“.. Claudia onların aileleriyle kucaklaştıklarını, o uzun ve meşru kucaklaşmalar sırasında ağlaştıklarını görünce belli bir acı hissettiğini hatırlıyor. Bir anlığına onların da rol yaptığını düşünmüş ama sonra hemen bu düşüncesinden pişmanlık duymuş. Yeniden kavuştukları şey insanlar değil, isimlermiş. Nihayet bedenler ile isimler arasındaki o mesafeyi kapatıyorlarmış. Ama hayır. Ortalığa gerçek duygular hakimmiş. Eve dönerken kendi duygusunun da gerçek olduğunu düşünmüş.”
“ Ama ben nostaljiye karşıyım.
Hayır, gerçek değil. Nostaljiye karşı olmayı isterdim. Ne yana baksanız geçmişte verdiği sözleri yineleyen birilerini görürsünüz. Aslında hiçbir zaman sevmediğimiz şarkıları hatırlarız, ilk sevgililerimizle, pek de hoşlanmadığımız sınıf arkadaşlarımızla tekrar görüşürüz, vaktiyle reddettiğimiz insanları kollarımızı iki yana açarak selamlarız.”
“… Laik insanların savunduğu bir diğer değer de merhamet. Laik etik, şu veya bu tanrının buyruklarına değil çekilen acıları derinlemesine kavramaya dayanır. Örneğin laik insanların cinayet işlememe sebebi eski bir kitap tarafından yasaklanmış olması değil öldürmenin duyguları olan canlılara inanılmaz acılar yaşatmasıdır.
…”
…” Ahlak ‘ilahi buyruklara uymak’ değil ‘çekilen acıları azaltmak’ anlamına geliyor. Yani ahlaklı davranmak için bir mite ya da anlatıya inanmanız gerekmez, acıyı derinlemesine idrak etmeniz yeterlidir.