(...) Üstadım’ın Eylül 1980 tarihli, “Mevlâna Rezaleti” başlıklı yazısı: Ne korkunç bir başlık değil mi?.. Birdenbire insana gelen his şu: Mevlâna’yı korumak için mi, batırmak için mi kullanılıyor bu başlık? Bakın niçin?..
Mevlâna gibi, İslâm'ın iç dünyasına âit ilâhî ışıkları fezâ çapı gönül fanusunda ışıldatan bir velî etrafında yaptıkları törenler ve gösterdikleri alâka, hele yarı resmî devlet ifâdesi olarak o büyük zâtı anlamak ve anlatmak bakımından gerçek mânâya o kadar uzaktır ki, “rezalet” kelimesinden başka hiçbir türlü belirtilemez.
Biricik vasfı İslâm, biricik hakikati tasavvuf ve biricik gayesi ilâhî visal olan koca velîyi, döndüre dolaştıra nihayet turist terliğine benzettiler. Şişli dönme muhitleri, Zekeriya sofraları veya ispritizma masaları mutekitlerinin hakikat ve güzellik ölçüsü çemberi içine almaya yeltendiler Mevlâna’yı...
Yukarıdaki vasıflar dururken Mevlâna’nın ne Türklüğü, ne şairliği, ne düşünürlüğü hayal edilebilir.
“Ben Kur’ân’ın kölesiyim; ben Ahmed-i Muhtar’ın yolunda O’nun ayak toprağıyım!” diyen bir ermişi, bağlı olduğu aşk ve imân kutuplarından ayırıp rejimin ve günün keyfine göre şekil ve mânâlara büründürmek, Kur’ân’ın kölesi ve O’nun ayak toprağı olmayı kabul etmeyenlerin manevî cinayetleri arasında en sefil olanıdır.
Allah ve Resulü’ne bağlı olmayanların Mevlâna’ya bağlılık iddia etmeye ve onun mübarek adını mini etekten “Gelin Gecesi” tuvaletine, turist kokona tecessüsünden favorili züppeler cümbüşüne kadar istismar vesilesi kılmaya hakkı yoktur.
Kim bu şekilde oynamalar, zıplamalar, hırlamalar, dümbelek çalmaların dinde ve Mevlâna’da olmadığını biliyor ve “Ben Kur’ân’ın kölesiyim” diyorsa o buyursun Mevlâna törenine!..
Vâridât: Hazret-i Mevlâna, ″KUSTO ÇANAKKALEDE″ başlıklı 11 Haziran bölümü, İBDA Yayınları