Büyük bir felaketin ardından sorunların boyutunda bir küçülme ve minyatürleşme süreci başlar çünkü insanın evladı öldükten sonra artık parmağını mı kesmişler, arabasını mı çalmışlar, kimsenin ipinde olmaz. İnsan, içinde bitimsiz bir üzüntü taşıdığında ölmek artık o kadar ciddi bir mesele olmaktan çıkıyor.
Kendisinden önce yaşamış, hastalarını umutsuzca tedavi etmeye çalışırken hıyarcıklı veba ya da koleraya yakalanıp ölmüş doktorlar gibi Hector Abad Gomez de bir ulusun başına gelebilecek en büyük salgının, en ölümcül vebanın, yani farklı siyasi gruplar arasındaki siyasi çatışmanın, suçun kontrolden çıkmasının, teröristlerin patlattığı bombaların, hesaplaşan mafya gruplarıyla uyuşturucu tacirlerinin kurbanı oldu.
Kolıma Öyküleri, Sovyetlerin "çalışma kampları"na bakış attığımız çok sarsıcı bir eser. Hem yalın bir dille yazılmış hem de o kadar şov yapmayan bir tarzı var ki bu eserin kitabın anlattığı ortamı gördüğünü hemen anlıyorsunuz. Gerçekten de yazarımız on yedi yıl boyunca Gulag sisteminin içinde kalmış. Adi suçlular ve 58.maddeden dolayı orada olan siyasi suçlular hakkındaki gözlemleri, tüm mahkûmların giderek artan açlıkla birlikte değişimi çok vurucu. Kitabı bitirdiğinizde unutamayacağınız hayat kesitleri kalıyor size. Kamptaki farklı kişilerin hikayeleri anlatılmasına rağmen asla kesit kesit gelmeyen ve tüm hikayeleri birbiriyle örerek unutulmaz bir tablo oluşturan çok akıcı bir eser. Kitabı okumak istiyorsanız sarsılmaya hazır olmalısınız.
Kitabı severek okudum. Konusuna bakınca bir felaketzadenin hikayesini okuyacağımı düşünmüştüm ama kitap bundan çok daha fazlasıydı. Yazarın anlatım tarzına da anlattığı her dönemi ve ülkeleri şarkıları, siyasi tarihi, toplum yapısını hatta dilleri üzerinden bu kadar bütünlüklü aktarışına da hayran kaldım. Karakterin değişimini sevdiği kadınların gözünden görmek çok büyük bir keyifti. Gerçekten eşsiz bir inci gibi bu kitap. Okuduğum için çok mutluyum.