·
Okunma
·
Beğeni
·
112
Gösterim
Adı:
Söylemin Düzeni
Baskı tarihi:
Temmuz 1987
Sayfa sayısı:
68
Format:
Karton kapak
Çeviri:
Turhan Ilgaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hil Yayın
Felsefesini, sorunsallaştırma üzerinden kurgulayan ve bunu bir sistemin söylemi
haline gelmeden yapmaya çalışan Foucault için önemli olan, söylem ve söylemi
meydana getiren birliklerin anlaşılmasıdır. Süreksiz olmasına rağmen, süreklilik
gösteren bir süreç gibi algılanan söylem yasak, akıllılık - delilik, doğru-yanlış
karşıtlığı gibi dışlama usulleri üzerinden anlaşılmalıdır. Bu noktada bir
entelektüelin rolü de, söylem ve söylem birliklerine ilişkin reçeteler sunmak değil,
sadece zihinlerde alışkanlığa dönüşen bir takım düşünme tarzlarını yerle bir edip,
genel kabulleri kuşkulu hale getirerek onları sorunsallaştırmak ve değerlendirmek
olmalıdır.
Çalışma iki başlıktan oluşmaktadır, ilk bölüm söylem ve söylemin doğasına,
ikinci bölüm ise söylemin iktidar ile olan ilişkisine ayrılmıştır. Çalışmaya
Foucault’nun Collège de France’ta yaptığı açılış konuşmasındaki söylemin
dışında kalma arzusu ve bunu gerçekleştiremeyecek olmanın kaygısı kaynaklık
etmiştir
Foucault'un bu eseri Jean Hyppolite'nin yerine, Collège de France'a profesör olarak atanırken yaptığı konuşmanın metnidir. Collège de France'a girecek olan hocaların bir konuş yapması gerekmektedir ve Foucault'da 'Söylemin Düzeni' isimli bir konuşma yapmıştır. Öncelikle bu kitap kesinlikle kolaylık ile okunacak bir kitap değil çünkü Foucault'un bu metni diğer eserlerine giriş niteliğinde bir eser. Bu kitap Foucault'un tüm eserlerinden önce okunmalıdır -özellikle 'Cinselliğin Doğuşu' ve 'Kelimeler ve Şeyler'den önce. Çünkü bu eserinde hem kullanacağı terminolojiyi, hem nasıl iş göreceğini hem de biz felsefe öğrencilerin dilinde 'filozofun derdi' dediğimiz şeyin ne olduğunu anlatıyor. Eserin içerisinde de 'Söylemin Yasaklanması', 'Delilik ve 'delilerin sözlerinin' hiçsizleştirilmesi, 'doğruluk istenci', 'yorum', 'yazar', 'söylem cemaatleri, 'söylemin (kişileri/düşünceleri) kullaştırması', 'disiplin' gibi konular tartışılmaktadır. Foucault ve onun felsefesi hakkında bilgi sahibi olmak isteyen herkese tavsiye edeceğim bu kitabın D&R, İdefix, Kitapyurdu gibi sitelerde satışı olmaması rağmen halen nadirkitap'tan 20TL gibi bir fiyata erişilebilmektedir.
“İktidar” ın, bizim de katılmamızla, suç ortaklığımızla düzenlediği “ söylem” lerle,
‘çağdaşlık’ adına, yaşam alanlarımızda bizi nasıl aldattığı, kurulmasına katıldığımız “ düzen” içinde bizi nasıl biçimlendirdiği, hizaya soktuğu, istediği itaat noktasına getirdiği... Oluşturduğu “ hastalık”, “ delilik”, “ suçluluk”, “ cinsellik” alanlarıyla, insanca özgürlüğümüzü nasıl ‘düzenlediği’, bedenimizi nasıl ‘terbiye’ ettiği, ‘zihni’mizi nasıl 'sağlıklı’ kıldığı, ‘eğilimlerimizi’ nasıl ‘yönlendirdiği’ —bizi nasıl “ iyileştirdiği...
