Başak Engin

Başak Engin
@kitapkediveben
Ekonomi Mezunu
Ankara
5 okur puanı
Mart 2024 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
"Eğer insan Wiggs gibi aktif bir hayat sürerse, eğer insanın amaçları, idealleri, uğrunda mücadele edeceği nedenleri varsa, o zaman o insan kafasının üzerinde sıçan kılına asılı sallanan kılıca tüm dikkatini veremez. Her birimize bir yolculuk bileti verilmiştir. Eğer yolculuk ilginçse (sıkıcıysa zaten tek suçlusu kendimiz oluruz) o zaman çevremize bakıp zevkini çıkarırız (ne de çabuk geçiyordur manzara yanımızdan!), çevredeki diğer yolcularla çene çalarız..[..] Ama yolun sarsıntıları arasında ne kadar görmezden gelirsek gelelim, bizi bekleyen ölüm hep oradadır. Perdelerin hemen ardındadır. Daha doğrusu çorabımızın içindedir. Bir türlü temizleyemediğimiz bir kire benzer. Eğer insan dindarsa, dipsiz kuyuya yuvarlanışını bir mantığa oturtur. Eğer insanın mizah anlayışı varsa (bu konuda iyi bir mizah anlayışı, şimdiye kadar bulunmuş dinlerin hepsinden daha yararlıdır) insan espriyle, alaycılıkla onu en aza indirebilir.[...] Yaptığımız şeylerin çoğunu, bilinçaltımızda, dolaylı olarak, ölüm düşüncesinden kurtulmak için yaparız. Belki de kendimizi, yaptıklarımızla çok değerli, çok vazgeçilmez kılmayı, ölümün bizi almakta tereddüt etmesini sağlamayı amaçlarız. O kılıç kafamıza düşse bile, şanslı olup hâlâ hayatta kalanların anılarında yaşayabilmeyi garanti etmek isteriz."
Sayfa 267 - Ayrıntı·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"J.P. ile ben, Frank Martin'in içkiyi bırakma tesisindeki ön verandadayız. Frank Martin'in yerindeki geri kalanlarımız gibi, J.P. de her şeyden önce bir ayyaş. Ama aynı zamanda baca temizleyicisi. Buraya ilk gelişi ve korkuyor. Ben daha önce bir kere gelmiştim. Ne diyelim? Geri geldim. J.P.nin asıl adı Joe Penny; ama ona J.P. dememi istiyor. Otuzlu yaşlarında. Benden daha genç. Fazla genç değil, biraz. Mesleğine başlamaya nasıl karar verdiğini anlatıyor ve konuşurken ellerini kullanmak istiyor. Ama elleri titriyor. Yani hareketsiz durmuyorlar. 'Daha önce hiç başıma gelmemişti bu, ' diyor. Titremeyi kastediyor. Anladığımı söylüyorum. Titremelerin azalacağını söylüyorum. Azalacak da. Ama zaman alacak. Biz buraya geleli daha iki gün oldu. Henüz ormandan çıkmadık. J.P.nin şu titremeleri var, benim de arada sırada omzumdaki bir sinir -belki de sinir değildir ama bir şey işte - atmaya başlıyor. Bazen boynumun yanı seğiriyor. Bu olduğu zaman ağzım kuruyor. O zaman yutkunmaya çabalıyorum. Bir şey olacağını biliyorum ve onu önlemek istiyorum, yapmak istediğim bu. Sadece gözlerimi kapıyorum ve bırakıyorum geçsin, bırakıyorum bir sonraki adamın yakasına yapışsın. J.P. bir süre bekleyebilir. [...] Beni buraya ilk kez karım getirdi. O zamanlar hâlâ birlikteydik, sorunlarımızı çözmeye çalışıyorduk. Beni buraya getirdi ve bir-iki saat kaldı, Frank Martin'le özel konuştu. Sonra gitti. Ertesi sabah Frank Martin beni kenara çekip şöyle dedi: 'Sana yardım edebiliriz. Eğer yardım istiyorsan ve söylediklerimizi dinleyeceksen.' Ama bana yardım edip edemeyeceklerini bilmiyordum. Bir yanım yardım istiyordu. Ama bir de öbür yanım vardı."
