Kitap Adı: UTZ
Yazar: Bruce Chatwin
Çeviri: Çiğdem Erkal
Sayfa Sayısı: 150
Tür: Roman
Her yeni kitap, yeni bir hikâyeyi ziyaret etmek ve ona kısa bir süreliğine konuk olmak demek.
İzninizle direkt kitaba dalıyorum.
Nasıl güzel olurdu o orijinal porselenlerle dolu evi gerçekten gidip görmek... Ama okurken hayal etmek bile keyifliydi.
Koleksiyon yapan insanlara her zaman gıptayla bakmışımdır. Çünkü bir şeye tutkuyla bağlanabilmek, onu korumak ve yıllarca emek vermek bana özel bir duygu gibi gelir. Her şey algı meselesi değildir; bazen olanı olduğu gibi görmek gerekir.
Kitapta savaşlardan, toplama kamplarından ve soykırımlardan kurtulup başka ülkelere savrulan insanların hikâyeleri kadar, o karmaşanın içinden çıkıp hayatta kalabilen porselenlerin de ayrı bir hikâyesi var. Pazarda karşısına çıkan o parçaları evine götürmek, onları korumak ve yaşatmak çok derin bir anlam taşıyor.
Sanki Utz, "Bari siz ziyan olmayın, bari sizi kurtarayım." der gibiydi.
Belki hayatı porselenlerden ibaretti ama yine de içinde yarım kalmış bir şeyler hissediliyor. Devam etmek istemiş ama edememiş; hayat onu bir yerden alıp başka bir yere bırakmış ve "Buraya da uğraman gerek." demiş gibi.
Bir yandan da Utz'un porselenlere duyduğu tutkunun yalnızca bir koleksiyon merakı olmadığını düşündüm. Sanki o porselenler, geçmişe, hatıralara ve kaybetmek istemediği şeylere tutunma biçimiydi. Bu yüzden kitap boyunca sadece nesneleri değil, insanın aidiyet duygusunu da okudum. Belki de kitabın bana bıraktığı en güçlü his buydu. İnsan bazen özgür olmakla sahip olmak arasında kalıyor. Utz'un hikâyesinde de bunu hissettim.
Ben böyle bir kitaba konuk oldum.
Daha fazla spoiler vermeden, altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşayım:
- "Şiddetten nefret etse de pazara yeni sanat eserleri düşüren felaketlerden son