İnsanlık var olduğundan beri her çağda insan sürüleri(kabileler,halklar,topluluklar,aynı dine inanan kimseler,kiliseler,kavimler,aile toplulukları) var oldu.Az emreden çıkıp,çok sayıda itaat edenler olmuştur.İtaat insanlık tarihinde en çok emredilen şeydir.Yapacaksın,itaat edeceksin emrini biçimsel bir vicdan olduğunu sayabiliriz.
İnsan seçmeden bunları kapar,her türlü amir,komutan(ebeveynler,öğretmenler,yasalar,kamuoyu gibi)kulağına bağrılan herşeyi sorgulamadan kabul eder.Liderler vicdanlarını temiz tutmak için Tanrı’nın uygulayacağı rolünü (Anayasa,Hukuk,Adalet)oynamak olduğunu biliyorlar ve uygulamarda kendilerini görüşlerinden dolayı haklı çıkartmaya çalışıyorlar.
(Galibi Piri Hasan Galip Kuşçuoğlu K.s.:Ben tarikatlar arasında büyüdüm,yetiştim.Sayısız büyük şeyhin öğretileri ile büyüdüm.Kayınpederim zamanın kutbu idi.Şeyhim üstadım Maraşlı Mustafa efendi ise bildiklerini bana aktardı.Şimdi geldiğim nokta öğrendiklerimin yaşadığımız zamanda yetersiz kaldığını görmem oldu.Bugün eski kitapları okuyorlar oysa bunlar yetersiz kalmaktadır.Çırak,ustayı geçmezse sanat ölür.Bugün yaşadığımız çağı idrak edip ona uygun yaşamamız gerekiyor.Kimse 20 sene öncesine göre bile yaşayamaz.)
Belkide eğitim ve öğretimdeki taklid etmeler, üzerine bir şey koymayıp taklid edenleri eleştirinleri dışlayıp ötekileştirmek geri kalmanın sebebidir.Eski kitaplar çoğu zaman zararlıdır,bilgiler ve tekamülü eski ve geridir,çoğunlukla kişiyi geri bırakır.
İthal Teknoloji Satın Alıp Kullanmak Bu Çağı da Iskalamak Demektir
Dış dünyaya açık olmak her alanda bağımlı olmak demek değildir. Ülkemiz son çeyrek yüzyılda üretim ve hizmet araçlarını kaybettiren özelleştirme talanı, doğal kaynak talanı, yaşam pahalılığı ile demografik yapı değişikliği dayatması ile bilim teknoloji dahil her alanda dışa bağımlı olduğu için tehdit ve taviz ile yönetilemez hale geldi.
Dijital hizmetlerin dışarıdan alıp kullanması akıl ve çağ dışıdır.
Ulusal internet ağı, bilgi girişi ve arama ağı, eğitim, sağlık, ekonomi, finans, sanayi, savunma vb her alanda yerli ve ulusal teknoloji olmadan ulusal egemenlik söz konusu olmaz.
Uydusu düşmanın üretimi olan bir ülkenin iletişimi de onlara bağımlı kalır. Teknolojiye dayalı savaş gücünüz yok demektir.
Uydunun adının Türksat olması ulusal teknoloji olduğunu göstermez.
Sokak bilgileri bile yabancı teknolojilerin eline geçmiş bir tek yetki kendini dünya lideri nasıl görebiliyor.
Nitelikli teknoloji üretimi öncelikle kendi ulusal egemenlik yararına göre kendi üretimimiz olmalıdır.
Ulusal teknoloji olmadan yurttaş hiçbir konuda yabancı teknoloji ile güvenli bir yaşam sürmesi mümkün değildir.
Ulusal teknoloji olmuş olsaydı fitne ve bozgunculuk üreten sosyal ağlar bu derecede kontrolsüz yayın yapabilir mi?
Kitle imha silahı medya ha keza küresel soyguncu düşmanın yararına hizmet edebilir mi?
Bütün bu kötülükleri kim üretti?
Bugün ekonomiyi batıran tek yetki üretti. Ve hala aynı yanlışa yeni borçlar alarak tehdidi büyükmek için varlık barışı adı altında yirmi yıl vergi vermeden kara para dahil her tehdit paranın ülkeye gelmesi için adeta tefecilere yalvarıyorlar.
Tehdit üreten tek yetki geçmişi taviz vermeye daha müsait hale geldikçe hukuku sopa olarak kullanmak yoluyla zulmü büyütüyor.
Nereye kadar?
Diyelim ki
Tin tiranlarının çağı geçti. Yüksek kültürün etki alanlarında yine de her zaman bir egemenliğin olması gerekecek, – ama bu egemenlik bundan böyle tin oligarklarının elinde bulunuyor. Mekânsal ve zamansal tüm uzaklığa karşın, üyeleri birbirini tanıyan ve kabul eden, birbirine bağlı bir toplum oluşturuyorlar, kamuoyu da, kitle üzerinde etkili olan gazete ve dergi yazarlarının yargıları da, beğenme ya da beğenmeme değerlendirmelerini dolaşıma sokabiliyor.
19. yüzyıl, tarihin çarklarının ileriye doğru en hızlı döndüğü yüzyıl olabilir. Fransız Devrimi’yle açılan sahne, sonraki yüzyılın “devrimler çağı” adıyla anılmasına neden olacak şiddetli sınıf savaşlarına sahne oldu. Açıktır ki söz konusu dönemin tüm kırılma noktalarında işçi sınıfı vardır. Yoksul emekçiler, içinden çıktığı köylü sınıfıyla birlikte Fransız Devrimi’nin kitle kuvvetiydi. Burjuvazinin, eski düzenden kurtulmak için bayrak edindiği, kendi düzenini tahkim ettiğinde ayaklarının altında ezmekte tereddüt etmediği Cumhuriyet fikri bu açıdan varlığını işçi sınıfına borçlu. 1820-30 monarşilerine karşı ayağa kalkan yine işçi sınıfı iken, kazanılan devrimlerin sonrasında eski düzenin sahipleriyle uzlaşan ise burjuvazi oldu. Avrupa’ya yayılan 1848 devrimlerinde işçi sınıfı o zamana kadar görülmüş en kanlı darbeyle bastırıldı. Bundan sonrasında sadece Avrupa’da değil, tüm dünyada burjuvazi, eski düzenin gericileriyle anlaşarak kendi iktidarını ve kapitalist düzeni sağlamlaştırdı. İlk işçi iktidarı olarak selamladığımız 1871 Paris Komünü’nde ise artık burjuvazi tümden karşı devrim cephesindeydi.
Sürekli inşaat halinde olan modern kentlerin referans noktaları artık sokaklar, caddeler değil, kentin her tarafında karşımıza çıkan AVM'lerdir artık. Bu yapıların, kitle tüketim ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik merkezler olarak inşa edildiğini düşünürsek, toplumun kolektif hafızasını yeniden belirleyen bir yaşam modeli sunduğunu rahatlıkla görebiliriz. Her şeyin hemen şimdi tüketildiği, anın içinde kaybolduğu ve hemencecik unutulmaya yüz tuttuğu bu yapılarda kişiler büyük bir illüzyonun içindedirler sanki. Geçmişe ait hatıraların her gün gözümüze çarptığı caddeler silikleşmiş ve modern yapılara ve tüketim mekânlarına öncelik verilmiştir. Bu bağlamda, İstanbul ve Türkiye'nin birçok kentinde, AVM'ler tam da bu işlevi yerine getirir. Sadece tüketilebilenlerin depolandığı bu mekânlar, bireylerin hafızalarını da tüketirler.