1960’lı yıllarda ABD’de iktisadî bir krizin alâmetleri belirir gibi olmuştu; ve bu krizin ekonomik bakımdan geri memleketlerde karşılaşılan buhranlarla bir alakası yoktu. Yani orada, istihsal aleyhine bir istihlâk (tüketim) muvazenesizliği göze çarpmıyordu; tam tersi, istihlâk aleyhine bir muvazenesizlik görünüyordu. Büyük çapta gerçekleştirilen istihsal suyunu, istihlâk zemini yutamıyordu. Bu hâl karşısında istihsali kısmak ve değer ölçüsünü kaybetmemek için bazı fabrika ve imal tezgâhları, faaliyetlerini indirmek zorunda kalıyorlardı. Aynı hâlin bir başka türlüsü Birinci Dünya Harbinden sonra da olmuş ve Amerika’ya o kadar altın üşüşmüştü ki, iktisadî tecelliler planında son derece garip bir hadise olmak üzere, bizzat altın —yani sabit değer— tepetaklak yuvarlanmış ve değer ölçüsü düşmeye başlamıştı. Bunun ismi, birkaç sene evvelki krizle beraber, “zenginlik hastalığı ve hazımsızlık illetiydi”; ve züğürtlük derdi kadar müthişti. İşsizlik, huzursuzluk, her türlü buhran, bu hâlin vahim neticeleri olabilirdi.
Amerikan ekonomisinin bu sıkışık hâline ilk ve en isabetli teşhisi, o zaman Amerika’yı ziyaret etmekte bulunan Alman İktisat Nazırı Erhard koydu. Bu dünya çapındaki iktisatçı, vaziyeti nasıl gördüğünü soranlara şöyle cevap verdi:
“Amerika’da bir istihlâk takatsizliği değil, ruhî planda bir istihlâk isteksizliği vardır; ve her şey ondan doğmaktadır!”
Alman İktisat Bakanı, bu teşhisiyle tıp ilminde bir tesbit belirten “Psikosomatik” gibi, iktisatta da ruhî âmile en başta yer verici bir ekonomi anlayışı ve tabiri getiriyordu: “Psiko-ekonomi”… Yani “Ruhî İktisat… Ruhî-iktisadî ölçüler… Ruhî iktisat ilmi…”
**Alman İktisat Bakanı’na göre, buhranın ortadan kalkması için halkta satın almak, yani harcama şevkinin
Sayfa 35 - 2005, I. Levha — GENEL BAKIŞ, “Ruhçu İktisat”, İBDA Yay.