Ve işte o an, aklıma birden benim kitaplığımda duran kitaplar gibi, birinin kitaplığında da benim yazdığım kitabın bulunabileceği geldi. Belki o da benim sık sık yaptığım gibi, kitaplığına göz gezdirirken "Bugün bunu mu okusam?" diye düşünecek ve kitabımı açacaktı. Diğer kitaplarla yan yana duran kitabımı hayalimde canlandırınca, içimde sanki küçük bir kıvılcım çaktı. Okurluktan yazarlığa ilk adımı, sanki o anda atmıştım.
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar,
Gökkuşağını tek renge boyamak istedi.
“Beterin beteri var” diye diye
alıştırdı insanları karanlığa.
Bir süre sonra
alışmak denen o görünmez zehir,
damar damar yayıldı hayatlara.
Yaraya merhem aramak yerine
yarıştılar acıyı normal saymakla.
Herkes kendi kuyusunun dibinde
başkasının ışığını söndürmeyi bekledi.
Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık,
sustukça büyüdü içimizdeki boşluk.
Çölün ortasında,
herkes kendi serabını alkışladı.
Kendi konforuna zırh ören cüceler,
Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin,
oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman.
(Şükür,
güzel bir erdemdi elbet,
ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.)
Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler
sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca.
“Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp
zehir evlerine sızınca şaşırdılar.
Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
İki insanın acısı iki çakmaktaşı gibi birbirine çarpmış ve bir kıvılcım çıkmıştı, ama bu bir ateşe dönüşmemişti, zaten artık ateşe dönüşecek bir şey de yoktu aralarında.
Dünyada ilim sahibi olan çoktur fakat İslamiyet'i yaşayan, ilmi ile âmil olan Müslüman âlimin hareketleri ve sözleri öylesine tesir eder ki, buna dayanan az olur. Her şeyi öğrenmeye çalışan, kafasını ilmin çöplüğü haline getiren insanlar, İslam âlimlerine dayanamaz. Hasta insan nasıl güçlü yemekler yediği zaman kusarsa, hasta beyinler de gerçek ilim karşısında kusar, isyana varan hallere girer.
İslami ilimlerden uzak, ibadetlerden mahrum olan bir cemiyette, gerçek ilim adamlarına hapishaneler düşer.
Buna rağmen, zulmetin yorganını başına çekip korkunç sesler çıkaran ayıların, kurtların, çakalların uluduğu, yılanların ıslık çaldığı bir ormanı, nasıl bir kıvılcım tutuşturur?..
Ve nasıl o ulumalar inlemeye, yok olmaya mahkum olur?..
Ve nasıl o karanlığın çarşafı yırtılır, aynen böyle de zulmetin içindeki nûrlu evlerde toplanan ve Allah'ın nûru olan İslamiyet'i öğrenen insanlar vardı. Erkam'ın (ta) evine benzeyen evler vardı. Ekmel Peygamberin izinden giden, O'nun sünnet-i seniyyesine ittiba ederek Müslümanlara yol gösterenlere tâbi olan cemaatler vardı.
Küçük günahta ısrar edersen, bunlar büyük günaha dönüşür ve seni helâke sürükler. Çünkü zehir az da olsa öldürür. Küçük günahlar, ateş kıvılcımı gibidir. Çok defa küçük bir kıvılcım, koca bir şehri yakar.