Sayfa 139 - Can Yayınları·Kitabı okudu
"Okuma süreci içinde her okur aslında kendini okur. Yazarın ürettiği yapıt optik bir araç görevi görür yalnızca. Böylece okur, o kitabı okumadan belki de asla farkına varamayacağı şeyler keşfeder kendi içinde. Okurun, okuduğu kitap sayesinde kendi kendinin bilincine varması, kitabın gerçekliğinin bir kanıtıdır."
Sayfa 33 - Everest Yayınları·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
[..] Baumgartner da hayalet uzuv sendromu denilen o girift, o zorlu zihin-beden muammasını araştırmaya başladı. [..] Baumgartner'ın daha sonra öğrendiği üzere, kolunu ya da bacağını kesin olarak yitirenler kesik uzuvlarının hâlâ yerinde olduğunu hissetmeye yıllarca devam ediyor, hatta birden saplanan sızı, kaşıntı, istem dışı spazm hissediyor ve o uzuv dibine çökmüş ya da dayanılmaz acı verecek biçimde bükülmüş duygusunu yaşıyorlarmış. Baumgartner aslında sendromun biyolojik ve/veya nörolojik yorumlarından çok, bir insanı yitirmenin ve onun acısını duymanın metaforu olup olamayacağıyla ilgilense de, her zamanki titizliğiyle bu konudaki tıbbi literatürü elden geçirdi.[...] O sendrom, on yıl önce Anna'nın beklenmedik ölümünden bu yana Baumgartner'ın arayıp durduğu mecazi tanımdı; tanrıların, gençliğinin en canlı dönemini yaşayan karısını ondan çalmaya karar verdikleri 2008 Ağustos'undaki o sıcak, rüzgârlı öğleden sonra olanları tanımlayabilen en inandırıcı, en ilginç eğretilemeydi; o olay olduğu anda Baumgartner'ın da kolları ve bacakları koptu, bu saldırıdan kafasının ve yüreğinin nasibini almamasının tek nedeni de kıs kıs gülen o sapık tanrıların Baumgartner'a karısı olmadan yaşamı sürdürme gibi kuşkulu bir hak bahşetmiş olmasıydı. O artık dalları kopmuş bir kök kalıntısı, kendisini bütünleyenin yarısını yitirmiş yarım bir insan ve kopan kollarıyla bacakları hâlâ yerinde duruyor, hâlâ acı veriyor, kimi zaman gövdesi tutuşup kendisini oracıkta yakıp bitirecek duygusuyla acıyor canı.
Sayfa 29 - Can çağdaş·Kitabı okudu
"...Halk, kendi ruhu için fedakârlık eder ve etmeye de hazırdır, ama cinayet işlemek için değil, -diye ekledi. [...] Hayır onlarla tartışmam olanaksız, - diye düşündü, -üzerlerinde hiçbir şeyin işlemeyeceği bir zırh var, bense çırılçıplağım. Ağabeyini ve Katavasov'u inandırmanın olanaksız olduğunu görüyordu, ama onlarla uzlaşma olasılığını daha da az görüyordu. Onların savundukları şey, tam da Levin'i neredeyse mahveden aklın gururuydu. Onlarca insanın, bu arada ağabeyinin de, büyük kentlere gelen yüzlerce gönüllü palavracının kendilerine anlattıklarına dayanarak gazetelerle birlikte halkın iradesini ve düşüncesini, intikam ve cinayet şeklinde belirtilen bir düşünceyi ifade ettiklerini söyleme hakkına sahip olduklarını kabul edemezdi Levin. Bunu kabul edemezdi, çünkü ne içinde yaşadığı halkta bu düşüncelerin ifadesini görüyordu, ne de bu düşünceleri kendi kafasında buluyordu. Asıl önemli neden ise halkla birlikte kendisinin de toplum yararının nerede olduğunu bilmemesi, bilememesi, toplum yararını sağlamanın ancak her insana açık olan iyilik yasasının çok sıkı bir şekilde yerine getirilmesiyle mümkün olabileceğini, bu yüzden insanın savaş isteyemeyeceğini ve hangi ortak amaçla olursa olsun savaş propagandası yapamayacağını kesinlikle biliyordu."
Sayfa 1053 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu