İkinci olarak, öfkeyi gerçekçi şekilde gözden geçirme lisiniz. Öfke sadece diğer kişinin içindeki bir duygudur.
Odanın öbür köşesine zıplayıp sizi incitemez. Siz izin ver medikçe “içinize giremez”. Bir başkasının öfkesinden ayrı durmak, hayati önem taşır. Bırakınız öfke, başkasının için de kalsın. Kendini daha iyi hissetmek için, öfkeyi duyum saması gerekecektir. Siz onu bundan kurtarır veya kendi üzerinize alırsanız, öfkeli kişi iyileşmez ve siz de bağlanmış olursunuz.
Üçüncü olarak öfkenin, bir şey yapmanız için başlama işareti olmasına izin vermeyin. Sınırları olmayanlar, başka larının öfkesine otomatik olarak yanıt verir. Yardıma koşar, onay arar veya kendileri de öfkelenirler. Hareketsizlikte büyük güç yatar. Denetimsiz birinin yolunuzu değiştirme nizdeki başlama işareti olmasına izin vermeyin. Sadece onun öfke duymasına izin verin ve ne yapmanız gerektiğine kendiniz karar verin.
...
Beşinci olarak, öfkeli kişinin sizi öfkelendirmesine izin vermeyin. “Gerçeği sevecenlikle konuşurken”, sevecen bir tutumu koruyun. Yasanın “göze göz” zihniyetine, veya dünyanın “kötülüğe kötülükle karşılık verme” zihniyetine takılı kaldığımızda, bağlanmışlık içinde oluruz. Eğer sınır larımız varsa, sevecek kadar ayrı oluruz.
Altıncı olarak, sonuçları zorlayan fiziksel uzaklık ve di ğer sınırlamaları kullanmaya hazırlıklı olun. Bir kadının ya şamı, “Bana bağırılmasına izin veremem. Bu konuda bana saldırmadan konuşabileceğine karar verene kadar, yan o- dada olacağım. Bunu yapabildiğin zaman, seninle konuşu rum” diyebildiğini fark ettiğinde değişivermişti.
Bu ciddi adımların, öfkeyle atılması gerekmez. Teslim olmaksızın veya denetlenmeksizin, kendinizi sevecenlikle karşınızdakinin yerine koyup, konuşmayı sürdürebilirsiniz.
“Kızdığını biliyorum; bunu senin yerine benim
Geleneksel olarak, psikoterapistler (ve genel kamuoyu) öfkeyle başedebilmek için iki ana yol olduğunu düşünürler:
1- öfkenin içe yönelmesi ya da 2- öfkenin dışa yönelmesi.
Birinci çözümün "hastalıklı" olduğu düşünülür, saldırganlığınızı içe döndürürsünüz, ve öfkeyi içinize çekip yutarsınız. Bu kesinlikle sizi çürütür; suçluluk ve depresyona yol açar. Freud gibi kimi psikanalistler içe atılmış öfkenin depresyonun nedeni olduğunu düşünmekteydi. Ne yazık ki, bu noktayı destekleyen inandırıcı kanıt yoktur.
İkinci yolun ise "sağlıklı" olduğu söyleniyor - olasılıkla öfkenizi ifade eder, duygularınızı dışa vurdukça kendinizi daha iyi hissedersiniz. Bu basit yaklaşımdaki sorun bunun çok da işe yaramamasıdır. Ortalıkta öfkenizi tamamen dışa vurmuş biçimde gezinirseniz, insanlar bir süre sonra kaçık olduğunuzu düşüneceklerdir. Aynı zamanda toplumda öfkeli olmadan insanlarla nasıl başa çıkabileceğinizi de öğrenmemiş olursunuz.
Bilişsel çözüm ise her ikisinden de üstündür. Üçüncü bir seçeneğiniz var: Öfke yaratmaya son verin. Öfkenizi yaşamak ya da öfkenizden kurtulmak arasında karar vermek zorunda değilsiniz; çünkü, artık öfkeniz olmayacak.
Sayfa 166 - Psikonet Yayınları, 44. Basım, Ağustos 2019·Kitabı okudu
Eğer içimizde birisine karşı öfke duygusu taşıyorsak, bütün odak noktamız da o kişi üzerinde yoğunlaşacaktır. Öfke duygusu ile yaşayan insanlar yaptıkları işe tam olarak odaklanamadıkları için başarılı olamazlar ve en acısı da; insanların yaşamlarında karşılarına çıkan güzellikleri bu yüzden fark edememeleridir.
Kızgınlık ve öfke içinde olmak, yalnızca o duyguyu ruhunda barındıran insana zarar verir! O insan yüreğini ve ruhunu öfke ile kemirirken, öfke duyduğu insan ise çoğu zaman bundan habersizdir ve hayatını en iyi şartlarda yaşamaya koyulmuştur. Bu duygu durumu içindeyken yine iki seçenek çıkar insanın karşısına; ya affedecek, ya da öfkesine yenilecektir!