilde bitiyor sanırım, bizi bir an önce devamını okumaya itiyor üçüncü kitaba da aynı istekle başlayacağım. şu an bu tarz bir kurgu okumak aşırı hoşuma gidiyor, türü sevenlere kesinlikle öneririm.
Birinci kitabın bittiği o nefes kesici noktadan, tempoyu bir an bile düşürmeden tam gaz devam ediyoruz. Lana ve Logan arasındaki o tehlikeli dans, artık her adımı mayın tarlasında atılan bir oyuna dönüştü.
Bir yanda geçmişte kendisine ve ailesine cehennemi yaşatanların listesini büyük bir titizlikle temizleyen soğukkanlı bir kadın, diğer yanda ise farkında olmadan kendi sevgilisinin peşinde olan bir FBI ajanı...
Lana, bir yandan intikam planını ustalıkla uygularken bir yandan da Logan’ın radarından uzak durmaya çalışıyor. Ama Logan'ın ekibinden birinin şüpheleriyle kapısına dayanmasını da beklemiyor. (İlk kitap burada bitmişti.) Gerçekler ortaya çıkacak mı diye nefesimi tutarak başladığım bu yolculukta, yazarın kıvrak zekası beni yine her sayfada şaşırtmayı başardı.
Logan'ın elinden kaçırdığı o acımasız katil, kimliği deşifre olunca saklanmak yerine daha da vahşileşiyor. Kadınları boğarak öldüren bu katil, artık Logan’a doğrudan meydan okuyor: Her yeni kurban, Logan’ın ruhuna atılmış yeni bir çentik ve bir mesaj yolluyor.
Ancak asıl tehlike Logan’ın çevresinde kol geziyor. Lana’nın bu kanlı satranç tahtasında hedef haline gelme ihtimali, gerilimi katlanılmaz bir boyuta taşıyor. Logan henüz Lana’nın gerçek yüzünü bilmese de, biz okurlar iki katilin karşı karşıya geleceği o kaçınılmaz çarpışma anı için nefesimizi tuttuk. Avcı mı av olacak, yoksa cellat mı?
Kısacık bir kitaba bu kadar çok olay, duygu ve gerilim sığması gerçekten büyüleyici. Bu seri kesinlikle yapbozun parçaları gibi; her kitap bir sonrakini besliyor ve birbirinden bağımsız okunması imkansız bir bütünlük sunuyor. Kısa kitapların seri halinde basılacak olması bir tercih meselesi olsa da, bu heyecanı tek solukta yaşamak isteyenler tüm seri tamamlandığında tek ciltlik edisyonu da bekleyebilirler. Ama
SidetrackedS. T. Abby · S.T. Abby · 2016160 okunma
Bu kitapta işler kızışıyor ortada iki tane seri katil var biri Lana ama diğeri kim? Boogeyman kim? Kitap yine bomba bir yerde bitti Boogeyman’ın Lana’nın peşine düşeceğini sanmıyordum.
Lana’nın geçmişini çok merak ediyorum ama henüz tam öğrenemedik. O gece ne yaşadı? Yapanlar neden yaptı? O kasabada neler oluyor? Kardeşine tam olarak ne oldu? Lana’nın neden çocuğu olamıyor?
Lana’nın uzun bir öldürme listesi var. 6 kişi gitti, ama benim asıl merak ettiğim sadece o geceyle ilgisi olanları mı öldürüyor yoksa olay bundan daha fazlası mı? Duke denen dedektif çok gizemli nedense bana güven vermiyor.
Bunu düşündüğüm için manyak olmalıyım ama Logan ve Lana’nın ilişkisi ne zaman patlak verecek diye bekliyorum en çok Logan öğreneceklerini sindirebilecek mi merak ediyorum. Artık üçüncü kitapta hafiften bir şeyler olsun. İkiside çok tatlılar ama aralarındaki yalanlar kolay değil. Acılı bir ayrılık bekliyorum!
