Selamlar, ben Leyla.
“Arayan Mevla’sını da bulurmuş belasını da.” Araya araya ikisini de buldum. İçinde iyiye dair herhangi bir şey yoktu. Her şey kötü, çarpık, manipülatif ve karanlıktı. “Trigger warning” uyarısı buradan köye kadar yol olur. Boşuna yazmamışlar. Dikkate alalım. Bu türün okuyucusu olsanız bile dikkat etmeniz lazım çünkü aşkın bu yüzü daha önce hiç görmediğimiz bir şey. Çünkü biz aşkı çiçek böcek zannetmişiz.
Sindirmesi zor, tansiyonun hiç düşmediği bir kitaptı. Yarısına geldiğinizde olaylar bambaşka bir hal alıyor ve kartlar yeniden dağıtılıyor. Serinin ve yazarın diğer kitaplarını çok merak ediyorum. “Grinin Elli Tonu”nu okuduğum zaman gibi bir heyecan var içimde ve sanırım bu ay bu kadının tüm kitaplarını okuyacağım.
Ryat, diğer okuduğum tüm kötü karakterlerden daha kötü geldi bana. Çünkü duygularını belli etmeyen bir robot gibiydi. Tam olarak öyle olması için yetiştirilen yüce bir lord. Lordluk kavramını kısaca açıklayacak olursam, burası gizli bir kulüp. Kuralları kanun olan ve yüzyıllardır bu kurallara riayet edilen bir kulüp. Bu kulübün üyelerini zengin aileler oluşturuyor ve onların çocukları da bir gün lord olmak için eğitim görüyorlar. Eğitimde başarısız olmaları demek öldürülmeleri demek, bu yüzden en iyisi olmaları lazım.
Eğitimden sonra lordlar, Ritüel dedikleri “seçilmişler”ini belirledikleri ayin gibi bir parti veriyorlar. Bu ayinde lordlar, aynı okulda okuyan kızlardan birini kendine alabilir ve o kız artık lord’un malı haline gelir. Ryat için bu parti dönüm noktası olacaktır. Çünkü kendisine Blakely’i seçmesi için emir verilmiştir. Tek sorun, Blake’in tıpkı Ryat gibi bir lord olan Matt’le sevgili olmasıdır.
Bu kitap benim için zirveydi. Artık bu yönümü kabulleniyor ve seviyorum. Artık ne okursam okuyayım midem bulanmayacak.