“Hayat, kötü bir kitabı okumayacak kadar kısadır.” /Ulysses-James Joyce
16 Haziran 1904, günlerden Perşembe.
Sıradan bir adamın, sıradan bir gününü anlatan modernizmin başyapıtı. Tüm zamanların en çok yarım bırakılan eseri. Edebiyat namına bir şeyler yapmaya çalışan birçok kişinin, özellikle Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabının 14. Bölümünde Joyce’dan ne kadar etkilendiğini görebiliyoruz. Kitap başlı başına bir bulmaca. Bunu okur olarak ben değil James Joyce kendisi belirtiyor: “Profesörleri yüzlerce yıl meşgul edeceğim.”
Aslında 841 sayfalık kitabın özeti şu: Ana karakterlerden Bloom kahvaltısını yapar, bir cenaze törenine katılır, sonrasında sokaklarda avare avare dolanır, gün sonu evine döner.
Peki sıradan bir günü anlatan bu eser nasıl oluyor da edebiyatın en zor okunan eseri oluyor? Mamafih, biz nasıl ve neden bu karmaşık eseri okumalıyız?
-İlk olarak edebiyat aşkına okumalıyız. Büyük bir dil ustasının marifetlerini, kullandığı teknikleri, kelimelerle oyununu görmek için okumalıyız.
-Anlatımın sınırsızlığını görebilmek için okumalıyız. Ulysses 18 bölümden oluşmakta ve bu bölümlerin her biri farklı bir tarzda yazılmış. Başka bir romanda lafı bile geçmeyecek şeyler tam da bu eserde ayrıntılı bir biçimde konu edilmiş.
-Modernizmi deneyimlemek için okumalıyız. Romanın düşünce sürecini gözler önüne sermesi eseri modernist kılar. Bu bilinç akışı tekniği bir yana, birçok tarzın beraber kullanılması, klasik edebiyatta bahsedilmeyen müstehcen detaylar, kimi zaman kabaca olayların anlatılması ve detaycılığı onu modernist nitelendiren diğer etkenler.
-Madem zor ve karmaşık, o zaman neden okuyorsun bu romanı diyenlere meydan okumak için okumalıyız. Herkesin imkansız dediği şeyi siz yaparsanız zafer de sizindir. Kitabın dili farklı gelebilir. Kurgu karmaşıktır. Belki