SidetrackedS. T. Abby · S.T. Abby · 2016160 okunma
Evet dayanamayıp devam etme kararı aldım.Bu kitap da çok güzeldi aynı heyecanla devam ediyor.Sadece kitaplar zaten kısa yazar neden seri yapmış onu anlamdım pek .Ama bu seri kesinlikle tüm zamanlarımın favori olacak.
SidetrackedS. T. Abby · S.T. Abby · 2016160 okunma
Lana’ya bayıldım çok güçlü ve harika bir kadın. Aynı zamanda Logan tam olarak green flag müthiş birisii. Aralarındaki ilişki gittikçe daha iyi ilerliyor. Yazar öyle bir yazmış ki mini dizi gibi hissettirip tüm duyguları geçiriyor. En sevdiğim dark romance serisini buldum sanırıımm.
Açıkçası güzel bir kitap. Konu ve içerik açısından gerçekten diğer kitaplardan daha güzel ama çok kısa İNANILMAZ KISA. biraz daha uzun olması için dalak böbrek ciğer her şeyimi verirdim
Simdiiii MINDFCK 2: Sekte* bittiiii ve gerçekten benim için kusursuzdu. Şu ana kadar okuduğum en iyi dark romance’lar arasına rahatlıkla girer. Hem tarzı hem de yazarın kalemi aşırı akıcıydı.
Gelelim ikinci kitap yorumuma… Lana ve Logan arasındaki bağı inanılmaz seviyorum. Logan’ın Lana’ya duyduğu o sarsılmaz güven ve Lana’nın bunun karşısında hissettiği vicdan azabı o kadar iyi işlenmiş ki, okurken sürekli bir gerilim hissediyorsun.
Hadley’e gelirsek… ne yazık ki başından beri bir türlü ısınamadığım bir karakter oldu. Kitabın sonlarına doğru ortaya çıkan olaylar beni hem şaşırttı hem de üzdü ama buna rağmen Hadley’e karşı hâlâ bir sempati besleyemiyorum.
Ve nedense Duke’a da asla ısınamadım… İçimde garip bir his var, sanki onda bir şerefsizlik sezdim. Bakalım ileride bu hislerim doğru çıkacak mı…
Lindy ve benim biricik Laurel’ım ise hikâyeye geç dahil olmalarına rağmen kalbimi kazandı. İkisini de gerçekten çok sevdim, umarım ileride altlarından ters köşe bir şey çıkmaz…
Ve O SON??? Gerçekten neydi öyle?! Şu an kafamda iki güçlü şüpheli var ama spoiler olmaması için söylemiyorum. Eğer tahminim tutarsa aşırı mutlu olacağım
Bir oturuşta biten, kendini okutan ve arka arkaya zincirleme olayların yaşandığı kitapları seviyorum. Serinin ikinci kitabı tam da öyleydi benim için. İlk kitapta beklentim çok yüksekti ve belki de giriş kitabı olduğundan "wow" olmamıştım. Ancak ikinci kitabı öylesine bir bakmak için elime aldım ve sonra da bırakamadım zaten. Yan karakterlerin dahi bir tık geçmişine indik, bu şekilde bağlantılı kurgular benim çok hoşuma gidiyor. Olacakları merakla bekliyorum. En yakın zamanda üçüncü kitabı okuyacağım çünkü fena bir yerde bitti.
Kitapta bir şeyler oldu, hatta büyük şeyler de oldu ancak kitabın işleyişindeki hızdan veya kısalığından olacak ki pek bir şey olmamış gibi de hissediyorum istemsizce. Logan ve ekibinin işlenen cinayetleri araştırması ve katilleri bulmaya çalışmasını okumak çok zevkliydi gene ve bu kitapta daha ciddilerdi bence, özellikle de sonda.
İşler daha da ciddileşmeye ve gerilmeye başladı, Lana'nın geçmişi ile ilgili bir şeyler öğrenmeye devam ediyoruz. Bunlar da güzeldi.
