” Ey değişimi sevmeyen ve devrimlerden korkanlar! Bu çömelen iki adamı birbirinden ayırın. Onları birbirlerinden tiksindirin. Birbirlerinden korkutun, şüphelendirin! İşte korktuğumuz şeyin başı bu. Bu zigottur. Çünkü burada, “Ben toprağımı kaybettim!” sözü değişmektedir. Bir hücre parçalanıyor ve bu parçalanmadan sizin hoşlanmadığınız şey doğuyor... Toprağımızı kaybettik! İşte asıl tehlike burada; çünkü iki insan, bir insan gibi yalnız ve şaşkın değildir. Ve bu ilk “biz”den daha tehlikeli bir şey doğmaktadır: “Benim az bir yiyeceğim var” artı “Benim yiyeceğim yok”. Eğer bu problemin tutarı, “Bizim azıcık bir yiyeceğimiz var” olursa, iş yoluna girmiş, hareket yönünü bulmuş demektir..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Jack London’ın Demir Ökçe kitabı distopya edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilmektedir. Demir Ökçe, önsöz ve 25 bölümden oluşmaktadır. Kitap, emekçi sınıf ile oligarkların oluşturduğu kapitalistlerin arasındaki mücadelesini anlatmaktadır.
Kitabın kahramanı Ernest Everhard’dır. Yapıttaki diğer kişiler Avis Everhard, Piskopos Morehouse ve Albay Van Gilbert’tir. Demir Ökçe kavramı ilk kez kitabın kahramanı olan Ernest Everhard’ın ortaya attığı bilinmektedir. Ernest’e göre Demir Ökçe ezen sınıfına verilen bir kavramdır.
London’ın yapıtı, Ernest’in elyazması, eşi Avis Everhard’ın dilinden anlatılarak kaleme alınmıştır. Olaylar ise Ernest Everhard’ın eşi Avis Everhard ile tanışması ile başlar. London, kitapta sosyalizmi hayali bir ideoloji olmaktan çıkartmaya çalışmaktadır ve sosyalizme karşı meyilini de, Ernest Everhard’ın yapıttaki diyaloglarıyla vurgulamaktadır.
1902 yılında Amerika Birleşik Devletini etkisi altına alan Tröstlerin; çocuk, kadın ve erkek farketmeksizin saatlerce çok az bir ücrete çalışmak zorunda kalan bir işçi sınıfı vardır. Orta sınıf Ernest’e göre bir piyon olarak Tröstler tarafından kullanılmaktadır. Çünkü küçük esnaftan, iş adamlarından ve zanaatkarlardan oluşan orta sınıf, Tröstleri oluşturmaktaydı. Oligarklar ekonomiye hâkim oldukları gibi siyasileri, kiliseyi ve mahkemeleri de etkisi altına almıştır. Kitapta özellikle sendikaların oligarkların hâkimiyetinde olduğunu, çocuk işçilerin, kadınların haklarından mahrum kaldığını ve çalışma saatlerinin uzun olmasından ötürü ara dinlenmelerinin olmayışından dolayı iş kazalarının artışını bahsetmekte daha da önemlisi Amerika’da iş hukukunun illegal olduğu üzerinde durulmaktadır. Genel grevin olmayışına karşı eleştiride bulunmaktadır.
Ernest’e göre kar sermaye sınıfı ile işçilerin ücreti arasında