Ben bir at kazası geçirmiştim, attan düştüm... Büyükbabam o baygınlık hâlinde bana "gel, gel! yapıyor. Yanında Abdulhak Hâmid var:"Onun yapacağı daha işler var!"diyordu... Abdulhak Hâmid’e "büyük çileyi" sorduğum zaman, Rize’deki dağlarda böyle bir hâl geçirdiğini, ama işin içinden çıkamadığını ve kalabalıkların yoluna katıldığını söyledi...Ama onda BİZİM KUMAŞIMIZ yoktu. Cins kafa... O, 87 yaşındayken, ben 30 yaşlarındaydım. Bana, "ben Tanzimat’ı yaşadığım hâlde, senden öğreniyorum!" demişti... Onda Servet-i Fünun’culardan farklı bir doku vardı, onlar gibi değildi; ama konuştuklarımızı onunla da konuşmazdın... Cins sanat kumaşı yoktu... Ne kadar yalnız insanız biz; bizi anlamazlar, kumaşımız başka!Tarih söylesin!..
-Salih Mirzabeyoğlu, Tilki Günlüğü 1, Yevmiye: Abdulhak Hâmid, ″GÜNLÜK BİR TARİHÇE″ başlıklı 11 Eylül bölümü-
Yolculuk yeni bir hikâye için bazı düşünceler getirdi: Insanlarla, yazacağı roman için dostluk, ahbaplık eden bir yazar. Sadece bu amaçla ilişki kuruyor. Onlara anlattırıyor, kötü niyetli yani. Yanında bir kadın, hasta; onu da kullanıyor - Abdulhakhamit gibi. Onun için elemli şiirler yazıyor.
“Eyvâh! .. Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden..”
Abdülhak Hamit Tarhan ‘ın genç yaşta kaybettiği eşi Fatma Hanım’ın ardından yazdığı ‘Makber’ şiiri, bir kadın için yazılan şiirlerin en hüzünlülerindendir...
Rahmetle...#12Nisan1937🏴
Makber ‘i dinleyin: youtu.be/DjMTrp85G80