Çok eğlenceli bir kitaptı. Her bölümünde en az bir kere kahkaha atmışımdır. Okuduğum diğer kitaplara göre apayrı bir konusu vardı ve bence bu konu çok muhteşem ve kaliteliydi. Eh,ortalarda bozmasaydı tabii.
Olivia "Liv" Silber, kardeşi Mia ve annesiyle birlikte annesinin görevi sebebiyle Londra'ya taşınırlar. Liv yeni okula da başlıyor haliyle. Bu okulda da Grayson ve arkadaşlarıyla tanışıyor. Fakat son zamanlarda geceleri görmüş olduğu rüyalar epey tuhaflaşıyor hatta içlerinden birinde Grayson ve arkadaşları bir mezarlıkta ayin yapıyorlar. Aslında gerçekten tuhaf olan şey,bu rüyaların yalnızca Liv tarafından değil, Grayson ve arkadaşları tarafından da bilinmesi ve konuşulması...
Ortak ve bilinçli görülen, unutulmayan rüyalar! Sayfa seksenlerde başlayan ilk rüyasını öyle bir heyecanla okudum ki kalbim gerçek anlamda daha hızlı atmaya başladı. Graysonlar'ın beşinci elemanlarının Liv olup olmadığını kontrol etmesi onu hayal sanmaları falan filan... Buraya kadar güzeldi ama sonrasında, dediğim gibi, baya saçmaladı.
Kitabı genel olarak bakacak olursak sevdim. Ama yazar daha ustaca yazsaydı çok daha güzel olabilirdi. Bir ara iblislere sarmıştı kitap sonra "Yo," denildi "bunların hepsi deli saçmasıydı."(ikinci kitabında bile şu rüyaların neden olduğunu söylemiyorlar,acaba üçte var mıdır?) Ya da Liv ile birlikte baş karakter Grayson olacaktı ondan da vazgeçilip Henry de karar kılınıldı... Kitabın başında böyle olacağını yazarın kendisinin bile bilmediği anlaşılıyordu-ki bu ciddi anlamda sırıtıyordu bence- bende bu yüzden iki puan oradan kırdım.
Karakterlerine ise bayıldımm. Başkarakterin "en güçlü" veya "en çılgın" ya da "en zeki" olmasına çok takan biriyim galiba. Özellikle "en zeki" olmasına. Liv, bunların hepsini kapsayan biriydi. Grayson, Henry ve Jasper'ın