Bu “ iyilik” bizi bugün huzursuz edebiliyorsa; ‘çağdaş’ toplumun artık ‘gönül rahatlığı’yla geriye çekebildiği, ama her an yeniden kurulabilecek bir baskıya hazır tuttuğu iktidar mekanizmaları içinde, rahat etmenin rahatsızlığını duyuyorsak; Batılı insanın refah içinde vicdan azabı çekişine
yakınlaşıyorsak, bu,—garip ya işte— çağdaşlaştığımızdandır. Foucault da, çağdaşlığın gereklerinden biridir —ya da, biriydi, mi demeli, artık...
Benim arkamda (çok önceden söze
başlamış, söyleyeceğim şeyleri önceden söylemiş) bir sesin şöyle demesini isterdim: "Sürdürmek gerek, ben sürdüremiyorum, sürdürmek gerek, sözcükler oldu­ğu sürece onları söylemek gerek, beni buluncaya, beni söyleyinceye dek, onları söylemek gerek
-tuhaf çaba, tuhaf hata, sürdürmek gerek, belki de çok­tan oldu, belki de çoktan söylediler bana, söyleye­ceklerini, belki beni öykümün eşiğine dek, öyküme açılan kapının eşiğine dek taşıdılar, eğer kapı açı­lırsa şaşardım."
Toplumumuzda bir başka dışlama ilkesi daha
var: bu bir yasak değilse bile, bir paylaşım ve bir
kovuş. Akıl ile delilik arasındaki karşıtlığı kastediyorum. Orta Çağ’ın derinliklerinden buyana deli, söyleminin diğer insanlarınkiler gibi yayılabilmesine imkân bulunmayan kişidir: söylediği şeyin bir hiç ve söylenmemiş kabul edildiği, ne doğruluğu ne de önemi olduğu, adalet önünde değer taşımadığı,
bir eylemi veya bir sözleşmeyi doğrulamaya yetmediği, hatta kilisede bile özün —biçim— değiştirmesine ve kutsal ekmeği bedene dönüştürmeye yardım etmediği görülür; buna karşın, her türlü söylemin karşıtı olarak, ona, gizli bir hakikati bildirmek, gelecekten haber vermek, olanca saflığı içinde, başkalarının bilgeliğinin farkedemediklerini görebilmek gibi tuhaf güçler yakıştırıldığı da olur. Yüzyıllar boyuca Avrupa’da, delinin söylediğinin ya hiç işitilmemiş olduğunu, ya da, işitildiğinde, ona bir hakikatin sesiymiş gibi kulak verildiğini saptamak oldukça gariptir. Sözleri ya —daha ağıza alınır alınmaz dışarı kovularak— hiçliğin içine yuvarlanıyordu, ya da içinde saf veya hilekâr bir akıl, aklı başında insanlarmkinden daha
akıllı bir akıl bulunup çıkarılıyordu. Ne olursa ol-
sun, ister dışlanmış, isterse, dar anlamıyla, akıl tarafından gizlice kuşatılmış olsun, bu söylem ortada değildi. Delinin divaneliği söylediklerinden anlaşılıyordu: onlar düpedüz, paylaşımın işlediği alandı; ancak bu söylenenler, hiçbir zaman bir araya toplanmıyor, dinlenmiyordu. XVIII. yüzyılın sonuna gelene dek, gösterdiği değişikliğe karşın,
bu söylenmede neyin söylenmiş olduğunu (nasıl
söylenmiş olduğunu, neden söylenmiş olduğunu)
araştırma düşüncesi, herhangi bir hekimin akima
asla gelmedi. Delinin bütün o devasa söylemi gürültüye dönüşüyordu; ve ona ancak simgesel bir biçimde, korunmasız ve uzlaştırılmış olarak tiyatro sahnesinde ilerlediği zaman söz veriliyordu, zira burada maskeli hakikat rolünü üstlenmekteydi.
Her eğitim sistemi, birlikte taşıdıkları bilmeleri ve güçleriyle beraber, söylemlerin benimsenişini kalıcılaştırmanın veya değiştirmenin politik bir yoludur.
Michel Foucault
Sayfa 46 - Hil Yayın
Benim dikkatimi çeken, toplumumuzda sanatın,
kişileri ve hayatı değil de, yalnızca nesneleri
kapsayan bir şey oluşu. Tamam sanat, tek uzmanları
sanatçılar olan bir özel şeydir diyelim. Ama niye
her birimiz kendi hayatından bir sanat eseri çıkarmasın
ortaya? Neden şu lamba, bu ev bir sanat
nesnesi olsun da, benim hayatım olmasın?
îlk bakışta, «doktrinlerin» (dini, felsefi, poli-
tik) oluşturdukları, bir «söylem cemaatı»nın tam tersidir: burada, konuşan bireylerin sayısı, belirlenmiş olmasa bile, sınırlanma eğilimi gösteriyordu; ve söylem asıl onların arasında dolaşabiliyor ve aktarılabiliyordu. Doktrinse, tersine, kendi kendini yayma eğilimindedir; ve bireyler, sayılarını ne denli kalabalık düşünürsek düşünelim, bir tek ve aynı söylem bütünün ortaklaştırılması yoluyla karşılıklı bağlılıklarını tanımlarlar. Görünüşte, tek gerekli koşul aynı doğrulukların benimsenmesi ve geçerlileştirilmiş —az veya çok esneklik gösteren— bazı uyum kurallarının kabul edilmesidir; eğer bundan ibaret olsalardı, doktrinler bilimsel disiplinlerden asla bu denli farklı olmaz, ve söylemci denetim de, konuşan özneye değil, sözcelemin biçim veya içeriğine yönelirdi.
Sonuç olarak bir eğitim sistemi, sözün ayinselleştirilmesinden; konuşan özneler bakımından rollerin belirlenip sabitleştirilmesinden; en azından yaygın bir doktriner grubun oluşturulmasından; söylemin güçleri ve bilmeleriyle paylaştırılıp benimsenişinden başkaca nedir ki?
Bugün yapmak zorunda olduğum konuşmada
ve burada belki de yıllar boyunca yapmak zorunda
kalacağım konuşmalarda, hiç kimseye sezdirmeden
eriyip gitmeyi dilerdim. Söze başlamaktansa, sözün
beni sarıp sarmalamasını ve beni, her türlü
olası başlangıcın çok ötelerine taşımasını isterdim.
Konuşacağım sırada, kimliği bulunmayan bir sesin
benden epey önce söze başlamış olduğunu farkedivermek
ne hoş olurdu: o zaman sözcükleri bağlamak,
cümleyi sürdürmek, kendisini, sanki bir an
için, askıda tutarak bana işaret vermişçesine yarattığı
boşlukların arasına, hiç kimsenin fazlaca dikkatini
çekmeksizin yerleşivermek yeterdi bana. Böylece,
başlangıç olmayacaktı; ve söylemin kendisinden
kaynaklandığı kişi olacak yerde, onun uzayıp
gidişinin rastlantısallığında, zayıf bir boşluk, olası
eriyişindeki bitiş noktası olacaktım.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Söylemin Düzeni
Baskı tarihi:
Temmuz 1987
Sayfa sayısı:
68
Format:
Karton kapak
Çeviri:
Turhan Ilgaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hil Yayın
Felsefesini, sorunsallaştırma üzerinden kurgulayan ve bunu bir sistemin söylemi
haline gelmeden yapmaya çalışan Foucault için önemli olan, söylem ve söylemi
meydana getiren birliklerin anlaşılmasıdır. Süreksiz olmasına rağmen, süreklilik
gösteren bir süreç gibi algılanan söylem yasak, akıllılık - delilik, doğru-yanlış
karşıtlığı gibi dışlama usulleri üzerinden anlaşılmalıdır. Bu noktada bir
entelektüelin rolü de, söylem ve söylem birliklerine ilişkin reçeteler sunmak değil,
sadece zihinlerde alışkanlığa dönüşen bir takım düşünme tarzlarını yerle bir edip,
genel kabulleri kuşkulu hale getirerek onları sorunsallaştırmak ve değerlendirmek
olmalıdır.
Çalışma iki başlıktan oluşmaktadır, ilk bölüm söylem ve söylemin doğasına,
ikinci bölüm ise söylemin iktidar ile olan ilişkisine ayrılmıştır. Çalışmaya
Foucault’nun Collège de France’ta yaptığı açılış konuşmasındaki söylemin
dışında kalma arzusu ve bunu gerçekleştiremeyecek olmanın kaygısı kaynaklık
etmiştir

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Ersin Kara
  • Karalama defteri
  • tabula rasa
  • a. selim
  • Alp Kaan Kara

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0