Bir kez daha annemin gücüne hayran kalmıştım. Abimin şehit düştüğü gün de öyle sapasağlam ayaktaydı, diğer kadınları sakinleştiriyordu. O günden sonra her gün için için ağlıyordu, ama düşmanı sevindirmiyordu. İmanını ve gücünü kaybetmiyordu.
Gerçi biz artık çocuk değildik. Ne çocuksu hayallerimiz kalmıştı ne de gözlerimizdeki ışıltı bir çocuğunkine benziyordu. Savaş boyunca düşen her bomba, atılan her kurşun bizi büyütmüştü. Normalde, her ne koşulda olursa olsun, çocuklar bir araya gelince bir neşe olur, gülüşme sesleriyle dolar ortalık. Ama artık sanki bir yarısı ölmüş çocuklardık. Ne oyunumuz vardı ne oyuncağımız sadece sırtımızda bir çuval yaşanmışlığımız... Ve bunun tek sebebi Bosnalı oluşumuzdu. Oysa o zamana kadar insanları ayırmayı bile bilmiyordum. Kötülük benim anlayışımda bir başka çocuğun oyuncağımı bilerek kırmasından ibaretti sadece.
Savaştan önceki hayatımızı, beş yaşındaki halimi unutmuştum, dışarıda bir yerlerde normal, bombasız, kurşunsuz bir hayatın olduğunu düşünemiyordum artık nedense.
Çocuk...
Kimse çocuk muyum diye sormadı bana. Yüzüme kimse bakmadı o kurşunları atarken. Neler ister bir çocuk, hayallerim nedir diye sormadılar. Çocukluğumu yaşamama izin vermediler. (...)
Oysa çok değil...
Sadece çocuk olmaktı istediğim...