Edebi Türkçülük
Şinasi ve Ziya Pașa'da görülen kımıldanış çok kifayetsizdi. Asıl edebî Türkçülük çığırı, nazımda Mehmet Emin, nesirde Ahmet Hikmet`ten sonra başladı. Mehmet Emin aslı itibariyle tam bir köylü çocuğu idi. Babası Istanbula yakın Zekeriya Köyünden bir balıkçı reisi, anası Edirne'nin köylerindendi. Yüksek tahsili yoktu. Gümrükte küçük memuriyetlerden başlayarak valiliğe, mebusluğa kadar yükselmişti. Kerem ile Aslı, Âşık Garip gibi eserleri babasına okurken edebî zevki teşekkül etti. Eski edebiyatla ruhu kaynaşmadı. Cemalettin Efgani'nin telkini ile sade dili denedi ve orada kaldı.
Sayfa 152 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Yeni suçlu sınıfı kötülerden, sapıklardan ve kana susamışlardan oluşuyor, bunlar iktidarı yavaş yavaş ele geçiriyorlar, sınırdan başlayıp taşraya, cahil polislerden siyasetçilere, araya hiç kimseleri koymaksızın; nereden çıktı bu yeni suçlular? Köylü değiller, işçi değiller, orta sınıf değiller. Başka bir sınıfa aitler; suçlu sınıfına, izbe bir bardaki sıcak biranın köpüğünden doğan Venüs gibi. Kuyrukluyıldızın çocukları onlar. Yolsuzluk, dalavere, şantaj, tehdit, her yola başvurup sonunda bir belediyenin başına geçerler ya da federasyona bağlı bir eyaletin ya da belki bir gün bütün ülkenin...
Sayfa 168 - Everest Yayınları·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sovyet Rusya'da bugün uygulanmakta olan kadınlar için eşit yurttaşlık fikri, burjuva feministlerin mücadelesi ya da güçlü kişiliklere sahip tek tek kadınların kahramanca çabalarıyla değil, 1905'teki ilk Rus Devriminin yarattığı şimşekle hayat bulan geniş emekçi ve köylü kadın kitleleri arasında kendiliğinden doğan baskıyla topluma yayıldı.
Sayfa 90 - Yordam Kitap, Birinci Basım, Ağustos 2023
Köylü kadınların isyanı
Erkekleri katmayı beceremediklerinde ise nihai taleplerini ve ültimatomlarını sunmak için kendi başlarına malikânelere yürüdükleri de oluyordu. Ellerine ne geçtiyse silah olarak kuşanmış halde erkeklerin önüne geçip ceza müfrezelerinin karşısına dikiliyorlardı. Yüzyıllardır ezilen mazlum köylü kadın, birdenbire siyasi dramın ana figürlerinden biri haline gelmişti. Köylü kadınlar, devrimci dönemin tamamı boyunca erkekleriyle daima birlik olmuş, köylü çıkarlarını korumuş, savunmuş ve şaşırtıcı bir incelik ve hassasiyetle, kadınlara özel ihtiyaçları ancak bu ortak köylü davasını tehlikeye atmadığında gündeme getirmişlerdir.
Sayfa 88 - Yordam Kitap, Birinci Basım, Ağustos 2023
17.yy'da Osmanlı'nın çürümüşlüğü hakkında,
Kıbrıs'ta sürgün bulunan eski şeyhülislâm Karaçelebizâde Abdülaziz'in gözlemleri ve iddiaları özel bir önem taşır. Onun dönemin yüksek politikasında belli başlı karşıt görüşlü şahsiyetlerden olduğu unutulmamalıdır. Abdülaziz özellikle Venedik'le deniz harekâtı, mâlî kargaşa ve bunalım hakkında Naîmâ'ya kaynak olan vekâyinâmelerden daha ayrıntılı bilgi verir. Mâliyedeki kargaşa hakkında görüşlerini anlatırken defterdar Moralı'yı şiddetle kötüler, vezir Derviş Paşa'nın kendi kethüdası Ali Paşa'yı mâliyenin başına getirdiğini kaydeder. Derviş Paşa sipahiler tarafından tehdit edilmektedir. İbşir Paşa'nın mâliyeye getirdiği "intizam" Murad Paşa tarafından bertaraf oldu, der. Murad Paşa'nın ortadan kalkmasını takdîrle karşılar. Onun zamanında hazine gelirleri, “İki, üç sene peşin alınmış, Yahudi sarraflardan alınan züyuf akça kullanılmış"tır; öte yandan reâyadan alınan olağanüstü avâriz vergileri kalkacak, onun vezâretten ayrılmasıyla reâya rahata kavuşacaktır. Abdülaziz reâya olmadan devlet olmaz ("lâ-mülk illâ bi'l-raiyye") diyen kadîm siyaset teorisini tekrarlar. Padişah huzurunda mâlî işler konuşulurken, paşmaklık adıyla hazineden alınan para (30, 40 bin esedî guruş, 25 veya 26 bin altın) eski şeyhülislâma göre Şerîat'a aykırıdır. Padişah bu noktada suskun kalmış -yani vâlide ile bu hususta tartışmadan kaçınmıştır. Abdülaziz, saray kilerine harcanan parayı mâliye defterinde gördüm, aklıma "fütur verdi" diye yazar. Abdülaziz pâdişahın masraflarını dahi eleştirir: Yazın Keşiş Dağı'ndan (Uludağ) saraya buz gönderilirmiş, bunun için Bursa ihtisâb gelirinden 30.000 akça ödenir ve kayıklarla buz saraya eriştirilirmiş. "Bu israftır. Şerîat'a aykırıdır". "Devlet erkânı bunu zat-i şahaneye arz etmezler." Abdülaziz'e göre mukata'at (devletin mukata'a defterlerinde kayıtlı gelir
Sayfa 331 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Anadolu'daki topraksız köylü gençler, levendler, 19 bir tüfek edinip paşaların kapılarında sarıca-sekban adıyla hizmete alınırdı. Türlü yollarla halkı soyarak zenginleşen vali-paşalar, bu suretle İstanbul'a, özellikle yeniçerilere karşı mücadeleye girerlerdi. Maaşları kesilince Celâlî eşkıyası olan sarıca-sekbanlar, çete halinde Anadolu'da köyleri, şehirleri haraca keserek, yakıp yıkıyorlardı. Celâlî çetelerini Kuyucu Murad Paşa'nın korkunç yöntemlerle sindirmesinden sonra, sarıca-sekbanlar paşa kapılarına üşüşmüşlerdi. Böylece, Celâlî paşalar dönemi başlamış oldu. Bu valiler, merkeze karşı bağımsız hareket ederler, kapı-kuvvetlerini beslemek için halkı soymaktan çekinmezlerdi.
Sayfa 302 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih