Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 36 dk.
Sayfa Sayısı:
127
Basım Tarihi:
2005
Yayınevi:
Güney Yayınları
ISBN:
9789757956037
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·144 syf.··
2019 69. kitabı
Yılmaz Güney-Sürü • • #alıntı “Bunların yüreklerinde şuncacık insanlık kalmamıştır. Millet soyguncu vurguncu kesilmiştir. Biz eskiden eşkiyaları dağda bilirdik. Şimdi düzdekiler eşkiyaların piri olmuşlar. • • “Sürü, şafağın aydınlığında, o gök boşluğu altında dağları, bayırları aşıyor. Kendine özgü sesler, bağırışlar, ıslıklar..” • Kan davasının son hızla sürdüğü dönemlerin birinde geçiyor kitabın hikayesi. Barış olsun diye karşı taraftan bir kız alınıyor. Ama maalesef bu geçici barış çok uzun sürmüyor. Ve tabi alınan kıza her an düşman kanı taşıdığı hatırlatılıyor. Her şeye rağmen onunla severek evlenen kocası ise ailesi ve karısı arasında kalmaktan perişan halde. Geçimlerini büyük şehirlere sürü götürerek sağladıklarından, Ankara ya götürecekleri sürüden sonra ailesinin yanından ayrılmaya karar veriyor. Bu sürünün yerine sağ salim ulaşması, onların hayatlarının geri kalanı için çok önemli. Onlar da biliyor ki her şey bu yolculukla ya devam edecek ya da tamamen bitecek.. • Sosyal bir sorun haline gelmiş olan kan davası bir dönemin kanayan yarası resmen. Nice aileler bu yüzden boş yere telef olup gitti.. Tıpkı birbirine düşman iki ailenin telef ettiği Berivan ve Şıvan gibi.. Çarpıcı bir hikaye. Tavsiye ederim, keyifli okumalar
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma
10/10
·144 syf.··
2020 7. kitabı
Yılmaz Güneyin 72-73 yılları arasında selimiye cezaevindeyken kalın bir deftere kaba hatlarıyla, rastgele sahne sıralamasıyla yazmış olduğu onlarca film hikayelerin arasındadır Sürü. Kendisinin söylemiyle "Günün birinde bu kadar ünlü olacağından, sinema tarihimizde bir dönemeç noktası oluşturacağından, uluslararası değerde ödüller kazanacağından habersiz, yıllarca defter sayfaları arasında sessiz sedasız kaldı" Sürü yoğun olarak doğu illerimizde yaşanılan bir çok sorunları gün yüzüne çıkartıyor. Kan davaları, kadınların kısıtlanması, ataerkil aile yapısı, feodal düzen ve bir çok gericiliği konu ediniyor. Sürü bütün gerçekleri çok sert bir şekilde acımasızca yüzümüze vuruyor. Siyasi bir boyut da taşıyan Sürü feodal yapıyı ve kapitalist sistemi eleştiriyor ve kurtuluş yolunu bize genç bir çocukla anlatıyor. 1979 yılında Sürü'ye hayat veren Yılmaz Güney fikrimce Türk sinemasının en başarılı filmlerinden birini armağan etmiştir bize. En sevdiğim kısım ise şöyle cereyan etmektedir; bir motoru ilk kez çok yakından, toprağı altüst ederken görürüz; toprak kaynar, toprak açılır. İlk defa böyle bir şeye tanıklık eden Hamo büyük bir şaşkınlıkla izler makinayı. Bu, parçalanan feodal kır ilişkilerinin ifadesi olarak değerlendirilmelidir. Tarımda makineleşme bir şeylerin artık değiştiğini ifade etmektedir.
Sinema
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma
8/10
·144 syf.··
2020 185. kitabı
Yönetmen Zeki Ökten tarafından 1978'de çekilmiş bir filmdir. Filmin senaryosu, o yıllar cezaevinde bulunan Yılmaz Güney tarafından yazılmıştır. Başrollerinde Tarık Akan, Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz yer almaktadır. senaryo kitabı
İnceleme
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma
Puan vermedi
Sürü Sosyal ve kültürel eleştiri yapmakla beraber yaşanan sorunların nedenlerine de değiniyor. Aşiretçiligin aile bireyleri üzerindeki baskısı, geleneksel toplumun kapitalist sistem karşısında yaşadığı "kültürel şizofreni" , ekonomik sıkıntılar , kadına bakış açısı vs. Birçok toplumsal soruna ayna tutmuştur Sürü. Gerçekleri çarpıcı bir şekilde ortaya koymakta müthiş bir başarı elde ettiğini düşünüyorum.
Hayat ve İnsan
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2021 31. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Mart 2021 23:26
Sürü bir toplumun anatomisi çıplak bir şekilde resmeden bir film. Manzaralar ve karakterler döneme ve mekanlara ışık tutmaktadır. Bir geleneğin takipçisi olan Hamo karakteri öfkeli inatçı haliyle Berivan ve Şivan'ın aşklarına engel olmaktadır. Hikaye basit bir aşk hikayesi değildir. Geleneksel değerlerin eleştirisi, değişen feodalizmin bireylere etkisi gibi konulara değinilmiştir. Yılmaz Güney'in cezaevinde yazdığı senaryosu Zeki Ökten'in yönetmenliği ile dünya çapında önemli bir filme dönüşüyor. Fakat bizde hala değeri anlaşılamamış bir çok eserden biridir.
1000Kitap Gerçek Okurlar
SürüYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017154 okunma

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.