Geçen yıl Ruhlar Evi’ni okumuş ve Allende’nin büyüleyici kalemiyle ilk kez tanışmıştım. Daha sonra yazarın tüm kitaplarını almak istedim tabii ki, ama o kadar çok kitap var ki okumamız gereken… Aralarından ‘’Violeta’’ dikkatimi çekti ve kitaplığıma girmeye hak kazandı. Yazarın son kitabı ve otobiyografik bir roman olan Violeta’yı, Ruhlar Evi kadar olmasa da sevdim.
1920’de dünyayı kasıp kavuran İspanyol gribinin dehşetli günlerinde doğan Violeta’nın hikâyesi, 2020’de yaşadığımız yıkıcı pandemide son buluyor. Violeta’nın yaşayışına konuk olmamızın nedeni, onun bu dünyadaki herkesten çok sevdiği Camilo’ya yazdığı mektuplardır. Bu yaşam uzun ve çetrefilli; bazen tutkulu, bazen de dramatik bir serüvendi.
Antonio Machado’nun şiirinde söylediğine bakarsan, “yol yoktur, yürürken oluşur yol”, ama benim hayatımda o yolu ben kendim oluşturmuş değilim, çoğu yerde silikleşen ve yoğunluğun içinde gözden kaybolan kıvrımlı ve daracık patikalarda düşe kalka ilerledim ben. Ortada tam olarak yol denebilecek bir şey yoktu. /s. 356
Violeta, asırlık hayatında birçok şey yaşadı; yoksulluk gördü, kayıplar verdi, yerini, yurdunu terk etmek zorunda kaldı, ilim uğruna zorlu yolculuklara çıktı, talihsiz kararlar verdi, tutkularının esiri oldu, zenginliğin şansla kazanılmadığı gösterdi, kalbi kırıldı, ihanete uğradı, akıl almaz acılarla boğuştu ve tüm bunlara rağmen içinde hiç sönmeyen bir mücadele tutkusuyla her seferinde ayağa kalktı… Güçlü bir kadın Violeta. Yaşadığı dönemlerde toplumun kadınlara olan bakışı ve tavrı değişim rüzgârının ortasında olduğu halde kanıksanmış erilliği alt etmesi hiç kolay olmadı. Hâlâ da biz kadınlar bununla mücadele etmiyor muyuz? Evet, yıllar geçtikçe sürekli bir şeyler değişiyor, fakat toplum bilincimize yerleşmiş bu ifadeler benliklerden kolay kolay