Müminler içinde öyle yiğit erler vardır ki,
Allah'a verdikleri sözde durdular.
Onlardan kimi verdiği sözü yerine getirdi,
Kimi de sırasını beklemektedir.
Onlar verdikleri sözü
Hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.
Ahzab-23
"Şems bana bir şey öğretti: 'Yeryüzünde bir tek mü'min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin.' Ben de biliyorum ki, yeryüzünde üşüyen mü'minler var, artık ben ısınamıyorum."
Biz bir ümmetiz. Ümmeti olmakla şeref bulduğumuz canımız Peygamberimizin buyurduğu gibi biz, bir binanın tuğlaları gibiyiz. Aramıza konulmuş sınırlar, mesafeler, statüler, gönüllerimizin sıcaklığı ve yüreklerimizin aynı frekansla çarpması karşısında yok hükmündedir. O yüzden biz, Ebu'l-Hasan Harakâni'den ilhamla şöyle deriz: "Türkistan'dan Şam'a kadar olan sahada bir din kardeşimizin parmağına batan diken, bizim parmağımıza batmıştır; onun ayağına çarpan taş, bizim ayağımıza çarpmıştır. Onun acısını biz duyarız. Bir kalpte hüzün varsa, o kalp bizim kalbimizdir."
Biz bir ümmetiz. Aynı kitabın ve peygamberin çocuklarıyız. Afganistan, Irak, Libya, Somali, Filistin denilince bizim yüreğimiz yangın yerine döner. Çünkü oraların kalbi bizim sadrımızda atar. Ümmetin mazlum ve mağduru gözlerini göklere dikip "Ye veyleta..." diye âh ettiğinde o âhla sadece Arş titremez, biz de titreriz. O acı çekiyorsa biz de acı çeker, o ağlıyorsa biz de ağlarız. Ümmetin tek ferdinde bile bir acı varsa biz artık o saatten sonra sevinemeyiz, gülemeyiz.
İnançsız toplumların merhameti yoktur. Hem, müslüman toplum, neden inançsız toplumların merhametine muhtaç olsun? Asıl inançsızlardır ki, müslümanın merhametine muhtaçtırlar.
Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanç ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mâni olmak için.
Yüreğim Milletimin halinden kanlıdır. Böyle ce bir milletin, İslâm Milletinin düştüğü acı bölünme, cehalet, maddî ve mânevî batış hali beni tarifsiz sıkıntılara düşürür. Ama yine Allah'ın rahmeti gelir, beni ye'se düşmekten kurtarır.