Yazar bu kitabı kaleme alırken kendi hayal gücünden dehşete düşmediyse, ben de bir şey bilmiyorum. Şarampole yuvarlanan kamyon gibi geldiğini görüyorsunuz; ancak ezilmek haricinde yapabileceğiniz pek bir şey yok, tadını çıkarın. Kaleminin ne kadar akıcı olduğunu, gerilimin sizi kusma noktasına getirdiğini, sayfaları hızlıca çevirmek haricinde yapabileceğiniz pek bir şey olmadığını daha önceki kitap yorumlarında söylemiştim.
Gözünüz kapalı alıp okuyabilirsiniz. Seri olarak geçebilir, sorun yok; tekli olarak da okunabilecek şekilde yazmış canım yazarımız. Aklınızda tutmanız gereken tek kişi: Robert Hunter. O da unutulacak gibi değil zaten.
Hemen konusundan birazcık bahsedip iyi geceler diliyorum efendim:
Öyle bir katil düşünün ki, kurbanlarının en büyük korkusunu bilerek, onlara özel bir şov yapıyor. Ölmeyi dilemek bile çare vermiyor çünkü katil, acılara gark olmuş vaziyette, işkence çekerek ölmenizi istiyor. Atıyorum, arıdan mı korkuyorsunuz? Kapalı bir bodrum katında, elleriniz kollarınız bağlanarak, beş yüz tane arının sizi sokarak öldüreceğini garanti edebilirim.
Peki bu katil ne istiyor bu kurbanlarından? Derdi ne bu adamın? Arkanıza yaslanın, Robert Hunter bu gizemi sizin için çözecek.