Yazar önem verdiğinde gerçekten de güzel ilerliyor. Cinayetleri araştırdıkları sahneler, Logan'ın insanları inceleyerek çıkarımlar yapması... Bunlara kesinlikle önem vermiş mesela ve başta da dediğim gibi çok güzel olmuş ancak önemli olan başka noktalara pek de önem vermemiş. "Yazayım da bitsin," demiş sanki.
Üç örnek vereceğim. Bir sahnede bir karakter on senedir ölü olduğunu sandığı birinin aslında yaşıyor olduğunu öğreniyor ama doğru düzgün bir şaşırma durumu yok. Hiç afallamıyor, sorgulamıyor. Hiçbir tepki yok. Dümdüz bir şekilde konuşuyorlar, karakterde sanki havadan sudan konuşuyorlarmış gibi bir tavır var. Saçma geldi bana bu.
Logan ve Lana ilişkiye giriyorlar. Bunun tam ortasında Logan, Lana'ya bir soru soruyor. Lana da cevap veriyor ve orası Lana'nın geçmişine bağlanıyor. Bunlar bir anda durgunlaşıyorlar, Lana geçmişini anlatıyor, Logan üzülüyor falan. Sonra ilişkiye devam ediyorlar. Sahnenin hiçbir duygusallığı kalmamış mesela orada, okurken "Noluyor ya?" diye düşünüyorsun.
Son olarak da Lana'nın cinayetlerine pek önem vermemiş ve neden anlamadım asla. İlk kitapta üç kişiyi öldürmüştü, işkence ederek öldürüyor bir de aslında ancak biz bunları pek okuyamamştık. Bu kitapta da bir adamı öldürdü, işkence de etti ancak bu bize hiç gösterilmedi. Adamın yanına giderken gördük, sonra da cesedi taşırken.
En büyük özelliği katilimiz olan Lana'nın tarafından bölümleri okurken cinayetleri, FBI ajanımız olan Logan'ın tarafından okurken de olayın polisiye kısmını okuyor olmamız. Ve tabii aralarında zavallı Logan'cığımızın bilmediği bir "düşmanlıktan doğan aşk" oluşu.
O kadar akıcı ve merak uyandırıcı ki, uzun zamandır böyle keyifli bir seriye rastlamamıştım.
Ve o son neydiiiii!!!! Her kitabın sonu cliffhangerla bitiyor resmennnn...
Garip bir şekilde, içeri girdiğimde müzik çaldığını duyuyorum. Açık bırakmış olmalıyım. Kapıyı kapatıp kilitledim.
Tam köşeyi döndüğümde, bir şey yüzüme çekiç gibi çarpıyor ve acı dolu
bir çığlık atarken duvara savruluyorum. Anahtarlarım ve telefonum ellerimden
fırlayıp yere düşüyor ama ses uzak bir yankıdan öteye geçmiyor.
Gözlerim karanlığa alışamadan, bir kol boğazıma yapışıp beni boğuyor, bu sırada sersemlemiş başım hala patlayıcı acının etkisiyle
sersemlemeye devam ediyor.
Elim yukarı fırlıyor, bir şeyle bağlantı kurmaya çalışıyor ama güçlü
bir mengene bileğimi kavrıyor ve acı verici bir şekilde büküyor.
"Alıngan. Bunu sevdim. Ve çok güzel. Ajan Bennett onları iyi seçiyor."
Karanlıktan gelen derin ve uğursuz bir ses kanımı donduruyor. Sadece bir ışık parıltısı benimkine çok yakın olan kötü niyetli gözleri aydınlatıyor.
"Sonunda seni yapayalnız bıraktı. Söylesene prenses, Karabasan'dan Korkuyor musun?"
Gerçek adı Christie Owens Cunningham olan 8 Mart 1984 doğumlu ABD'li bir aşk romanları yazarıdır. Takma isim olarak S. T. Abby, C. M. Owens ve Kristy Cunning takma adlarını da kullanmıştır.
Özellikle romantik komedi ve paranormal türlerde yazdığı kitaplarla tanındı.
Evli e iki çocuk annesi olan yazar 24 Temmuz 2021'de Alabama, Cedar Bluff'ta geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.